Partilerin seçim çalışmaları giderek kapsamlılaşıyor. 7 Haziran genel seçiminin AKP ile HDP arasındaki mücadele biçiminde geçeceğini herkes kabul ediyor. Bunun temel nedeni ise, AKP iktidar partisi olurken, HDP’nin de bu iktidarın alternatifi konumunda bulunması oluyor. 

Bu durumda CHP ile MHP genel seçimin aktörleri arasında görülmüyor. Dar şoven milliyetçi zihniyeti ve tutucu yapısıyla MHP’nin bir iktidar alternatifi haline gelmesi zaten beklenmiyor. Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi ile CHP de kendini sosyal-demokrat bir parti olarak yenileyememiş bulunuyor. 

Her iki parti son on üç yıldır aslında AKP iktidarına koltuk değneği olmuş durumdalar. AKP şimdi de bu temelde değerlendirmek istiyor. Her iki partinin ortak cumhurbaşkanı adayları Ekmeleddin İhsanoğlu’ydu. Bu zat şimdi MHP listesinden milletvekili adayı. Yani Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı seçiminde CHP’li seçmene bir MHP’liye oy verdirdi. CHP’yi böyle açık bir biçimde MHP’nin kuyruğuna taktı.

Peki şimdi Kemal Kılıçdaroğlu aynı seçmenden kendisi için nasıl oy isteyecek? Belli ki yaşadığı tutarsızlık nedeniyle, değil oy oranını artırmak, eski seçmeninin oyunu bile alamayacak. İşte bu durum 7 Haziran seçiminde CHP’yi alternatif olmaktan çıkarıyor. Bazı dış güçlerin etkin desteğine rağmen, hiç kimse CHP’ye başarılı olma ihtimali vermiyor. 

Böylece seçim meydanında HDP ile AKP kalıyor. Doğal olarak 7 Haziran genel seçiminin de bu iki parti arasındaki mücadele biçiminde yaşanacağı ortaya çıkıyor. 

Bu noktada AKP’nin iktidarını korumak için çalışma yürüttüğü biliniyor. Hatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 400 milletvekili çıkararak yeni Anayasayı hazırlamayı ve sistemi başkanlık biçiminde değiştirmeyi hedefliyor. Bunun için ülkenin ve devletin tüm imkanlarını seferber ediyor. Ancak bu sonuç gerçekleşmese de en azından anayasa değişikliğini halk oylamasına götürecek bir vekil sayısını çıkarmayı Tayyip Erdoğan umut ve hayal ediyor.


AKP iktidarını zayıflatacak tek parti HDP 

HDP ise öncelikle yüzde on barajını aşıp aşamama tartışması içinde seçim çalışmalarını başlattı. Ancak AKP’nin aşılmakta olduğu ve CHP ile MHP’nin ise alternatif oluşturamadığı ortamın oluşturduğu siyasal boşluğu doldurma imkanını elde etmesi HDP’yi bir anda seçimin favorisi haline getirdi. 

HDP de bu durumu ustaca değerlendirmeye çalıştı. Özellikle PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın müzakere süreci kapsamında geliştirdiği politik adımlar demokratik siyasetin hızla güçlenmesine yol açtı. Bu durumu değerlendirmek isteyen HDP yönetimi de 7 Haziran seçimi için geniş bir demokratik ittifak oluşturmayı önemli ölçüde başardı. Milletvekili aday listesi böyle bir demokrasi bloğunun çeşitliliğini yansıttı. 

Şimdi bir yandan çok yoğun bir seçim mücadelesi yaşanır ve giderek bu mücadele kızışırken, diğer yandansa 7 Haziran seçiminin nasıl sonuçlanacağı tartışmaları da yoğunlaşıyor. Tabi söz konusu tartışmaların merkezinde de HDP-AKP mücadelesi ve HDP’nin seçim sonucunun ne olacağı sorusu yer alıyor. 

Bu noktada HDP’nin seçim kampanyasındaki performansı ile AKP karşıtlarının tutumunun sonucu belirleyeceği değerlendiriliyor. Öyle ya, AKP’nin 7 Haziran’da başarısız kılınması ve hatta tek başına iktidar olamaz bir düzeye düşürülmesi sadece HDP’nin yüzde on seçim barajını geçmesine ve başarılı olmasına bağlı hale gelmiş bulunuyor.

Yani AKP’nin kaybetmesi sadece HDP’nin kazanmasına bağlı. Bunu CHP ve MHP’nin durumu etkilemiyor. Yani AKP iktidarını zayıflatmak CHP ve MHP ile olmuyor. AKP’nin zayıflatılması sadece HDP’nin başarısına bağlı hale gelmiş bulunuyor. Bu durum da gerçek AKP karşıtlığının HDP’ye oy vermek gibi bir noktaya bağlanmış olması anlamına geliyor.

Kısaca kimin gerçekte ne kadar AKP karşıtı olduğu aslında 7 Haziran’da HDP’ye oy verip vermemesiyle ölçülecek. Gerçek AKP karşıtları 7 Haziran’da HDP’ye oy verirken, AKP’ye sözde karşıt olanlar ise HDP’ye oy vermeyecek. Yani AKP’ye gerçekten kimin karşıt olup kimin olmadığı 7 Haziran seçiminde belli olacak.


‘Yeni Yaşam’ın içi doldurulmalı 

Elbette böyle bir durum HDP’nin lehinedir ve HDP seçimde bu durumu değerlendirmeye çalışacaktır. Kendini AKP karşısında böyle bir duruma getirmiş olması HDP’nin şansını artırmaktadır. Kuşkusuz HDP bu durumu değerlendirecek ve bu temelde oyunu artıracaktır. Ancak sadece bununla 7 Haziran seçiminde başarılı olması zordur. Bu nedenle farklı hamleler de yapması gerekir.

Belli ki bu durumda HDP’nin geliştireceği en önemli hamle kendi demokrasi programını somut ve anlaşılır hale getirmesi ve bunu örgütlü bir çalışmayla en geniş kitlelere götürmesidir. HDP’nin bu doğrultuda önemli bir çalışma içinde olduğu gözükmektedir. Programını “Yeni yaşam” kavramıyla özetlemiştir ve bu da kitlelerde önemli bir yankı bulmaktadır.

Ancak elbette yalnız başına bu tanım yetmez. İlk bakışta göze ve kulağa çarpıcı gelse de, içeriği doldurulmadıkça etkisi uzun vadeli olmaz. Bu nedenle yeni yaşamı, özgür yaşam olarak somutlaştırması ve bunu bir de demokratik sistemle tamamlaması gerekir. Çünkü Türkiye’de sistem tartışması vardır ve AKP mevcut sistemi başkanlık sistemi ile değiştirmeyi programlamıştır.

HDP açısından “özgür yaşam” ve “demokratik sistem” kendini kitlelere anlatmakta yeterince etkili olacağa benzemektedir. “Yeni Yaşam” sloganının içini de bu temelde doldurmak uygundur. Özgür yaşamı kadın özgürlüğüne dayandırmak, demokratik sistemi ise yerel yönetimlerin güçlendirilip esas alınması temelinde öngörmek en doğrusu olur.

Kuşkusuz söz konusu programı sadece oluşturmak yetmez, özgür yaşam ve demokratik sistem programını örgütlü ve planlı bir çalışmayla tüm kitlelere etkili bir biçimde taşımak gerekir. Bunda da bir veya birkaç yöntem değil, olabilecek her yöntemi uygulamak elzemdir. Tabi insanlarla birebir ve yüz yüze görüşmek en doğru ve etkili yöntem olmaktadır.


AKP’nin tuzaklarına karşı tedbir alınmalı 

HDP bu temelde propaganda hamlesini geliştirirken, elbette AKP’nin tuzaklarına ve provokasyonlarına karşı da hazırlıklı ve tedbirli olmalıdır. Nitekim görkemli kutlanan Newroz ardından böyle bir provokasyon süreci başlamıştır ve devam etmektedir. Bunun seçime kadar da süreceği anlaşılmaktadır. 

O halde AKP saldırılarına ve provokasyonlarına karşı uyanık olunması şarttır. Bunun başında da AKP gündemi ve üslubuyla mücadele etmemek gelir. Ne kadar tahrik edilirse edilsin, HDP tepki göstermemeli ve kendi mücadele tarzından kopmamalıdır. Bunun esası da halkın anladığı ve benimsediği bir üslupla AKP’yi çok yönlü ve yoğunca teşhir etmektir.

Özellikle 2013 Newrozu’ndan bu yana sürdürülen “çözüm sürecine” AKP’nin her dönemdeki yaklaşımını ve oyalayıcı tutumunu teşhir etmek önemlidir. HDP böyle bir çalışma ile AKP’yi teşhir etmeyi ve CHP ile MHP gerçeğini ortaya koymayı başarırsa, o zaman 7 Haziran’ın gerçek zafer kazananı kesinlikle olur. Buna inanmak ve bunu gerçekleştirmek gerekiyor.