Süreçler öyle hızlı ve yoğun işliyor ki yetişene aşk olsun. Ortadoğu coğrafyası her zamanki gibi kaynar kazan. Kürdistan tarihsel misyonuna denk, direniş deryası. Bir yanda Rojava, bir yanda Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Süreci, bir yanda ulusal kongre, diğer yanda İran’ın gerçekleştirdiği idamlar, seçimler, sol ittifak, utanç duvarı… Saymakla bitmeyen, zincirin halkaları gibi birbirine bağlı süreçler. Bir an olsun bunların hepsinden farklı ama bir o kadar da hepsiyle bağlantılı bir sürece gitmek istiyorum. İki yıl önce yaşanan depremden oldukça olumsuz etkilenen Van’a, Vanlı zamanlara gidiyorum.

Bu aralar Van hakkında çokça haberler çıkıyor. Gazeteler depremi, deprem sonrası yaşanan sıkıntıları ve bunun karşısında devletin ve hükümetin tutumunu sıralıyor. Diğer yandan; o direnişçi, baskıya ve zora gelmeyen, yaşananlar karşısında sessiz kalmayan duruşu işleniyor. İki fotoğraf karesi çıkıyor karşıma. Aynı mekanda ama farklı hisler uyandıran kareler. Bir karesinde insanlığımın utanan yanıyla karşılaşıyor, diğerinde ise amatör devrimciliğimin o unutulmaz zamanlarını görüyorum.
Ne kadar acısa da yüreğim, açılan yaraların dermanı olamadığımdan utanıyorum. Elbirliğiyle, seferberlik ruhuyla ihtiyaçları karşılayamadık. Devlete ve kurumlarına muhtaç ettik. O devlet ki Kürdün acı çekmesinden haz duyan, çıkarları için her şeyi yapabilecek olan devlet.
Evet, utanıyorum! Bu halkı beklentili duruma sokmayacak kurumsallığımızı sağlayamadığımızdan utanıyorum. Oysaki hiçbir mücadele gerçekliğinde bu derece bedel ödenmemiş, değer yaratılmamıştı. Kürt halkı insanlık tarihine öncülük etmiş olmasına karşın, Van halkının derdine kalıcı bir çare bulamıyor. Utanıyorum, utanmalıyız!
Muhakkak ki devletin ve AKP Hükümetinin Van halkının acılarının katmerleşmesindeki rolü en fazla olandır. Bugün somut anlamda depremi bir şantaj aracı olarak kullanması bunun göstergesidir. AKP Hükümetinin tek derdi önümüzdeki süreçte gerçekleşecek olan seçimlerdir. Kendini güvenceye almak için yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Her türlü kirli oyuna ve politikaya başvurabilir. Nitekim başvuruyor da.
Biz ne dersek diyelim, kimi eleştirirsek eleştirelim ilk önce kendimizi görelim. Samimi bir sorgulama gelişirse, o zaman görülecektir ki temel eksiklik bizden kaynaklanıyor. Yıllardır gündemimizde olan komün, kooperatif ve meclisleri doğru örgütleyip yaşamsallaştırsaydık, şimdi durum çok daha farklı olabilirdi. Ama hiçbir şey için geç değil!
Utancımı arttıran, tüm yetmezliklerimize rağmen Van halkının bir an olsun durmadan meydanlarda mücadele içinde olmasıdır. Kendi acılarını bir kenara bırakıp Rojava için, Demokratik Kurtuluş süreci için, İran’ın gerçekleştirdiği idamlara karşı ve devletin tüm yönelimlerine karşı direniş ve inşa mücadelesine öncülük ediyor. Van halkı kendin olmakta ısrar ediyor.
Kendin olmak ortak ruhla, güçlü birliktelikle, aynı alanlarda omuz omuza olmakla anlam bulur. Van halkı her şeye rağmen bunu sağlıyor. Peki ya biz? Kim depremzede? Biz mi, Van halkı mı? Zaman akış halinde, biz de zamanın içinde. Çoğu sürüklenen halde. Sürüklenenin tarih sayfalarında yeri olmaz. Sürükleyendir tarihe mal olan, tarihi olan.
İnsan yaşamında bazı zamanlar vardır ki asla unutulmaz. Çok kısa bir kesit olsa dahi; yaşanmışlıklar yüreğin derinliklerine işlenmişse, insanı ayakta tutmaya yeter ve artar. Mekan, insan yüzleri, sesler, gülümsemeler, soğuk, rüzgar, güneş ve yürekteki çırpınışı tetikleyen nice etmen. Her biri ortak duygunun farklı etkileyenleridir. Umudun büyümesine vesile olan, sevinci anlamlı kılan, gülüşler çoğaltan yaşanmışlıklardır bahsettiğim. Öyle ki; gözyaşları bir bir dökülürken yanaklardan, gülümsemeler fırlattıran anlardır.
Nasılını çok düşünüyorum. Neresinden tutsam, hangi anına uzansam, düşlerimin alev kızılı bakışlarıyla karşılaşırım. Yaptığım, yapmak istediğim ve yapamadıklarım… İçimdeki özlem yangınını belki de en çok yapamadıklarım büyütüyor. Bundan işte anılarımın kutsallığında, her an gözlerimin önünde beliren çocuk gülüşlerinde arındırırım.
Şimdi tüm içtenliğimle, yüreğimde birikmiş tüm özlemlerimle sorgudan geçiriyorum kendimi. Yaptıklarım, yapmak istediklerim ve yapamadıklarım için. Her şeye rağmen ‘keşke’ dememek için ‘iyiki’ler çoğaltıyorum düş denizimde.
Van’ın tozlu yollarında, eli, yüzü kir içinde yalın ayak koşturan çocukların her şeye rağmen umut aşılayan gülüşleriyle selama duruyorum şafakları. Doğan güneş insanlığa can verdi. Yükselen güneş yüreklerde umut büyütüyor.
Şimdi hep birlikte Van halkının bitmek bilmeyen özgürlük umutlarına ortak olma ve hep birlikte kendi çözümümüzü geliştirme zamanıdır.