BERİVAN ALTAN / MA/ANKARA
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yetkisini kullanarak Madımak Katliamı hükümlüsünü serbest bırakmasına tepki gösteren insan hakları savunucuları, kararın ”ayrımcılık” olduğunu belirterek, raporlar konusunda Adli Tıp Kurumu’nun ”tek yetkili merci” olmasını eleştirdi.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Ocak’ta yayımladığı kararnameyle Madımak Katliamı faili Ahmet Turan Kılıç’ın affedilmesi ile hasta tutsakların durumu bir kez daha gündeme geldi. İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre, cezaevlerinde 457’si ağır bin 334 hasta tutsak var.
Hasta tutsaklar meselesi ilk olarak 2007’de İHD tarafından gündeme getirildi. Derneğin tutsaklara gönderdiği mektuplara verilen yanıtlar üzerinden veriler toplandı. İHD’nin o dönem mektuplar üzerinden elde ettiği verilerde ilk hasta tutsak sayısı 18 olarak kamuoyuna yansıtıldı. Bugün ise ağır hasta tutuklu sayısı 500 üzerinde. Hasta tutsakların yaşadığı sorunların başında sağlığa erişim, tedavilerinin yapılmaması, cezaevi koşulları ve Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından verilmeyen raporlar geliyor.
Cezaevi koşulları
Cezaevlerinde tekli ring araçlarının dayatılması, kelepçeli muayene, revire götürmede yaşatılan sorunlarla birlikte birçoğu tedavi olamıyor. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin veriler toplayan ve hasta tutukluların durumlarını sürekli gündeme getiren İHD Cezaevleri Komisyonu ve Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Nuray Çevirmen, cezaevlerinin doluluk oranının hastalıkları tetikleyen önemli unsurlardan biri olduğunu söyledi. Kendilerine son dönemlerde “tek kişilik ring aracında sevkler, doktor hasta ilişkisinde hastaya kelepçeli muayene dayatılması” gibi başvuruların arttığını belirten Çevirmen, birçok tutsağın da kelepçeli muayeneyi kabul etmediği için tedavi olmadığını sözlerine ekledi.
Üçlü protokolün etkisi
Hasta tutsakların hastaneye sevkleri, tedavi süreçlerindeki aksamaların bir diğer nedeni de üçlü protokol. Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı arasında yapılan protokolde, tutsaklar cezaevlerinde Adalet Bakanlığı’na (gardiyan), hastaneye sevk edilirken İçişleri Bakanlığı (jandarma, polis), hastanede ise Sağlık Bakanlığı (doktor, hemşire) alanına giriyor. İHD MYK Üyesi Nuray Çevirmen, “Tutsaklar, bazen jandarmanın, bazen de doktorların kötü muamelesine maruz kalabiliyor. Bu da tedaviyi reddetmeye kadar götürebiliyor” dedi. Çözüm üretilmesi gerektiğini vurgulayan Çevirmen, “ATK’nin tek merci olmaktan çıkarılması, üniversite hastaneleri ve tam donanımlı hastanelerinde raporlarının geçerli sayılması gerekiyor. Biran önce hasta mahpuslara yönelik bir politika geliştirilmesi gerekir. Zamanında tedavi imkanları gerçekleştirilmiş olsa, ATK tarafından içeride tedavi olamayacak hastaların tahliyesine onay verilse dışarıda daha çok tedavi imkanına kavuşacak ve ölümler olmayacak” şeklinde konuştu.
Öcalan, bırakılmalarını istedi
Hasta tutsaklar meselesi, 2013-2015’teki ‘diyalog süreci’nde de müzakere maddelerinden biri olarak yer aldı. Öcalan, İ 17 Ağustos 2013’teki görüşmede, “Hasta tutuklular hemen bırakılmalıdır. Biz nasıl elimizdekileri hemen bıraktıysak bakan bey de olumlu yaklaşmalı” demişti.
AKP’nin o dönemde dahi hasta tutsaklar meselesini çözmediğinin altını çizen Meclis nsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay, “O dönem gerçek bir çözüm olsaydı, hasta mahpusların hepsi bırakılacaktı, belki bugün bir çoğu dışarıda tedavisini yapıyor olacaktı, ki koşullar da uygundu. Ancak iktidar savaşta ısrar edeceğini hasta tutuklulara yaklaşımla da gösterdi. Çünkü samimi değildi” diye konuştu.
ATK’nin yaklaşımı ve çözüm
Ceza İnfaz Kanunu’nun 16. maddesinde düzenlemeyle yetkilendirilen Adli Tıplı Kurumu’nda “toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağının değerlendirilmesi” de yer alıyor. Ağır hasta tutsaklara “cezaevinde kalabilir” raporu veren ATK’ye başvuran birçok hasta tutsak rapor bekliyor.
50 tutsak katledildi
İnsan hakları örgütlerinin verilerine göre 2019’da 50 hasta tutsak yaşamını yitirdi. Ankara Tabip Odası (ATO) İnsan Hakları Komisyonu üyesi Ramazan Akçan, çok sayıda mağduru/başvuranı bulunan bir hususta tek bir kurumun yetkili kılınması, ATK’nin ilgili ihtisas kurulunun kaldırabileceğinden çok daha fazla iş yüküne neden olduğunu söyleyerek, yaşanan sorunları şöyle özetledi: “Rapor bekleyen hasta sayısındaki sürekli artış, hasta değerlendirme ve rapor hazırlama sürecinde ATK, ilgili hastane (hastanın tedavi gördüğü veya takip edildiği), Adalet Bakanlığı birimleri ve yargı organları arasında uzayan yazışmalar ve evrak transferi, rapor çıkış süresinin hasta mahpusun tahammülünün çok üzerinde uzaması, rapor bekleyen hasta mahpusların tedavilerinin aksaması, hastalıklarının ilerlemesi veya son aşamada ölümle sonuçlanması gibi durumlar gelmektedir.”
“ATK, sağlık hizmeti veren (uygun muayene, tektik, tanı koyma ve tedavi etme) bir kurum değildir” diyen Akçan, devamla şunları kaydetti: “ATK, sadece eksik veya fazla, doğru ya da yanlış önüne gelen evrakı inceleyerek, karar vermeye çalışan bir kurul yapısıyla sonuca gitmektedir. ATK çalışanları, bazı dosyalarda hastayı hiç görememekte, bazı dosyalarda ise sadece bir kez görerek, bünyesinde bulunmadığı için muayene, tetkik ve tanı için teknik ve altyapı imkanlarından faydalanmaksızın dosya üzerinden karar vermektedir. Bu veriler bağlamında ATK’nin bir hasta mahpus için infaz tehiri (ertelenmesi) konusunda karar verme yetkisine sahip tek kurum olması anlaşılabilecek bir husus değildir. ATK’nin bahsi geçen infaz tehiri veya kaldırılması sürecinin herhangi bir aşamasında rol alması dahi doğru değildir.”
Akçan, hastayı takip etmekte olan hekimin sunumu ile bir sağlık kurulunun kararı doğrultusunda infaz tehiri hususunda değerlendirilmesi en bilimsel yaklaşım olacağını vurguladı. Akçan, “İnfaz tehirine ilişkin standartların belirlenmesi, üniversite hastaneleri bünyesinde kurulacak olan yetkin sağlık kurulları tarafından infaz tehiri raporunun düzenlenmesi için yetkili kamu kurumları, bu alanda çalışan dernek ve vakıfların ortak çalışması bu sorunun çözümüne katkı sunacağı aşikardır” dedi.
Cumhurbaşkanı yetkisi ayrımcı
Cezaevlerinde bulunan ağır hasta tutuklular sorununa dair çözüm üretilemezken, yasal düzenleme olmadan da Anayasa’da yer alan 104’üncü maddeye göre; Cumhurbaşkanı “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek ve kaldırmak” yetkisine sahip. Erdoğan, 1 Ocak’ta Madımak Katliamı’ndan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası bulunan Ahmet Turan Kılıç’ın cezasını kaldırdı. Cumhurbaşkanı yetkisinin diğer hasta tutsaklara da uygulanması gerektiği çağrısında bulunan İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, “Aynı duyarlılığı Cumhurbaşkanı’nın diğer tutuklular için de vermesini bekliyoruz. Yıllardır biz dosyalar, listeler gönderiyoruz. Daha geçen hafta Cezaevi Tevkifleri Genel Müdürlüğü ile görüştük. Kangren olan bu sorun çözülmesi gerektiğini belirttik. Demek ki siz diğer siyasi mahpuslar bakımından çok rahat bunu kullanabilirsiniz. Kanser hastalarını tahliye edebilirsiniz. Burada sorun AKP’nin ideolojik yaklaşımıdır. Ayrımcılık olgusudur” dedi.