İktidarın yanlışları, devletin açmazları bu derece deşifre olmuş, toplumun tüm kesimleri bu yanlışların hedefi haline gelmişken, Cumhurbaşkanı, Başbakan 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle mesajlar yayınlama gereği duymuşsa ne bekler insan? Yanlışın düzeltilmesini değil mi? Peki olan ne? Yanlışın normalleştirilmesi, hayatın bir parçası haline getirilmesi.
Örneğin; sınırları içinde yaşayan herkesin yaşam hakkını korumakla yükümlü olan devlet, Başbakan ve Cumhurbaşkanı kan dökülmesine engel olamadıkları için hicap duymalı, bir daha yaşanmasın diye etkili önlemler almalı, doğrusu bu. Örneğin; hiç değilse anayasada ve yasalarda tanımlanan hak ve özgürlüklerin tam olarak kullanılmasını sağlayacak önlemler almalı, doğrusu bu. Toplumun insanca yaşayacağı siyasi, sosyal, ekonomik koşulları sağlamaya çalışmalı, doğrusu bu.
Peki, hükümet ne yapıyor? Selahattin Demirtaş’ı, “sokağa çıkarsan dökülen kanın sorumlusu sen olursun” diye tehdit ediyor. Yetmiyor, anayasal hakkını kullanarak sokağa çıkacak olanları tehdit ediyor. Diyor ki “hak hukuk tanımayacağız, acımazsız olacağız hatta canınızı alacağız.” Diyor ki; barış ve huzur istiyorsan kimliğini, kişiliğini, iradeni bana teslim edeceksin; yani insanlığından vazgeçeceksin, varlığın varlığıma armağan olacak. Hem toplumu kendi içinde kamplaştırarak hem devletle karşı karşıya konumlandırırarak yaşamı her alanda ve her anlamda bir muharebe alanına çeviriyor. Yani yanlışı normalleştiriyor. 
Tartışmalar, kavgalar, yaygınlaşan nefret, şiddet,hiddet, tehdit... Yeni mi? Değil. Hayatımız hep bu kargaşa içinde geçti. AKP öncelleri de halka başka bir hayat sunmadı. Baştakiler hep kavga halinde olunca toplum da farklı bir yaşam yaratamadı öte yandan. Yanlış anlaşılmasın, yaratmaya çalışmadı değl, yaratamadı. Ya da istediği noktaya getiremedi yaratımını. Çünkü her türlü girişimi devlet tarafından engellendi. Halen de bu engelleme devam ediyor. Bir Kürtler bu engelleri aşma kararlılığı gösterebildi bugüne kadar. O da henüz menzile uzun bir yol olduğu gerçeği ile birlikte...
Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Hayattan beklentiniz nedir diye sorsanız herhangi birine, alacağınız cevap; yoksunluğu en çok hissedilenden başlayarak uzayan bir listeye dönüşüverir bir anda. Mesela, aç bir insansa sorduğunuz, ilkin ‘doymak’ der ama söze ev, iş, giysi, aile, mutluluk, sağlık, huzur vs ile devam eder. Bu uzayan liste korkutmasın sizi. Ne bu listeyi sıralayan aç gözlüdür ne de sıralananlar ulaşılmaz. İnsanın kendisine yakıştırdığı hayattır sıraladıkları ve umudu temsil ederler bir bütün olarak. Bu yüzen kimi sokak röpörtajlarında “savaşlar olmasın, çocuklar ölmesin, barış istiyorum, insanca bir yaşam istiyorum” dediğinde biri yüzümde gülücükler, içimde çiçekler açıyor, umut kaplıyor benliğimi. Çünkü kişi kendini aşıp, toplum için de hayal kurabildiği ölçüde insanlaşmışız demektir. Hem sizce de, hayal gerçeğin ayak sesleri değil midir?