Hakkari’de kilimler doğadan toplanan bitkilerden elde edilen renkler ve kadınların dokunuşlarıyla yeniden can buluyor. Runas Kilimcilik sahibi Abdulkadir Garipgazioğlu artık yok olmakla yüz yüze olan kilim dokumacılığı işini yapıyor. Medrese Mahallesi’ndeki evinin alt katını kilim atölyesine çevirmiş. 16 yıl önce açılan kilim atölyesinde şimdi on iki kadın kilim dokuyor.

Kilim dokuyan kadınlar, zor bir iş yaptıklarını, ancak yaşamlarının kilim ile özdeşleştiğini söylüyorlar. 


Kadınların dokunuşu...

Colemêrg’in köklü kültürü olan kilim bir yandan kadınlara istihdam alanı yaratırken, diğer yandan doğadan toplanan bitkilerden elde edilen renkler ve kadınların dokunuşlarıyla yeniden can buluyor. Oldukça zahmetli olan bu yöntemde, bitkilerden, meyve ve değişik ağaç yapraklarından farklı renkler elde edilirken, aynı kazanda iki renk aynı anda birbirine karışmadan elde ediliyor. İplerin yapım aşamasında öncelikle yünden başlanıyor. Yünler yıkanarak, ip haline getiriliyor, sonra doğal bitki ve çiçek köklerinin karışımı ile kazanlarda renklendiriliyor. İpe istenilen renk verildikten sonra kurutuluyor. İstenilen tonda rengini alan ipler daha sonra kadınların ilmek ilmek dokuması ile kilime dönüşüyor. 


Teknolojiye inat

Kilim dokumanın eski bir tarihe dayandığını ve simgesel olarak Colemêrg’i yansıttığını ifade eden atölyenin kurucusu Abdulkadir Garipgazioğlu şöyle anlatıyor: “Bu mesleği anneanne ve babaannemden öğrendim. Nenelerim bu işle uğraşırken, ben çocuktum ve zamanla ben de bu geleneği sürdürmek için bu atölyeyi açtım.

Günümüz insanı da bu kültüre meraklı değil. Kültürümüz yok olma ile karşı karşıya. Yeni nesil neredeyse kendi kültüründen geçmişinden uzak büyüyor. Teknoloji esiri olmuş yeni nesil yetişiyor. AKP’nin SODES projeleri çoğaldıkça, özünde kültürümüz yok oldu. Projeler sadece, ‘Bu iş görünsün yapıyorum’ dedikleri için yoksa gönülden sahiplenmediler. Ben bu geleneği seviyorum ve teknolojiye inat bu mesleği devam ettireceğim.

Kilim sanatı gibi daha birçok sanat ise yok oldu. Yeni neslin öğrenme isteği yok. Kültürümüz bizimle kalıyor. Annelerimiz bin bir türlü zahmetle kilimciliği günümüze kadar taşıdı. Doğada var olan ağaç ve böcek türleri ile çeşitli renkler elde ettiler. Geçmişten günümüze gelen boyama geleneği yok oluyor. Kimyasal ve asitli boyalar ile kilim yapılıyor artık. Büyük bir emekle yaptığımız doğal boyalar, ucuz maliyete satılan boyaların yanında rağbet görmüyor. İşin kolayına ve ucuzuna kaçtıkları için boyama işi de kilimler gibi teknolojiye yenik düşüyor.” 


Bir doğa mucizesi

Tamamı doğal bitki ve çiçeklerin köklerinden elde edilen renklerin hangi aşamalardan sonra kullanıldığını anlatan Garipgazioğlu, “Kışın ceviz bulmak zor olduğundan baharda cevizlerin kabuklarını toplayıp, güneşte kurutuyoruz. Ceviz kabuğunun aynı kabukları bile iki ayrı renk veriyor. Bazen aynı kazanda aynı anda 3 renk elde edebiliyoruz. Ceviz kabuğunun rengini 3 gün suda beklettikten sonra alabiliyoruz. Kırmızı rengini 24 saat, siyah rengini bir hafta sonra, mavi rengini 10-15 gün arasında elde edebiliyoruz. Ekşi elmadan yeşil rengini elde ediyoruz. Renklerin koyu ya da açık çıkması da doğanın bir mucizesidir” şeklinde konuştu. 


Zahmetli ama zevkli

Kilim atölyesinde kilim dokuyan Nazdar Koç 19 yaşında. Kilim dokumanın zahmetli olduğu kadar zevkli olduğunu söylüyor. Koç, “Önceden tecrübem olduğu için fazla zorlanmadım. İnsanda istek olursa yapamayacağı iş yoktur. Kilim dokurken, kollarımız ve parmaklarımız çok ağrıyor. Dokuduğum desenin adı Xalitbeğ desenidir. Aslında zor gibi görünse de zevkli bir desendir” diyor. 

Bir bütün olarak istek ve duygu yoğunluğu ile kilim dokuduklarını ifade eden Koç, “Kültürümüzün yok olmaması için gençlerinde kültürümüzden uzak yaşamamaları gerekiyor. Bütün yaşamımızı ve rengimizi bu kilimlere nakşediyoruz” diye konuştu. 


DİHA/COLEMÊRG