Bu topraklarda her halk kardeşlik demişti. Kardeş diyenlerin hepsi yok edildi. Sıra bize geldi. Doksan yıllık yok etme çabaları da bunu gösteriyor.
Katran karası, zifiri bir karanlıktır tek taraflı kardeşlik istemi.
1071’de bağrımızı açtık ve bağrımızdan hançeri yedik.
Kardeş olmanın da bir hukuğu olmalıdır. Ve geçmişten ders çıkarmak elzemdir. Tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorsak, bize karşıtlık yapanların karakteristik yapısını ve zihniyetini iyi kavramak durumundayız. Açıkçası katliam öncesi Ermeni halkının tavrını sergiliyoruz. “Aynı sınırlar içinde eşitçe yaşama hakkını,” talep ediyoruz. Ermeniler de aynı şeyleri talep etmişlerdi. İnatla Türk halkına istemlerini iletmeye çalışmışlardı. Hep dışardan gelecek bir kurtarıcı aramışlardı. Güvendiklerinin onları Osmanlı’ya yem edeceklerini düşünemezlerdi bile. Hoş, Kürt mücadelesinin başkalarından beklediği hiçbir şey yok. Gücünü halkından alan bir harekettir PKK... Bu anlamda Kürtler şanslıdır. Ama kardeşlik konusunda ciddi bir yanlışlık içindeyiz.
Ermenilere göre, Türk halkı geri bir zihniyete sahipti ve onları ileri bir noktaya taşımak gerekiyordu. Yaklaşık sekiz yüz yıl birlikte yaşamışlardı. Bu geçmişe sadık kalmak gerekiyordu. Birlikte ve kardeşçe...
Kardeşliği sol fikirli Ermeniler savunurken, Türk tarafının solcuları Ermeni meselesi konusunda Turancılardan farksızdı. Sorun cahillikten, yani gerilikten kaynaklanmıyordu. Hayır. Sorunun temeli Türklerin karekteristik yapısında gizliydi. Binlerce yıl tüm sorunlarını silahla çözmeye çalışmaları onlarda bir karakter haline dönüşmüştü. Her şekilde ve her durumda devletçiydiler. Talan ve gaspçı özellikleri vardı. Ermeniler bunu idrak edecek konumda değillerdi. Ermeniler kardeşlik şiyarına öylesine yapışmışlardı ki, siyasetlerini iyimserlik üzerine temellendiriyorlardı. Ermeni entelektüelizminin iyimser yaklaşımları, bir buçuk milyon insanın ölümüne neden olmuştu.
Biz de tüm siyasetimizi gerçeklikler üzerine oturtabilmeliyiz. Ermenilerin, Seyid Rıza’nın ve diğer Kürt mücadelecelerinin konumuna düşmemek için, realist söylemlerle ve doğru bir siyasetle karşıtlarımızın karşısına çıkabilmeliyiz.
Emin olunuz ki kardeşlik konusunda yanlış bir yoldayız. Çünkü bu konuda oldukça naif fikirlerimiz var. İnatla kardeş olduğumuzu söylüyoruz. Ve bizi anlamalarını bekliyoruz. Bize göre Türkler, Kürdistan’da yaşanılan vahşetlerden habersizdirler. Bence her şeyden haberdarlar. Ve bu vahşeti Türklerin çoğunluğu savunmakta. Kürtlerin üzerindeki egemenliklerini kaybetmek istemiyorlar, hepsi bu.
Belki çok acımasız bulacaksınız bu yazdıklarımı. Ama gerçeklikleri dile getirmek zorundayım. Zorla kardeşlik olmaz. Hele bu şartlarda hiç kardeş olunmaz.
Parmak kadar Enes’e kurşun sıkılınca insan olan karşı çıkardı.
Ceylan Önkol, paramparça edilirken karşı çıkmaları gerekiyordu.
Roboskî’de çocuk yaştaki insanlar katledilince tüm Türklerin yeter demeleri gerekiyordu. Yüzlerce insan, insanca bir yaşam için bedenlerini ölüme yatırmışlar. Süresiz dönüşümsüz açlık grevi kırkıncı günün üstüne çıktı ve ölüm sınırındalar. Tek bir ses çıkıyor mu?
Kardeşliklerini ancak, yok edilmek istenilen halkın yanında durmakla gösterebilirlerdi. Ölüm oruçları için ise sokaklara dökülmeleri gerekirdi. Ama tersini yaptılar. Sağır ve dilsizi oynamaya devam ediyorlar.
Bu yukardaki icraatlar televizyonlarda çok tartışıldı. Yani Türkiye’de yaşayan insanların hepsi şu veya bu şekilde yukarıda sözünü ettiğim olaylardan haberdar oldu. Ama kardeş dediğimiz halktan çıt çıkmadı. Çıkmasını da bekleyemeyiz. Onlar Turanist fikirlerin etkisindeler.
Kürtlerin ulusal hakları da onlara saçma geliyor. Tıpkı Turanist Ahmed Cevdet gibi. Ermenilerin ulusal istemlerini saçma buluyordu Ahmed Cevdet. Ve bizimle yaşamak istemezlerse, Arjintin’e gitsinler, diyordu. Tayyip Erdoğan’da, ‘’Kürtler Arjantin’de devlet kursa gitip müdahale ederiz” diyor. Yani Türk ırkçılığı yumuşama değil, tam tersine daha da sertleşmiştir. Arjantin’de bile Kürtleri rahat bırakmayacaklarını bizzat itiraf etmişlerdir. Bu noktada Ermenilere daha töleranslı davrandıklarını görüyoruz.
Peki, biz ne yapıyoruz, tüm bu olup bitenlerin karşısında?
İstemlerimizin çıtasını bile çok aşağılara çekebiliyoruz. Mesela Sayın Öcalan’ın cezaevi şartlarının yumuşatılmasını istemek yerine, Abdullah Öcalan’ın derhal bırakılmasını isteyebilmeliydik. Çünkü Sayın Öcalan, haklı bir dava için yola çıktı ve esir düştü. Yok edilmeye karşı çıkmış bir çığlıktı ve dalga dalga yaymıştı bu çığlığı.
Demokratik Özerklik uygun bir projedir. Ama karşı taraftan destek almanın çok zor olduğunu, hatta imkansız olduğunu da bilmeliyiz. Onun için kendi göbeğimizi, kendimiz kesmek zorundayız. Zorla kardeş olmaya çalışmak bizi yanlış yerlere götürüyor.
AKP’nin BDP ile görüştüğünü duyduğumda, yeni bir oyun peşinde olduklarını düşündüm. Sadece nefes alabilmeleri için manevra yapma ihtiyacını duyuyorlar. Kanmamak gerek. Hem son dönemlerde Tayyip Erdoğan’ın milliyetçiyim demesini yabana atmamak gerekiyor. İslami söylemleri sadece Kürtleri kullanmak içindir. İslam, kullanılan bir estrümandan başka bir şey değildir onlar için.
Halkımızın insancıl tutumları beni sevindiriyor şüphesiz. Ama zalime karşı insancıl davranmanın bize kaybettireceğini de bilmemiz gerekiyor.
Bu kardeşlikten bir şey anlamadım. Ölümümüze ses çıkaramayan bir halk bizimle kardeş olabilir mi? Bu istemimizi gözden geçirmek gerekmiyor mu acaba?
mehmetsogut-k@hotmail.com
Hata mı yapıyoruz?