Savaş gerçekliği herkese göre başka bir şey olsa da, herkesin karakterini çok çarpıcı şekilde açığa çıkarma özelliği vardır.

Erdoğan ve AKP’yi, askeri vesayete son veren kahraman, demokrat, Kürt sorununu diyalogla çözecek tek güç, ılımlı İslam’ın temsilcisi, barışçı, adil vb sıfatlarla anan herkes şimdi kimin ne olduğunu görmüş durumdadır.

Doğan medya gurubunun, küresel güçlerin konjonktürel tutumuna paralel bir politika izleyip AKP yanında yer alıp HDP’ye saldırması dışında HDP’den "umudunu kesen” yoktur. 

HDP asıl şimdi halkların büyük umudu haline gelmiş bulunuyor.

HDP’ye saldırı argümanlarına bakıldığında neden asıl şimdi umut haline geldiği de görülecektir.

PKK’nin hendek-barikat siyasetiyle HDP’yi etkisiz kıldığını ve HDP’nin tavır almadığını iddia edenler, öncelikle küresel ve bölgesel düzeyde süren savaş ve yansımalarını hiç hesaba katmadan afaki tarzda konuşuyorlar. AKP’nin saldırganlığını ise nerdeyse hiç hesaba katmamış oluyorlar.

PKK’nin hendek-barikat diye bir siyaseti yoktur; AKP saldırganlığına karşı her yerde meşru halk direnişi vardır. Bu tür söylemler 40 yıl önce söylenen "PKK direnmeseydi devlet katliam yapmazdı, 12 Eylül darbesi olmazdı, her yer güllük gülistanlık olurdu…” laflarına benziyor.

Kaldı ki PKK’nin HDP’yi zayıflatma gibi bir siyaseti olsa ve "hendek-barikat eşittir HDP’nin etkisiz kılınması” diye bir formül gerçekten geçerli olsaydı hiç kuşku yok ki buna en çok AKP sevinirdi.

Tam tersine, halk nezdinde hendek ve barikatlar AKP’yi "etkisiz” kılmıştır. Dünyada hiç mi hendek-barikat kuran halklar olmadı? Tankla, topla, helikopterle mi saldırdılar; silahsız, savunmasız, yaralı halde bodrum katlarına sığınmış olanları bile katledip yaktılar mı?

Eğer AKP hendek ve barikatlara tankla-topla saldırmasaydı, vahşi katliamlara girişmek yerine araya giren aydınlara kulak verseydi, savaşın boyutlanması mümkün olmayabilirdi. 

Fakat AKP açısından böyle bir durum söz konusu olamazdı çünkü hem taşıdığı zihniyet hem de bölgedeki savaşta üstlendiği rol nedeniyle özgür Kürde her koşulda saldıracaktı. 

Yine de bu derecede vahşi katliamlara girişmiş olması birçok çevreyi adeta şoke etti.

AKP’ye "yetmez ama evet” diyenler bile kalmadı.

HDP saflarında "İyi ki savaş çıktı da HDP’nin kıymeti anlaşıldı” diyecek kadar vicdansız ve faydacı hiç kimsenin çıkmamasına karşın "iyi ki savaş çıkardık da HDP’yi gerilettik” diyen bir AKP gerçekliği vardır.

HDP gerilemiş midir? AKP öyle yansıtmaya çalışıyor. Gerçekten gerilemiş olsaydı AKP bu kadar saldırır mıydı? Televizyonları açan herkes hemen her gün Erdoğan ve AKP’nin HDP’ye saldırısıyla karşılaşıyor. 

Muhtemelen uyurken rüyalarında da HDP’ye saldırıyorlar. "Gerilemiş” bir HDP karşısında bu ne korkudur! 

Korkuları gerçektir ama korkmaları geri çekilecekleri anlamına gelmiyor aksine her türlü çılgınlığa hazır olduklarını anlamak gerekiyor.

Dertleri HDP’yi geriletmek değil ellerinden gelirse tüm HDP’lileri imha etmektir. Zaten Erdoğan çekinmeden bunu söylüyor.

Geçmişte bazı örneklerinde olduğu gibi yanılgılara düşülmemesi için şunu da vurgulamakta fayda vardır: "PKK savaşmasa HDP rahatça siyaset yapar!” tarzındaki teori bir AKP teorisidir. HDP’yi çok seviyorlar ya, KCK operasyonları adı altında on binleri tutuklarken de "siyasetin önünü açıyoruz” demişler ve en fazla da HDP yöneticilerini hapsetmişlerdi. 

Ne derlerse desinler herkes görüyor ki HDP hiç tereddüt etmeden AKP savaşına -ve faşist, katil, tecavüzcü sürülerine- karşı durabilen tek partidir. 

Kürdün, Türkün, Çerkez’in, Arap’ın, Müslümanın, Hıristiyan’ın, Ermeni’nin, Êzîdî’nin, Süryani’nin, Alevi’nin, emekçinin, kadının, gencin, tüm ötekileştirilenlerin hiçbir kaygı duymadan buluşabildiği yegâne partidir HDP.

Tüm baskılara rağmen Türkiye’yi AKP’ye terk etmeyen ve ayrıca Kürt halkının Türkiye’yle köprüsü olan bir partidir HDP. 

Zor zamanların partisi olan HDP Türkiye’nin barış ve huzurunun en büyük güvencesidir.

Türkiye’nin HDP’ye tam da bu nedenlerle ihtiyacı vardır. 

Tam da bu nedenle HDP Türkiye halklarının en büyük umudu haline gelmiştir.