Geçen haftaki yazımda 30 Mart yerel seçimleri sonuçlarını kısaca değerlendirip, HDP’nin değerlendirmesini bu haftaya bırakmıştım. Halkların Demokratik Partisi (HDP) seçimlerde istenen sonuca ulaşamadı. Tabi ki bu seçim sonuçlarına bakarak HDP’nin başarı çizgisini yorumlamak ya da belirlemek eksik olur. Seçim sonuçları ile değil de genel olarak ve yıllardır denenen bir çatı partisi projesi var. Verilen müthiş bir emek var. Bu şimdilik HDP’de kendini somutlaştırdığı için tartışmaların merkezinde HDP var. İzlediğim kadarı ile HDP, BDP çevrelerinde ve Kürt medyasında tartışılan bir konu.
Çatı partisi tartışmalarından bu yana hep savunduğum bu proje olarak doğru, derin düşünülmüş, bölgesel ve evrensel boyutu olan bir proje, ancak bu projenin üzerine oturtulduğu zemin proje ile uyumlu değil. Psikolojik olarak uyumlu değil. Belki sosyal, kültürel, tarihsel olarak uyumlu ya da uyumsuz olabilir, ancak benim konum psikolojik uyumu, ya da psikososyal uyumudur.
Diğer alanlardaki uyumu uzmanlarına bırakarak, öncellikle belirtmeliyim ki, bu tartışma köşe yazılarına sığdırılamıyacak kadar geniş ve derinlikli bir konu.
Geçtiğimiz hafta üç gün boyunca Benelux ülkeleri yıllık Psychiatry Kongresi’ndeydim. Kongrenin ana teması ‘Motivasyon’du. Motivasyon konusundaki bilgilerimin yenilenmesi tam da bu yazının içeriği ile uyumlu. Yerel seçim sonuçlarında HDP’nin aldığı oylara bakarak, HDP’nin yöneldiği kitlenin henüz yeterince HDP’yi destekleyecek motivasyonda olmadığını söylebiliriz. Motivasyonun yeterince olmaması tabi ki, tek başına projenin yanlış olduğu anlamına gelmez. Ancak sonucu bu olur.
HDP çift taraflı olan bir proje. Özünde istenen ve bir çoğumuzun hayallerini dolduran, Ortadoğu’da halklar arası köprü görevini de üstlenecek bir proje. Kısaca söylenirse, bileşenlerini Türkiyelileştiren bir proje. Bu projenin hayata geçmesini sağlayacak iki temel tarafından biri olan Kürtler, Türkiyelileşmeye yatkın. Ancak dominant olan tarafta ne böyle bir talep var ne de buna psikolojik olarak hazır olduklarının belirtileri var. Çok basit örnekler verirsek, siz hiç kendini Türkiyeli olarak tanıtan bir Türk görebildiniz mi? Ben görmedim. Umarım yanılıyorum.
Örnekleri çoğaltmak mümkün, ancak Türkler Türkiyelileşmeden, Kürtlerin Türkiyelileşmesi sosyolojik olarak mümkün değil, psikolojik olarak hiç mümkün değil. Bugünkü moda deyimi ile Türkiyelileşme iki tarafta da parallel gelişmek zorunda. Ya da parallel olursa istenen sona ulaşılabilinir.
Asıl soru Türkler Türkiyelileşmeye hazır mı? Bu soruya yanıtı şöyle vereyim. Beni etkileyen ve bir kaç defa da yazdığım bir örnek vereceğim. İsim vermeyi çok uygun da bulmuyorum ancak konun daha net alaşılabilmesi için vermek gerekir. Taraf gazetesi ilk yayına başladığı dönemlerde, Zaman gazetesine geçiş yapabilmek için geçici olarak Taraf gazetesini kullanan ve Türkiye’de kendini entelektüel olarak tanıtan, bugünler de AKP’nin gözbebeği olan Ermeni asıllı ‘entelektüel’ Etyen Mahçupyan Taraf gazetesindeki bir yazısında şöyle bir ifade kullanmıştı, “PKK yöneticileri mentaal ve beşeri özürlüdür”. Bu çok ilkel bir düşüncenin ‘entelektüel estetisyonu’ bile değil... Bu cümlenin içini daha basite indirgeyerek siz doldurun.
Acak daha vahimleri var. Ahmet Altan bu gazetenin sorumlu müdürü idi. O da bu cümlenin kullanılmasına karşı çıkmadı. Çok daha korkuncu entelektüellik unvanı tartışmasız(!) olan Murat Belge bir yazısında bu cümleyi referans göstermişti. Zamanında bu konuyu yeterince işlemiştim. Ancak şimdi söylemek istediğim farklı bir şey. Kürtlere bakış, onların politik yöneticilerini bu kadar rahat ve kamuya açık organlar da aşağılayabilmek, bunu yazabilmek ve söyleyebilmek bu inancın sadece ne kadar içselleştirilmiş olduğunu değil, aynı zamanda bu düşüncenin toplum nezdinde ne kadar kabul gördüğünün de göstergesidir.
Daha yalın bir örnekte, bir zamanlar Fatih Altaylı, HADEP’lilere ve Kürtlere ‘köpekler’ diye yazmıştı köşesinde. Demek istediğim toplumun entelektüel düzeyi, aydınlarının içinde bulunduğu durum bu. Belki çok uç örnekler bunlar. Ancak siz uç olmayan, günlük yaşamdan birçok örnekler ile bunu zenginleştirebilirsiniz. Asıl önemli olan, veya HDP için önemli olan, bu anlayış halk katmanlarına indikçe katlanır olmasıdır. Katlanan bu superiorluk duygusu ve düşüncesi, halk katmanlarin da “linç” olarak davranışa dönüşür. HDP bu taban üzerinde çalışmak zorunda.
Ogün Samast’ın Hrant Dink’ın sırtına saplanan kurşunu ve daha birçok örnekler, entelektüel düzeydeki varolan bu içselleştirilmiş superiorluk düşüncesinin, halka indirgendiğinde kurşunda ve linçte somutlaşmış davranış biçimidir.
Bu HDP projesindeki taraflar arasındaki psikolojik uyumsuzluğa bir örnek. Birbirine parallel olmayan psikolojik bir durum. Yerim kalmadı haftaya başka aspectlerini yazmaya devam edeceğim.