
Bu teorik öncüller ışığında tarih yazım pratiğine de giriş yapıyor. Çalışmasının "tarih çalışması değil, tarih üzerine” bir çalışma olduğunu belirtiyor.
Kayaoğlu, İbrahim Kaypakkaya’nın eserinin kategorik önemini ve ezilenlerin tarihten bugüne uzanan mirasını sahiplenmek için bilme işleminin önemini vurguluyor. Marksizm alanında yaşanan tartışmalara yönelik bir konum bildirimi de olan "Hangi Tarih Mirasçısıyız?” manifesto özelliğini kazanıyor. Kayaoğlu, ezilenlerin tarihsel mirasının izlerini, ezilenlerin ezenlere karşı mücadelesinde sürüyor.
Kitap tarih ile tarih yazımı, ileri-geri ile ilericilik-gericilik gibi ayrımların çerçevesini çizdiği teorik önermelerinin sonuçlarını izliyor. ‘Devlete karşı tarihsel anarşi’, ‘Ahilik ve kentsel demokrasi modeli’, ‘Fetret dönemi ve Bedreddin Ayaklanması’, ‘Patrona Halil Devrimi’ gibi ezilenlerin etkin varlığının göründüğü koşullarda tarih pratiğini sergiliyor. Marksizm içinde yürütülen ve tarihe bakışı örnekleyen kimi çalışmalar özellikle aydınlanmacı etkiye maruz kaldıkları oranda eleştiri konusu yapılıyor.
Kitap, "Marksizm tarihinin sınırlarından öteye taşımaya, sınırlarını bir yandan belirginleştirmeye, öte yandan genişletmeye” çalışmak gibi önemli bir iddiaya sahip. Uzun erimli bir çabanın ürünü olarak "Marksizmi doğduğu kabul edilen tarihin öncesinden arıyor ve "Marksizm öncesi Marksizm”e ulaşıyor. "Hanif Marksizm olarak seçikleştirilen bu Marksizm anlayışı kendisini ezilenlerin devrimci varlığına güdümlüyor.
Ezilenlerin geçmiş, hatta güncel mücadelelerinin ‘tarih’ sığasına çekildiği; zamansız, yenilgiye mahkum, ütopik olarak alındığı, üretime dayalı etkinliğin izinin sürülerek ve ölçüsünün işletilerek ezilenler karşısında ezenle kol kola aynı saflarda sıkışıldığı ve çoğunlukla oran olmanın ötesinde baskınlaşan Marksizm yaklaşımı kitabın kesin ve kategorik reddinin konusudur.
Kayaoğlu’nun reddettiği miras, sadece ezenin tarih yazımı değil, ezilenlercilik olarak vuku bulan, ezilenlerin acılarına sulu göz bir duygudaşlığı ve uygarlığın olanaklarıyla tüm tarihin ereğine oturan; ancak o zirvede kendi adına konuşacak olan ezilenler beklentisidir. Kitabın önermesi ise "Bizim yaptığını izleyeceğimiz kişi, zincirlerini koparan, gemini azıya alan, yaptığı piramidi yıkan, savaşta namlusunu kendi komutanına çeviren canlı varlıktır.” Tarihin ezilenlerin elinde silah haline gelmesinin yolu da buradan geçer.
SÜLEYMAN YILMAZ BULDURAÇ / Tekirdağ 1 nolu F Tipi Cezaevi