Size nasıl hitap edeceğimi bilemediğim gibi, mektuba nasıl başlayacağımı da bilemiyorum. Ancak hitap ve mektubun başlangıç cümlesi nasıl olursa olsun bu satırları yazan sizlerden birisi, sizi anlamanın en derin halini yaşayan, ruhunuzun, yürek ve kalbinizin ta derinliklerinde varolan tek bir zerreciğin kıpırdanışını bile hisseden ve hissederek de yaşayan birisi olduğumu ve size karşı saygıda kusur etmeyen bir yoldaşınız olduğumu bilmenizi isterim...
Birçoğunuzla iki ayrı kuşağa sahip olduğumuzu sanırım siz de biliyorsunuz. Ama önemli olan fiziki olarak birbirimizi tanıma veya farklı kuşaklara sahip olmak olmadığını en az siz de benim kadar biliyorsunuz. Önemli olan düşünce, amaç ve ruhsal bütünsellik ekseninde oluşturduğumuz ve yeniden oluşturacağımız komünal bir dünya için attığımız pratik adımlarımızla yarattığımız yoldaşlık ruhudur. Evet, bizi birbirimize bağlayan insani, ahlaki ve ideolojik değerlerimizin bütünüdür.
Ve işte şimdi tam da bu noktada bu değerleri korumak amacıyla ölümün sınırına gelmiş bulunuyorsunuz. Tam 55 gündür gün gün, saat saat, dakika dakika, an an, hücre hücere eriyerek bir ulusun, bir kavganın ve bir önderin yaşamını kurtarma kavgasını veriyorsunuz.
Evet yoldaşlar, sizler şimdi bu saatlerde şöyle ya da böyle değil, bu kavganın tam da orta yerinde bulunuyorsunuz. Nasıl ki bir savaş muharebesinde her kurşun, bomba, top ve şerampel yağmuru altında direnen bir savaşçı ölümle, ölüm emrinin gereklerini yerine getiren azraille dans ederek savaşıyorsa, sizler de şimdi bu dakikalarda ölmle dans ede ede zalim bir düşmana, vicdansız bir başbakana, kirli bir savaşın kabine üyelerine, kendilerini bir tas çorbaya pazarlayan hainlere karşı büyük bir direnme ve büyük savaşın tam orta yerindesiniz.
Hergün ölerek, ama tıpkı bir anka kuşu gibi yeniden dirilerek savaştığınızı çok iyi bilen bir yoldaşınız olarak şunları vurgulamama izin verin: Bir zamanlar, hayır, hayır daha dün gibi yeni olan o büyük 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişi başlatırken şunları söylemişti: “Elbetteki bir devrimci için ölmek de son derece normal ve hatta doğal bir görevdir. Ama bana göre bir devrimcinin nerede, niçin ve nasıl öldüğü de önemlidir. Büyük direnmek kadar büyük ölmek ve bu ölüm sürecinde en zor ölümü seçmek de bir devrimci için oldukça anlamlı olduğunu söylemeliyim. İşte biz Diyarbakır zindanında böylesi hem zor ve hem de anlamlı ölümleri seçerek gidiyoruz. Mazlum da böyle yaptı, Ferhatlar da ve tabi ki biz de bunu yaparak gideceğiz…”
Büyük önder Hayri Durmuş da şunları vurgulamıştı o büyük eylem kararını açıkladığında: “Her devrimcinin ölümü zor ve çetindir. Bazen bir kurşunla, bazen bir kasatura darbesiyle, bazen bir bombayla, bazen bir şarempel parçasıyla gelip bulur ölüm. Bu ölümlerin hepsi de anlamlıdır ve soyludur. Ama bir de ölüm orucunda ölmek vardır. Ölümlerin içinde belki de en zor ve çetin olanı ölüm orucunda ölmektir. Ay ay, gün gün, dakika dakika, an an hücre hücre, dirhem dirhem gelen bu ölüm bana göre asla unutulmaması gereken bir ölüm türüdür ve yine bana gre kutsal bir eylemdir...”
Evet, yoldaşlar.
Sizler şimdi zılgıtlar eşiğinde halayla çekerek, kahkahalar atarak böylesi büyük, böylesi kutsal bir ölümle dans ediyorsunuz. Bu dans ateşle oynama, ölümle halaya durma, kavganın en önünde yeniden yaşama sarılma dansıdır. Bu dans Zerdeştê Kal’ın ateşgahında aleverin diyarında özgürlüğe selam çakma ve bilge insanla hayatın gerçek sırrına yeniden ulaşma dansıdır.
Evet, ateşdir dansınız, ateşten gömlektir, siyaset meydanında idamdır, dağların doruklarında fırtınaya yakalanmadır, çölün tam orta yerinde günlerce susuzluğa mahkum olmadır. Ve ama yeni bir yaşama yeni bir dünyaya, yeni bir ufka kulaç atmanın en erdemli halidir. Bir ulusun, bir halkın, bir önderin hayatıyla özgürlük temelinde yoğrulmanın en namuslu hali, gelecek komünal güleri için mutlulukla dolu bir çığlığın en derin duruşudur.
Siz şimdi orada, oranın en karanlık dehlizlerinde hücre hücre erirken, susuzluktan dudaklarınız çatlamış, boğazınız parçalanmış, diliniz bir süngere dönüşmüş, nefesiniz açlıktan kokuşmuş halde iken Kemal Pir’i, Hayri Durmuş’u, Akif Yılmaz’ı, Ali Çiçek ve Ali Erek’i, Orhan Keskin’i ve Cemal Arat’ı düşündüğünüzü, hem de her dakika, her saniye yeniden yeniden düşündüğünüzü biliyorum. Siz zindanın o karanlık dehlizinde en çok da kekik kokulu dağlarımızda özgürlük şahinleri de düşünerek yoğunlaştığınız da biliyorum. Ve zaten bu nedenle büyük direniyor, büyük konuşuyor, büyük düşünüyor ve gerçekten de bütün dünyayı ayağa kaldıracak kadar müthiş bir eylemle sürece dahil olmuş bir konumun en üst tepesinde bulunuyorsunuz.
Yoldaşlar,
Halkımız sizinle, gençlerimizin kalbi sizinle atıyor, çocuklarımız sizinle gurur duyuyor, kadınlar, Kürt kadınları sizin açmış olduğunuz yolda hergün yeni bir eylemle, yeni bir serhildanla ‘eğer yaşanılacaksa ancak özgürce yaşanılır, önderlikle yaşanılır’ diyerek, büyük eyleminize sahip çıkmak için ne gerekiyorsa onu yapıyorar. Sadece o da değil, ‘şimdi eylem zamanı, şimdi hareket zamanı, şimdi serhildan zamanı ve şimdi yaşamı yeniden yaratmak için büyük direnerek büyük kazanma zamanı‘ diyen binlerce fadai ruhlu genç, kadın, çocuk ve yaşlı duruyor karşınızda saygıyla.
Evet, şimdi kazanma, şimdi özgürleşme, şimdi demokratik ulus yaratma ve şimdi Başkan Apo’yu özgürleştirme zamanıdır. Bu zamanda yürümek, bu zamanda konuşmak, bu zamanda haykırmak, bu zamanda büyük bir yürüyüşün sahibi olmak ve bu zamanda direnmenin bulunduğu her yerde olmak...
Evet sizin gibi haykırmak, sizin gibi gülmek, sizin gibi yürümek, sizin gibi haykırmak ve sizin gibi açlık kokan tükenmez bir nefesle ögürlük için bıkıp usanmadan, yan çizmeden, sağa sola yalpalanmadan zafer ipini göğüslemek için hep koşmak...
Yoldaşlar,
‘Keşke olmasaydı’ demeyeceğizm. Çünkü hala köle bir halk, hala sömürge bir ülke, hala esaret altında bulunan bir önderliğe sahip yoldaşlar topluluğuyuz. Bu nedenle önce yaşama değil, önce özgür olma, önce ulusumuzu ve halkımızı kölelik esaretinden kurtarma, önce önderliğimizi o lanet koşullardan azad etme gibi bir görevimiz vardır. Bu nednele ‘yaşamaktan önce özgürlük’, ‘eğer yaşam olacaksa bu yaşam özgür, bu yaşam önderliğimzile olmalıdır’ diyoruz. Zaten siz de bu bilinci taşıdığınız için böylesi büyük bir eylem içinde, ölümle alay ediyorsunuz.
Fazla uzatmadan şunları belirtmek isterim: Sizinle aynı duyguları, aynı düşünceleri ve aynı umudu taşıyan birisi olarak zafer mutlaka halkımızın, ulusumuzun ve Önder Apo’nun olacaktır. Eski bir açlık grevi ve ölüm orucu eylemcisi olarak da, en güzel yaşamın en büyük acılarla kurulacağına ve kurulacak olan bu yaşamın çok daha anlamlı olacağına, zafer günlerinde Kemal Pir, Hayri Durmuş ve Mazlum Doğanların şehri olan Amed’de buluşacağımıza olan inancımı bir kez daha belirtiyor, selam ve saygılarımı gönderiyor, direnişinizin önünde saygıya eğiliyorum...