
İnsanın ülkesinden kopup farklı yerlere savrulması, kişiyi bin bir cefanın içerisine sürükler. Yüreğindeki ülke hasretini söküp atamazsın. Nereye gitsen, ülke hasreti peşindedir; sokakta, iş yerinde, kaldırım parkelerinde, kısacası gidebileceğin her yerde… Lal ve körsündür. Bir sığıntıdan başka bir şey değilsindir başkaları için. Başkalarının gözleri sürekli üstündedir. Büyük çoğunluğu da acıyarak bakar sana ve kahrolursun. Nasıl olsa gerici doğudan kopup gelmişsindir. Çoğunluğu, senin hayatın boyunca hiç kitap okumadığını düşünür. Yazar ya da şair olduğunu tahmin bile edemezler. Hem hiçbir yazarın, yabancısı olduğu ülkede tanınmak gibi bir derdi de yoktur.
Ak kağıtlara boca edilmiş dertler
Bu arada, Avrupa çok kötüdür sonucu çıkmasın. Kimse kapına dayanıp ırkını, dinini, milliyetini sormaz. Bir suç işlesen linçe kalkışmazlar. Yasalar vardır. Adaletin karşısına çıkartılır suçlular. Hoşgörü kültürü oturmuştur. Fakat yine de, bir yabancının gözleri doğup büyüdüğü yerleri arar. Zorluluğun en büyüğü de ülkeden uzak olmaktır. Bu durum kahırla doldurur yüreğini. Hüzün her daim zerk olur damarlarına.
Dizlerinde derman varsa cebelleşirsin tüm bu zorluklarla. Kimi zamanda tıkanırsın artık. Yüreğin baştanbaşa çığlık kesilir. Çığlıklarını bastıra bastıra artık infilak noktasına gelmişsindir. Tam da bu noktada kalem devreye girer. Artık ak kâğıtlara boca edersin tüm dertlerini. Çoğu zaman da şiir olur bunlar. Elif Yıldırım’ın Favori Yayınları arasından “Aykolik” adındaki şiir kitabı çıkmış. Gurbette yaşamanın zorluklarını nakşetmiş kitabına. Ve kadın duyarlılığını şiirlerinin her bir dizesinde rastlamak mümkündür.
Çocuk yaşta yazmaya başlamış. UNİCEF’in düzenlediği bir yarışmada ürünü dereceye girer. Üniversitede okurken gazetecilik hevesi sarar benliğini. Bu sevdasından dolayıdır belki, üniversiteyi bırakır. Daha sonraları savrulup gelir İsviçre’ye ve hasret başlar.
“Kara adına ak şiirler uçurdum
Karadeniz’in ak kızıyım ben
Alnımda bir deniz taşıyorum yaban ellerde
Köpükleniyor hasretin
Aklıma sen düştüğünde…” diyor Elif Yıldırım. Hasretini dile getirmiştir. Çünkü Karadeniz’in sahillerinde büyümüştür. Hırçındır Karadeniz gibi. Zulme, haksızlığa karşı mücadele etmekten ısrarlıdır. Bilir yaşanan caniliklerin bizlerden de kaynaklandığını. Çünkü onlara ulaşamamışızdır. Ulaşıp ikna edememek ise bir eksikliktir. Dizelerinde de bu anlaşılıyor. İmgeleriyle bizi Karadeniz’in rengârenkliğine sürüklüyor. Orada yeşilin ve tüm renklerin her tonunu görüyoruz. Ve orada yaprak kıpırdasa, sesi şair Elif Yıldırım’a kadar ulaşıyor.
Cennet Kobanê…
Kürt değildir Elif Yıldırım. Yalnız kalbi Kürtlerle atmaktadır. Çünkü zulme uğrayanlar kimse, hemen onlardan biri oluveriyor. Hrant Dink öldürüldüğünde Ermeniydi. Şengal’de Êzîdî Kürt’tü. Kobanê’de yine Kürt, Türkmenler katledilirken de Türkmendi… Bu gibi durumlarda milli kimliklerin ne önemi olabilir ki. Kobanê’de yüreği top atışları altında Elif Yıldırım’ın. Ve şöyle diyor, “Bir Cennet varsa eğer bugün Kobanê’dir. Kadın savaşçıları cenneti savunan hurileridir... Savaş IŞİD denen cehennem zebanilerine ve işbirlikçilerine karşıdır... Sadece şunu biliyorum, iyilik kazanacak!’’
Evet, iyilik kazanacak. Kadın kazanacak. Yıllardır insanlık uğruna, yorganı gökyüzü, döşeği toprak olanlar kazanacak ve ondan sonra da bebekler büyüyüp katil olmayacaklar…
“Bir bebekten bir katil büyürken
Nerede eksildik hiç sordunuz mu?
Bizim eksikliklerimiz çekti tetiği
Eksik yanımızdır yerde yatan
Hiç düşündünüz mü?”
MEHMET SÖÐÜT