15 Temmuz darbesinin „kontrollü darbe“ olduğunu, darbenin hemen ardından Med-Nuçe TV halka duyurdu.
Kılıçdaroğlu aylar sonra „uyanmaya başladı“ ve 15 Temmuz darbesi „kontrollü darbedir, asıl darbe Erdoğan tarafından OHAL ilan edildiği gün yapıldı“ dedi.
Biz de bu saptamaya katıldığımızı memnuniyetle açıkladık…
Dün Murat Yetkin Hürriyet’te CHP’lilerin TBMM darbe raporuna koydukları „şerhten“ şu cümleyi aktardı:
„Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın darbe günü daha erken saatte İzmir’den Ankara’ya gelirken, aynı uçakta darbe çatı davasının bir numaralı sanığı olarak yargılanan Akın Öztürk’ün de bulunması yalnızca tesadüf müdür?“
Bildiğiniz gibi 15 Temmuz darbesini Boğaz Köprüsüne, güpegündüz bir kaç tankı, üstelik tek bir şerit üzerinde konuşlandıran kuvvet, Kara Kuvvetleriydi. Darbenin „bastırılmasında“ da aynı rolü bu kuvvetin komutanı oynamıştı.
Oynamıştı, ama, darbe günü aynı uçakta Ankara’ya birlikte gittiği eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk aynı gün kulağı koparılmış, yüzü gözü darmadağın edilmiş, bir halde tutuklanmıştı.
Yani Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk, darbe günü Ankara’ya erken saatlerde birlikte uçuyorlar.
Neden?
Birisi güya darbe yapmak için.
Ötekisi de güya darbeyi bastırmak için…Darbeyi „bastıracak“ olan paşa, darbe „yapacak“ olanı „kontrol altına almış“ dersek durum anlaşılır olacak.
Buyurun bir örnek daha: Genel Kurmay Başkanı Akar ile, „baş darbecilerden“ Dişli 16 Temmuz günü aynı helikoptere binerek devlet kapısından kolkola geçmişler, ama hemen sonra Akar Yenikapı’da üniformasıyla nutuk atmış, Dişli ise kelepçelenip kodese tıkılmış.
„Darbeyi bastıranlarla“, „darbecilerin“ böylesine „birlikte uçma“ halleri, darbenin ne idüğünü çok iyi gözler önüne seriyor.
Muhtemelen MİT Müsteşarı, hem MİT’e, hem de CIA’ya aynı anda çalışan ajanları „potansiyel darbecilerin“ içine sızdırmış, darbeden bir gün önce 6.5 saat görüştüğü Akar’la birlikte „ilk bakışta emir-komuta zinciri dahilinde yapıldığı izlenimi verilen“ darbeyi planlamış.
Kolay bastırılsın diye de, darbeyi planlayanlar darbenin düğmesine gündüz gözüyle basmış…
Hemen arkasından, ne olur ne olmaz diye, ilk başlarda „emir-komuta zinciriyle“ yapıldığı izlenimi yaratılan darbenin aslında „emir-komuta zinciri içinde yapılmadığını kör gözlere sokmak amacıyla da, yayınlanacak bildirinin altına „Genel Kurmay Başkanlığı ya da beş kuvvet komutanı“ imzalarını atmak yerine, „Yurtta Sulh Konseyi“ gibi gülünç bir imza atılmış.
Üstelik bu bildiri metni öyle bir şekilde yazılmış ki, bunu okuyan „ulusalcı“ ya da „Kemalist“ subaylar, „bu darbe Kürtlere özerklik verecek“ diye düşünsünler istenmiş.
Sonrası malum. „Darbe“ başlamış, başlar başlamaz başlatanların büyük çoğunluğu, MİT-Genelkurmay planı gereği hızla geri çekilmiş…
Tasfiye edilecek olanlar ortada dımdızlak bırakılmış.
Mis gibi „komplo“.
„Bu kadar da olur mu?“ demeyin.
„Komplocular“ komplocu olduklarını kendi ağızlarıyla, tüm dünyaya sızdırılan ses kayıtlarıyla kendileri ilan etmişlerdir.
27 Mart 2014 tarihli Cumhuriyet’in haberi şöyle:
„Seçime sayılı günler kala internete ses kayıtları sızdırılmaya devam ediyor. YouTube’a ‘secim gudumu’ isimli bir hesapla yüklenen son ses kaydında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’e ait olduğu öne sürülen dört ses, Suriye’ye ilişkin konuşuyor.
‘Ortam dinlemesi’ olduğu iddia edilen ses kaydında Ahmet Davutoğlu’nun „‘Başbakan (R.T. Erdoğan) bu (Süleyman Şah Türbesi) bir imkan gibi değerlendirilmeli bu konjonktürde’ dedi“ ifadelerini kullandığı belirtiliyor. Ses kaydında Hakan Fidan’a ait olduğu öne sürülen sesin ise „Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim, Süleyman Şah Türbesi’ne de saldırtırız“ dediği iddia ediliyor.“
Mis gibi „komplo“…
Seçim için böyle bir „komplo“ tezgahlamaya kalkanların, „tek kişi diktası“ için „kontrollü darbe“ komplosu yaptığını söylemek sizce „komplo teorisi“ yapmak mıdır?
Komplocular er geç yargılanacaklardır.