
Türkiye son 15 yıllık AKP iktidarı boyunca birçok defa seçime gitti. Özellikle de son dönemde art arda yapılan seçimler ve şimdi de Anayasa referandumu yüzünden, sürekli kendini ortaya koyan “milli irade” sandık başından evine dönemez oldu.
Hal böyle olunca “seçim” ülkenin ilk beşlik ana gündem maddesindeki yerini hiçbir şeye kaptırmadı. Zira ortada seçim yoksa da her hafta, muhtarlar aracılığıyla ülkenin Cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği, mazallah unuturuz diye itinayla hatırlatıldı. 16 Nisan’a doğru giderken AKP söylemini değiştirmedi; 7 Haziran’da ya da 1 Kasım’da ne söylüyorsa benzerlerini ve hatta 15 Temmuz’dan aldığı “haklılık nişanesiyle” daha da yüksek perdeden yineliyor. Eskiden HDP, Kürtler ve onların yanında duranlar “hain, teröristken” artık “Hayır” veren herkes o yaftayı tatma onuruna erdi.
Peki, 16 Nisan referandumuna giden süreç, bu söylemlerin dışında nasıl bir seçim atmosferi içinde geçiyor? “OHAL döneminde seçim yaptılar dedirtmeyiz”le başlayıp, “bal gibi de yapılır” denilerek başlayan referandum adında da anlaşılacağı gibi olağanüstü bir atmosferde sürmekte. AKP, her ne kadar “OHAL kimseyi etkilemeyecek bakın sokağa çıkma yasağı da yok” gibi cümlelerin ardına sığınsa da “bal gibi de etkiliyor” diyecek yüzlerce uygulama var. Özellikle bu dönemi en çok etkileyen şey ise “Hayır” çalışması yapan kesimlere yönelik tutumlar. Bu konuda AKP ve onun etrafına toplanan blog eşitlikçi bir yaklaşım sergiliyor. Sağcısından solcusuna “Hayır” diyecekler özenle engelleniyor. Tıpkı halk tarafından seçilmiş diğer cumhurbaşkanının yaptığı gibi “bir sağdan bir soldan.” Tabii pastanın büyük kısmı yine Kürtlere ayrılmış vaziyette...
Peki, büyük şehirlerin dışında yapılan çalışmalar özellikle yerelde nasıl ses buluyor? Şimdiye kadar okuduklarınız, ülkenin genel vaziyeti ve az çok İstanbul ile büyük şehirlerde yaşananların yansıması. Yerele doğru, TV’lerden, gazetelerden “haber” izleyemeyen ve okuyamayan büyük bir kesim var. Üstelik daha yerelde halk gündelik hayatına sanki seçimden haberdar değilmiş gibi devam ediyor. Arada bir geçen seçim araçları dışında, canlı bir hava da yok.
İzmir’de genel anlamıyla “Hayır” hakim. Daha ilçe ve köylere doğru ibre değişiklik gösteriyor ama genel havayı çok da kıramıyor. Gidilen, sohbet edilen herkes benzer şeyleri söylüyor. Ama bu referandum beraberinde sessizliği de getirmiş. Hani birileri gidip “Tek adam rejmine karşı Hayır diyoruz” diye söze girmese, 16 Nisan’da bir seçim olduğu unutulmuş gibi. Bunda elbette ülkede yaşananların payı büyük. Ama söze başlayan az önceki sessizliğinin altındaki o küçük fırtınayı koparıveriyor. Ekonomik kriz, baskı insanları her ne kadar yıldırsa da olup biten sessiz ama kararlı bir şekilde izleniyor. Öte yandan “Hayır” diyenler TV’lere ve gazetelere çıkamasa da köy kahvesinde oturup kağıt oynayan amcanın da daha genç bir kadının da yaşananlardan haberi var. Çoğu söze sosyal medyada özellikle de Facebook’ta gördüğü, izlediği bir paylaşımdan örnek vererek başlıyor. Gündem az çok sosyal medyadan takip ediliyor.
Yanına gittiğimiz 40’lı yaşlarında bir esnaf öncelikle bize eski Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın bir videosunu izletiyor. Videoda, eski bakan “Eğitim seviyesi artıkça AKP’nin tabanı daralıyor” diyor. Ardından başka bir videoda yandaş profesör “cahilleğe övgüler” diziyor. Esnaf videoyu kapattıktan sonra başlıyor içini dökmeye: “Bunca yıl nice seçim gördük, herkesin bir tercihi var ama hiç bu kadar keskin söylemlerle karşılaşmadık. Evet desem cahil, hayır desem terörist olacağım. Madem öyle neden seçime gidiyoruz? Her seçimde işimiz aksıyor. Kimse sipariş vermiyor, herkes ‘hele bir seçim geçsin ne olacağını görelim’ diyor. İnsanlar işsizlikle boğuşurken ekonomiyi bu hale getiren seçimlerden çalışamaz olduk.”
Feracesini başına geçirip pazara giden yaşlı bir teyze “Allahın izniyle hayırlısı olsun” deyip pazar arabasını arkasından sürüyor. Hayır yazan bildiriyi gören genç pazarcılar gülerek “Na, na” diye karşılık veriyor. Bazılarıysa bildiri dağıtan partiye bakıp biraz da somurtarak “ben zaten hayırcıyım, lüzum yok” deyip başını öte yana çeviriyor.
Evetçilerin burada seslerinin pek çıkmadığını, arada evleri gezdiklerini ama oralarda da tepkiyle karşılandıklarını anlatıyor herkes. Ülkenin dilinden düşmeyen anket sonuçları onların da sohbetlerinin baş köşesine kurulu. Hollanda krizinden bahseden yok. Herkes iki kelimeye kilitli “evet- hayır”
Buralarda büyük şehirin hayhuyunu görmek pek mümkün değil; ama biraz yaklaşınca alternatif kanallardan ve yollardan yayılmaya çalışılan “hayır” çabalarının fark edildiğini görebiliyorsunuz...