Kobanê direniyor, Kürt halkı direniyor, Kobanê’de özgür insanlık direniyor! Kadın-erkek, yaşlı-genç, çocuk-büyük herkes direniyor. Bu bir onur ve insanlık direnişi, özgürlük ve demokrasi direnişi! Yirmi birinci yüzyılın kahramanlık destanı Kobanê’de yazılıyor, Rojava Kürdistan’da yazılıyor. YPG ve YPJ’nin fedai militanları insanlığa yurtseverlik ve kahramanlık dersi veriyor. Kobanê’de gerçek anlamda bir halk direnişi yaşanıyor.

Tarihi Kobanê direnişi iki haftasını dolduruyor. İki haftadır DAİŞ (IŞİD) adlı faşist çete AKP desteğinde ve tüm gücünü harekete geçirerek Kobanê halkına saldırıyor. Kobanê halkı da YPG ve YPJ öncülüğünde, tüm Kürtlerin ve demokratik güçlerin desteğine dayanarak ellerindeki tüfekleriyle bu faşist saldırganlığa karşı direniyor. DAİŞ’in tank ve toplarına Kobanê halkı ve dostları çıplak göğsünü siper ediyor.
Bakurê Kürdistan halkı ve Türkiye’nin demokratları onbinler halinde Kobanê halkıyla bir olmaya ve Kobanê direnişine katılmaya koşuyor. En başta gençler ve kadınlar var. Günlerdir Suruç-Kobanê sınırı ülkenin dört bir yanından gelen insanlarla dolup taşıyor. Yirmi beş kilometrelik sınır boyunca bir insan zinciri oluşmuş durumda. Her tarafta direniş çadırları kurulmuş bulunuyor. Gençler suni sınırı parçalayarak gruplar halinde Kobanê tarafına geçiyor. Kobanê halkıyla bir olmaya çalışan kitleleri Türk polisi ve askeri engellemeye çalışıyor. Tüm sınır boyu yoğun bir çatışma alanı haline gelmiş bulunuyor. Sınırın güneyinde halk DAİŞ çeteleriyle, kuzeyinde ise Türk polis ve askeriyle çatışıyor.
BM Genel Kurulu’nda konuşmak için Amerika’ya gitmiş olan Tayyip Erdoğan, Haber Türk televizyonunda yayınlanan İngilizce röportajında “PYD’nin de Şengal’deki peşmergeler gibi DAİŞ karşısında geri kaçtığını ve Kobanê’nin DAİŞ’in eline geçtiğini” söylüyor. Tabi Tayyip Erdoğan’ın bu iddialarını Kobanê ve Suruç hattında yaşanan çatışmalar yalanlıyor. İnsanlar bu şahsın yalanlarına alışık olduğu için elbette fazla şaşırmıyor ve de ciddiye almıyor.
Tayyip Erdoğan söz konusu röportajında Kobanê halkının yüz binler halinde kendi ülkelerine geçtiğini de iddia ediyor. DAİŞ saldırılarına maruz kalan bazı köylerdeki küçük çocuk ve yaşlıların Suruç ve Urfa’ya geçmiş olmasını böyle değerlendiriyor. Halbuki geçenler birkaç bin çocuk ve yaşlıdan oluşuyor ve bunlar da Suruç’taki akrabalarının yanına gitmiş bulunuyor. Rojava’dan geçen Kürtlerle Şengal’den geçen Êzidi Kürtlere AKP hükümetinin hiçbir yardım yapmadığını herkes biliyor.
Diğer yandan, ABD öncülüğünde oluşturulan DAİŞ karşıtı birliğin Suriye’deki DAİŞ hedeflerini bombalamakta olduğu bilgileri her gün basın organlarına yansıyor. Her gün yeni devletler bu birliğe katıldığını ve söz konusu hava saldırıları için savaş uçakları ayırdığını açıklıyor. Fakat nasıl oluyorsa Kobanê’ye saldıran DAİŞ bundan hiç etkilenmiyor. Dolayısıyla DAİŞ karşıtı uluslar arası ittifakın hala konuşmakta olduğu ve Kobanê halkına herhangi bir desteğinin olmadığı açığa çıkıyor.
Burada önemli olan diğer bir husus, ABD ve müttefiklerinin yaptıklarını açıkladıkları hava saldırılarının DAİŞ’in Kobanê saldırısını hiç etkilememesidir. Kendisine karşı küresel bir ittifakın olmasına rağmen, buna karşı tedbir geliştirmek yerine DAİŞ’in mevcut Kobanê saldırısını şiddetlendirerek sürdürmesidir. Peki bu tutum mantıklı mıdır? Bunun ciddi bir siyasi ve askeri değeri var mıdır? Farz edelim ki, mevcut saldırılarla DAİŞ Kobanê’yi ele geçirdi, söz konusu küresel saldırı karşısında bunun kendisine ne faydası olacaktır?
Söz konusu soruların DAİŞ açısından bir karşılığının olmadığı açıktır. Ancak buna rağmen DAİŞ’in saldırıyı sürdürüyor olması, bu durumun daha derinden değerlendirilmesini gerektirmektedir. Her ne kadar saldıran DAİŞ çeteleri olsa veya böyle görünse de, aslında saldırıyı yürütenin AKP Hükümeti olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Çünkü söz konusu saldırıdan DAİŞ çeteleri değil, AKP’nin öne attığı “Tampon Bölge” projesi yarar görüyor.
Dahası AKP iktidarının bu konuda ABD ve müttefiklerinden de destek almaya çalıştığı anlaşılıyor. Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda konuşmaktan çok, “Tampon Bölge Planına” ABD ve müttefiklerinden destek bulma konusunu görüşmek için Amerika’ya gittiği gerçeği ortaya çıkıyor. Kobanê saldırısı ise, bu planın uygulanmaya başlandığını gösteriyor. Dolayısıyla Kobanê saldırısında DAİŞ bir örtü oluyor, gerideki esas cismin AKP olduğu açığa çıkıyor.
Gerçekleri iyi görelim, dört yıldır Suriye’de başarısız kalmış olan AKP, Kobanê saldırısıyla yeni bir stratejik planı uygulamaya koymaya çalışıyor. “Nasıl olsa ABD müdahale edecek, ben erken davranıp Esad Yönetimine düşmanlık yaparak birinci güç olayım ve bu biçimde Suriye’nin bütünlüğünü koruyayım” planı başarısız kalmıştı. Şimdi DAİŞ saldırıları ile Rojava Kürdistan Devrimini boğma planı da Kobanê direnişiyle boşa çıkmış ve başarısız kalmış oluyor. AKP “Tampon Bölge Planını” işte bu başarısızlıklar ardından yeni bir plan olarak devreye koyuyor.
ABD ve müttefikleri AKP’nin bu planına destek verir mi? KDP ve benzeri güçler bir Kürt soykırımı anlamına gelen bu plana katılır mı? Bu soruların cevabı kuşkusuz henüz net değil. AKP’nin söz konusu plana olduğu gibi destek bulabilmesi öyle çok kolay olacak gibi görünmüyor. Kuşkusuz destek bulup bulamaması çok önemlidir. Ancak AKP’nin yeni ve daha kapsamlı bir savaş sürecine girmiş olduğunun anlaşılması çok daha önemlidir.
Kim ne derse desin, AKP Rojava Kürdistan’ı işgal etmeyi hedefleyen yeni bir savaş sürecine girmiştir. “Tampon Bölge Planı” AKP’nin Rojava’yı işgal etme amacından başka bir şey değildir. Kobanê saldırısı ise, işte bu planın uygulanmasının ilk adımı olmaktadır. Demek ki söz konusu saldırı bir DAİŞ saldırısı değil, bir AKP saldırısıdır. Demek ki Kobanê saldırısı sadece Kobanê’ye dönük geçici bir saldırı değil, AKP’nin tüm Kürdistan’a yönelttiği kalıcı bir saldırıdır.
O halde Suriye ve Kürdistan savaşında yeni bir süreç söz konusudur. AKP iktidarı “DAİŞ’e karşı mücadeleyi PKK’ye karşı mücadele haline getirerek” Kürdistan Özgürlük Hareketini tasfiye etmek istemektedir. Tayyip Erdoğan’ın Amerika’da yaptığı görüşmelerin esası bu çerçevededir ve şimdi bunu tüm AKP’ye de kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu da tüm Kürtlerin ve demokratik güçlerin yeni bir topyekun direniş sürecine girmek zorunda olduğunu göstermektedir.
Demek ki Kobanê’deki direniş sadece bir bölgeyle ilgili değil, Kürdistan bütünlüğüyle ilgili bir direniştir. Demek ki Kobanê direnişi geçici değil, tersine yeni ve bütünlüklü bir çatışma sürecinin başlangıcıdır. Kobanê ile birlikte Kürtler ve demokratik güçler topyekun bir direniş içine girmiştir. O halde biz de “Haydin Direnişe!” diyoruz! Başta Kürt gençleri ve kadınları olmak üzere tüm yurtsever ve demokratik güçleri söz konusu topyekun direnişe katılmaya çağırıyoruz!
Kobanê halkı ana vatanlarını terk etmemeli, sonuna kadar Kobanê direnişini sürdürmelidir. Kobanê’nin düşmesi ve direnişin bitmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Faşist DAİŞ güruhu ne kadar saldırırsa saldırsın, arkasındaki AKP Hükümeti ne kadar “Tampon Bölge” hayali görürse görsün, bunu başarması asla gerçekleşemez. Kaldı ki bu hayali gören sadece AKP hükümeti de değildir, şimdiye kadarki bütün özel savaş hükümetleri aynı hayali gördüler ve hepsi de kaybettiler. Dolayısıyla AKP de kaybetmekten kurtulamaz.
Bunun için hep birlikte topyekun direnişe yönelmeliyiz. Kobanê gençleri ve halkı direnmeli, asla Kobanê’yi bırakmamalıdır. YPG ve YPJ gerilla tarzıyla Kobanê’yi her zaman savunabilir. Dört parça Kürdistan ve yurtdışından Kürt gençleri direnişe koşmalı ve gerilla ordusunu büyütmek için seferber olmalıdır. Bakurê Kürdistan halkı Kobanê’yi savunmak için başlattığı “Kobanê’ye yürüyüşü” milyonları içine alacak düzeyde sürdürmelidir. Her alandaki Kürtler ve demokratik güçler Kobanê ve Rojava direnişleriyle birleşmek üzere sürekli bir eylemlilik içinde olmalıdırlar.
İçine girdiğimiz süreç, özgürlük için yeni bir direniş ve topyekun mücadele sürecidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ve KCK Yürütme Konseyi’nin yaptığı seferberlik çağrısı temelinde bu topyekun direnişe yönelmek tek ve gerçek yurtseverlik tutumudur. O halde haydin direnişe, haydin Kobanê’ye, haydin onur ve özgürlük için Kürdistan Devrimini zafere taşımaya diyoruz!