Referandumun resmi sonuçları açıklandı, ancak Türkiye’nin yarısı ve Kürtler bu haksızlığı, bu adaletsizliği, onun da ötesinde mevcut faşizmi kabul etmeyeceğini her gün haykırıyor. 1 Mayıs Meydanlarındaki görkemli dayanışma ve direniş ruhu bunu bir kez daha ifade etmiştir.
Referandum sürecinde ortaya çıkan HAYIR ittifakı, yeni bir gücü ifade etmektedir. Yalan, hile ve döktüğü insan kanıyla ayakta kalan faşist Erdoğan hükümeti karşısında büyük bir demokrasi gücünü, halkın gücünü ifade etmektedir. Ortaya çıkan bu güç, partileri aşan toplumsal bir ittifak gücüdür. Bu temelde ortaya çıkan HAYIR cephesinin öncüsünü doğru yerde aramasına ihtiyaç var. Hem referandum öncesi hem de sonrası CHP kendisini HAYIR cephesinin sözcüsü olarak gördü. Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut durum, CHP’ye karşı beklentilere neden olmuştu. Ancak CHP, bu beklentilere cevap olacak iradeyi süreç boyunca gösteremedi. Türkiye bu günlere, 1 Kasım siyasi darbesi ardından geldi.
CHP, 1 Kasım’da ortaya çıkarılan darbe hükümetini tanıdı, onayladı, aldığı kararlara katıldı, ortağı oldu. HDP’li vekillerin zindanlarda olmasındaki payını görmek lazım. TBMM’nin faşist hükümete, Sınır ötesi operasyon inisiyatifi tanımasındaki rolünü bilmek lazım. Faşist Erdoğan hükümetinin en son Şengal ve Qereçox alanlarına yaptığı operasyona verdiği onayı görmek lazım. Kürt, Arap, Süryani, Ermeni ve diğer halkların demokratik birliğinden oluşan Kuzey Suriye Demokratik Federasyon güçlerinin bu güne kadar Türkiye’ye ne gibi bir zararı dokundu? Buradaki güçlerin temel mücadele hedefi insanlık düşmanı ilan edilen DAİŞ çetesiydi. Ancak Türk devleti adına ama faşist Erdoğan hükümeti eliyle, Qereçox’a gerçekleştirilen hava saldırısı ardından, artık Türkiye ile ilişkilerde de farklı bir mecraya girmiş olduklarını açıkladılar.
Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Güçlerinin, Faşist Erdoğan hükümetine karşı misilleme hakkının doğduğunu artık kimse inkar edemiyor. Hava saldırısı ardından federasyon tarafından yaptıkları misilleme eylemleri son derece meşrudur. Meşru müdafa temelindedir. Bu durumda Türkiye’nin kaçınılmaz komşusu olan Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu ile ilişkilerin, tamamen savaş ilişkisine evriltilmiş olmasının hesabının mevcut Erdoğan hükümetine sorulması gerekir.
Türk savaş uçaklarının Şengal’e yaptığı hava saldırısına gelelim. Böyle bir saldırı faşizme değil de hangi akla hizmet etmiştir? İnsanlık düşmanı DAİŞ çetesinin vahşi saldırılarına karşı amansız bir mücadele veren ve Türkiye sınırlarına kilometrelerce uzakta bulunan Êzîdîler’in Kutsal merkezi olan Şengal’e saldırıya, Türkiye Demokratik Kamuoyunun sessiz kalmaması gerekmektedir. Bu Türkiye’yi uçuruma götüren bir savaş politikasıdır. Türkiye içindeki faşizmin dış siyasete yansımasıdır. Bunları niye anlatıyoruz? Çünkü Türkiye’deki demokrasi cephesinin, HAYIR cephesinin beklentilerini kendine kanalize etmeye çalışan CHP, Erdoğan’ın faşizme ve savaşa dayalı bu siyasetine alkış tutuyor. Cesaretlendiriyor ve besliyor. Çünkü kendisini iktidara aday görmüyor, kendini iktidar adayı göstermiyor. Böyle olmasıydı CHP referandum gecesi, ortaya çıkan malum durum karşısında Erdoğan hükümetini istifaya çağırırdı. HAYIR cephesinin ortaya çıkardığı güçle „in oradan” derdi. Ama maalesef; hukukun ayaklar altında çiğnendiği, faşizmin kol gezdiği, YSK, Yargı vs kurumların günlük Saray talimatlarıyla yönetilip yönlendirildiği bir Türkiye ortamında CHP’nin tek yaptığı, satın alınmış YSK ve Yargıtaya baş vurmak oldu. Nitekim malum değişmeyen cevapları aldı. Şimdi ne olacak?
Muazzam demokratik bir gücün ifadesi olan HAYIR cephesi kendi iç iradesini ortaya çıkarmalı ve ortak bir konsensüs ile kendini doğru bir öncülüğe kavuşturmalıdır. Ortaya çıkardığı HAYIR’ın gücünü, CHP’nin kısır siyaseti ile heba etmemelidir. Kendi demokratik mecrasını yaratmalıdır. HAYIR cephesinin içinde doğru öncülük için gerekli tecrübe ve birikime sahip örgütlü yapılar vardır. Öncülük deneyimine ve tecrübesine sahip bu yapıların bir an önce tarihsel görevlerine sahip çıkması ve bu potansiyeli örgütlü kılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.