
“Turnam bir gün bırakmıyacağım seni
Yaşamak ve sevmek için ard arda,
Ömrüm oldukça peşinden geleceğim…”
Turgut UYAR
Göç etmek belki en kolay turna sürüsü ile izah edilir. Sonbaharda güneye, ilkbaharda kuzeye taşınırlar. Sonbaharda göç etmenin manası, ardından gelecek olan kışın karlı soğuk havasındandır. Narindir zira turnalar. İlkbahardan sonra gelecek kavurucu yaz da onları yorar. Mevsimlerin ritmine göre göç eden yoksul yaylacılar gibidirler. Kolektif yaşamları göç ederken de aksamaz. Yoldaşlarını bırakmazlar. Narin tüyü, zarif boyu, ince uzun boynu ve bir enstrüman ahenginde duygulu ses çıkaran boğazı, belki turnanın hayatımıza kattığı en büyük güzelliktir. Oldukça duygulu ve lirik olan avazı, insanın en sevdiğine yakıştırıp süslediği ses olmuştur. Pir Sultan der ya; “Hazreti Şah’ın avazı/ Turna derler bir kuştadır/ Asası Nil deryasında/ Hırkası bir derviştedir” buradaki “hazreti şah” kimine göre Hz. Ali, kimine göre ise sembolü “turna” olan Hz İdris’tir. (Hz. İdris, Mısır mitolojisindeki Thot, Yunan mitolojisindeki Hermes, Roma mitolojisindeki Merkür’dür.)
Turnalar; mevsimine uygun yüksekten kalp ritmi ile uçarlar. Göç etmenin belki de en manalısıdır. Yüreğine alırlar her şeyini. Eşitlik onlarda ikrar hizasındadır. Neredeyse dünyada bütün uygarlıklarda barışın, bereketin ve mutluluğun habercisidir. Turnalar; yerden havalanırken yavaş hareket eder ve ısındıkça döne döne yükselirler. Alevi inancında “semah”a figür olmuş kutsiyet kazanmış bir varlıktır. Semah; Alevilerin cem içinde en önemli ritüellerinden biridir. “Bütün evren semah döner/aşkından güneşler yanar” diyen Aşık Hüdai’nin betimlemesinden de bakarak; turnanın dönüşünün evreni tasvir ettiğini de söyleyebiliriz.
Biyolojik yapısı itibarı ile yöreye, bölgeye göre renklilik gözeten turnalar; Anadolu’da “allı”dır, “telli”dir. Bu her iki özellik de Alevi inancı içinde yolun rengi ve tınısıdır. Yalnızca bu değil, tedirgin uykuları da Alevilerin “cem” tutarken kaygılardan dolayı kapıda nöbetçi tutması gibidir. Tek ayak üstünde uyuyan nöbetçi turna ayak parmakları arasındaki perde sayesinde taşı avucunda tutar. Bir tehlike esnasında taşı bırakır ve sürüyü uyandırır. Gurbetten sılaya, sıladan gurbete âşıkların, aşkların, özleyenlerin hasretini taşır. En saf en temiz duyguların taşıyıcısıdır. Türkülerde, şiirlerde boy verir. Şiirlerinde oldukça çok dile gelen turnalar, bir rivayete göre Pir Sultan asıldıktan sonra bir daha oradan geçmemiştir. Başka bir rivayete göre ise turnalar Banaz üzerinden geçerken semah dönerler.
Paylaşımı, yaşam ortaklığı, çiftleşmesi, üremesi ve tümüyle kendine münhasırdır. Yolculuklarında kalp şeklini alırlar, öncü olmak, havayı yarmak demektir. Öncü yoruldukça yer değiştirirler. Çiftleşme döneminde çeşitli danslarla kur yaparak partnerini etkiler ve iki yumurta yaparlar. Tek eşli hayatlarında, eşleri ile yuvayı dönüşümlü korurlar. Sadakat timsalidir turnalar, yaşamı pırıl pırıldır... Avcılardan, silahtan çok korkarlar. Eşi avcı tarafından vurulan turna kendini suya bırakır, tutanaksız biçimde salar ve bir çeşit intiharla hayata veda eder.
Japonya’da bir söylenceye göre kâğıttan bin tane turna kuşu katlayan herkesin dileği kabul olurmuş. Rivayet odur ki; İkinci Dünya Savaşında atom bombasından zehirlenen ve sonra kanser olan küçük bir Japon kızı, aynı hastalıktan yatan fakat oldukça yaşlı bir kadını çok sever. Ölüm döşeğindeki bu yaşlı kadını hiç yalnız bırakmaz. Kadın ölmeden hemen önce küçük kıza der ki; “Benim için çok geç ama bizim inanışımıza göre, eğer bir kişi kâğıttan 1000 tane turna kuşu yaparsa, her istediği kabul olurmuş. Ben yapamadım, sen yap ve kurtul” demiş ve son nefesini vermiş. Sadako adlı kız çocuğu turna yapmaya başlar, “Kanatlarınıza huzur yazacağım. Böylece tüm dünyada uçabileceksiniz.” Fakat 644 tane yaptıktan sonra ömrü vefa etmez ve ölür. Arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp onunla birlikte gömerler. Turna kuşu o zamandan beri Japonya da “barışın ve nükleer silahsızlanmanın” simgesi olmuştur. Ünlü şair Nazım Hikmet bu olaydan on yıl sonra “kız çocuğu” adlı şiirini dizeler: “Hiroşima’da öleli/ oluyor bir on yıl kadar./ Yedi yaşında bir kızım,/ büyümez ölü çocuklar.”
Turna Mitolojisi alabildiğine köklü derin ve şaşırtıcıdır. Her ulus, her inanç neredeyse bu muhteşem varlığın güzelliğini, masumiyetini, avazını temsili olarak almıştır. Yunan mitolojisinde en kurnaz ve zeki tanrı olarak bilinen Hermes’in de simgesidir. Batıni (ezoterik) yolun kuramcısı olarak bilinir Hermes. Üç defa kutsanmış en kurnaz, en hızlı tanrıdır. Terziliği icat etmiş ve insanı hayvan derisinden giyim yapmaktan kurtarmıştır. Hermes’e göre, “insan ölen tanrı, tanrı ölmeyen insandır” timsali turnadır. İyiliğin, saflığın, temizliğin sembolü olan turnalar, kadim halkların tarihine ve mistik inançlara da eşlik etmişlerdir.
Anadolu’da evlenen genç kızların duvağına turnanın telini takması bir totemdir. Yuvalarına dokunmak büyük günaha vebaldir, kimin kapısına, bacasına konarsa orda iflah olunmaz acılar yaşanır.
Her inançta kendine yer bulmuş olana, turnanın şiire yansıması da uzaktaki sevgiliye hasreti taşıması için sevgi emanet edilmiştir.
“Turnam gidersen Mardin’e/ turnam selam söyle yâre” selamı, kelamı, uzağa tertemiz yollamanın en masum yoludur. “Telli turnam selam söyle sevdiğimin diyarına” emanet edilmiştir selam, turna kanadında taşır ve yürek sesi ile sunar en güzel sevgiliye.