Hayal gücü iktidara!

Forum Haberleri —

ABD/AB

ABD/AB

  • ABD ile Avrupa arasında kalıcı bir kopuşun olduğu; Rusya’nın Ukrayna'yı aşıp Baltıkları 'geri alma'ya hazırlandığı; Erdoğan’ın da Ege’ye sızma yolunu bulduğu bir dünyayı düşünün... Liderlerin irrasyonalizm ve güç dayatması arenasında yarıştığı bir dünya.

*TAKİS THEODOROPOULOS

Şimdiye dek görülmemiş bir şey oluyor. II. Dünya Savaşı’ndan ve delirmiş diktatörlerden sonra Batı dünyasının (Batılı politikacıların) mümkün olduğunca rasyonel bir politika izlediğini düşünüyorduk. Rasyonalizmi uluslararası arenaya dayatmaya çalışıyor, demokratik rejim de Batı dünyasının tarihsel kazanımı olarak rasyonalizme dayanıyordu. Bundan dolayı da demokrasinin toplum tarafından bir kez kazanıldığında tersine çevrilmesinin imkansız olduğuna dair inanç vardı. Batı dünyasının en iddialı girişimi olan ilk başta AET, sonra da aşamalı olarak Avrupa Birliği’ne (AB) dönüşümü de rasyonalizme dayanıyordu. Batı’nın sınırlarının ötesinde ise Sovyetler Birliği ya da Çin gibi mutlakiyetçi rejimlerin kaosu ve tiranlara dayanan yönetimler uzanıyordu; bunlar başka bir dil konuşuyorlardı ve en iyi ihtimalle Batı dünyası onlara rasyonalizmin dilini öğretmeye çalışıyordu. Bu dili konuşan, II. Dünya Savaşı’nın galipleri ve Avrupa’nın koruyucuları olan ABD’nin politikasıydı. 20. yüzyılın ilk yarısındaki tüm Avrupalı sefaleti kabul etmiş bir demokrasi modeli. Avrupalılar kendilerinin sömürgeci olduklarını hatırlıyor ama aynı zamanda göçmen de olmuşlardı. Aynı medeniyet çerçevesinde iç göçmenler diyebiliriz; kültür farklarına rağmen bu medeniyete ABD de katılıyordu ve tüm Avrupalı sefaleti kabul ederek kendi refahını inşa ediyordu. Güney İtalyanları Kuzey’de Fiat’ta işçi oluyor; 1950’lerde Yunanlılar Almanya’ya trenle gidiyordu.

Avrupa medeniyeti, dolayısıyla Batı, kendi rasyonalizmine güveniyordu. Nükleer cephaneliğiyle dünyayı yok edebilecek güce sahip olduğunu biliyordu ama bunu dünyayı yıkımdan kurtarmak için kullanıyordu. Kendi dünyasını seviyordu. De Gaulle’un, Fransa’yı ne kadar sevdiğini anlamak için anılarını okumaya gerek yok.

20. yüzyılın son çeyreğinde Batı dünyası kendine olan güvenini kaybetmeye başladı. Paris’ten başlayıp tüm Avrupa’ya yayılan 68 Mayıs’ı, bir Avrupalı mızmızlar nesli yarattı. Batı’nın sunduğu nimetlerden yararlanan ama Batı’yı sevmeyen bir nesil. Onu sömürgeci, fallokratik, savaşçı ve baskıcı olarak görüyordu. Kültürel kazanımlarını yıkmaya koyuldu ama yerine başka bir şey koymadı. Kaldırımlardan sonra borsalara hücum etti. Bugün Batı dünyasının çöküşünden söz ediyorsak ipliğin ucunu 68 Mayıs’ta aramalıyız. Batı medeniyetine kendi çocuklarından gelen ilk saldırıydı. Ardından başkaları geldi ve bugün Batı ilk kez bütünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Trump’a güvenebilir misin? Putin’e güvendiğin kadar. Yani hiç. Fark şu ki; Trump, Batı’nın birliğini tehdit ediyor. Açık konuşalım, siyaset yapma biçimi 68 Mayıs’ın “Hayal gücü iktidara!” sloganını doğruluyor gibi. Grönland ya da Kanada için planladıklarını başka nasıl tanımlayabilirsin? Kanada, sadece ABD’nin müttefiki değil. ABD ile Avrupa arasında kalıcı bir kopuşun olduğu; Rusya’nın Ukrayna savaşını kazanıp Baltık demokrasilerini “geri alma”ya hazırlandığı; Erdoğan’ın da Ege’ye sızma yolunu bulduğu bir dünyayı düşünün. Liderlerin irrasyonalizm ve güç dayatması arenasında yarıştığı bir dünya.

Avrupa ülkelerindeki aşırı sağın yükselişi, irrasyonalizmin zaferinin somut kanıtıdır. Batı toplumlarının en sevdiği spora, mızmızlığa daldığı bir dünya. Bugün Batılı insanı dünyanın geri kalanından ayıran tek şey, mızmızlanma hakkı. Mızmızlıktan kastım, varoluş nedeni sadece ifade edilmesi olan hoşnutsuzluk. Avrupa’nın hastalığı bu. Bu hastalık, Batı dünyası yaratıcılığına olan güvenini kaybettiğinden beri ortaya çıktı. Demokrasinin yenilmez olduğuna ve tarihin hatalarını düzelttiğine inananların rahatlığına rağmen yaratım olmadıkça işler yoluna girmeyecek.

* www.kathimerini.gr

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.