AKP ve Erdoğan'ın HDP'ye yönelik 7 Haziran öncesi dile getirdiği "B" ve "C" planlarını devreye soktuğunu kaydeden HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, "Bu koşullar içerisinde de HDP'nin 1 Kasım seçimlerinde tüm dengeleri yeniden değiştirecek ve yeniden kuracak bir siyasi güce ve kararlılığa da sahip olduğunu biliyoruz. Kendimizi biliyoruz, kendimize inanıyoruz. Yolumuzu kestiler böyle bir anti demokratik seçimle ama yolumuza çıkardıkları bu engeli de, 1 Kasım seçim bariyerini de güçlü ve daha yüksek bir kazançla aşabileceğimize inanıyoruz" dedi. Yüksekdağ, 1 Kasım seçimlerinde daha çoğalacaklarını dile getirerek, HDP'nin oy oranının yüzde 15 ile yüzde 20 arasında olduğunu söyledi.

DİHA'ya konuşan HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, 24 Temmuz'da başlatılan savaşın kararının çok önceden alındığına işaret ederek, bu savaşın halkların gelişen ve değişen tercihine karşı da başlatıldığını söyledi. Savaşın aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Dolmabahçe Mutabakatı'nı rafa kaldırması ve masayı tekmelemesiyle başladığına vurgu yapan Yüksekdağ, şunları söyledi: "Çözüm sürecini ve masayı tekmeledikten sonra zaten geriye tutunacak çok fazla bir şey kalmıyor. Gerek seçim sürecinin demokratik bir şekilde yaşanabilmesi, gerekse de Türkiye'de demokratik özgürlükçü bir yolun açılması bakımından tutunacak en sağlam dal, çözüm masasıydı; diyalog ve müzakere süreciydi. Dolmabahçe Mutabakatı’nın reddedilmesi, bu umut ve beklentinin de reddedilmesi anlamına geliyordu. Umudu ve beklentiyi reddediyorsanız yerine tabi ki Türkiye gibi bir coğrafyada savaştan başka bir şey konulamaz." 


Çok öncesinden başlatıldı

Savaşı, 24 Temmuz süreci sonrasıyla sınırlandırmanın hata olduğunu kaydeden Yüksekdağ, "Askeri operasyonları, başlatılan savaş ve çatışmayı Temmuz ile eşitlemek kesinlikle çok yanlış bir sonuca götürür. Onun çok öncesinde tek taraflı olarak hükümet ve Saray tarafından başlatılmış çok ciddi ve geniş çaplı bir savaş vardı. Bu savaşın sonucu olarak çok ciddi ölümler yaşandı" diyerek, HDP'lilerin katledilmesini, HDP binalarının bombalanmasını örnek gösterdi. 


Kararı Saray verdi

Askeri operasyonların kararının direkt Saray'dan verildiğini tekrarlayan Yüksekdağ, "Saray'a bağlı bir savaş masası aracılığı ile bu operasyonların kararı verildi. Diyadin'de aslında düğmeye bastılar. Orada iki tarafı da harekete geçirecek daha büyük bir savaş ve çatışmayı başlatmak istiyorlardı" dedi. 

Yüksekdağ, savaş kararının AKP ve Erdoğan'ın zorla iktidarda kalma kararının bir ürünü olduğunu kaydetti. "AKP iktidarı ve Erdoğan kendi iktidar sürelerinin dolduğunu gördüler aslında. Bu süreyi uzatmak, kendi iktidarlarını kollamak ve güçlendirmek için bir savaş kararı aldılar" diyen Yüksekdağ, bunun sadece HDP'ye dönük olmadığını, topyekun bir savaş olduğunu ifade etti.


B ve C planları aşaması

Erdoğan'ın 7 Haziran seçimleri öncesi seçim meydanlarında dile getirdiği "B ve C planlarımız var" sözlerine atıfta bulunan Yüksekdağ, siyasi alanda HDP'nin hedef alınmasını da izah etti. HDP'nin Türkiye'nin yeni demokratik gücü ve değişim dinamiği olduğunu gösterdiğini; kaybettikleri vekilleri almak ve bütün toplumun demokratik direncini kırmak için HDP'nin hedef tahtasına oturttulduğunu söyleyen Yüksekdağ, şöyle devam etti: "Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim kampanyası boyunca eğer bu dönemde, 'müdahale planlarımız yetmezse B planımız var, C planımız var' diyordu. Şimdi planlarının B ve C aşamasına geçmiş durumdalar. Yine HDP'yi baraj altına çekmeye çalışacaklar. HDP'yi zayıflatıp yıpratıp bütün toplumun değişim umudu, direnç noktası olmaktan çıkaracaklar. 1 Kasım seçimleri öncesinde de bütün saldırılar HDP'de somutlaşmış görülüyor." 


Başkanlık hayali engellenince

7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tabloya bakıldığında savaşın tekrar başlaması için herhangi bir nedeninin olmadığının altını çizen Yüksekdağ, şunları söyledi: "Meclis'e girmesi gereken bütün toplumsal kesimler de girmişti. Barış ve demokrasi için olması gereken bütün koşullar mevcutken, bir tek şey eksikti. O da Tayip Erdoğan'ın başkanlığı. Eksik olan şey buydu. 7 Haziran seçimlerinden çıkmayan tek sonuç Erdoğan'ın başkanlığıydı. Bu sonucun çıkmamasına tahammül edemediler, bunu sindiremediler." 


'Bu savaşın meşruiyeti yok'

Asker ve polis ailelerinden, milliyetçi kesimden insanların AKP'nin ve Erdoğan'ın savaş kararını sorguladığını hatırlatan Yüksekdağ, "Demokrasi ile çözülmesi gereken bir sorunu savaşla, kanla, ölümle, silahla çözmeye çalışan diktatörlüğe gözünü dikmiş bir iktidar var karşımızda. Bütün Türkiye toplumu da bunu görebilecek bir bilinç düzeyine sahiptir. AKP ve Saray'ın görmediği şey budur işte. O nedenle bu savaşın hiçbir meşrutiyeti ve toplumsal karşılığı yoktur" diye konuştu. 


'Bayrak taktikleri de çökecek'

AKP ve Erdoğan'ın Türkiye toplumunun kutsallarını kendisine alet ettiğini söyleyen Yüksekdağ, geçtiğimiz seçim kampanyalarını Kur'an üzerinden yürüten Erdoğan'ın “21. yüzyıl Muaviyeliği”ne soyunduğunu söyledi. Yüksekdağ, sözlerine şöyle devam etti: "Bu yetmedi şimdi de almışlar 1 Kasım seçimleri için ellerine bayrağı. Bunlar kutsalları yıpratma hareketleridir aynı zamanda. Siyaset tarafından halkın kutsal sembolleri ne kadar çok kullanılırsa, siyasete alet edilirse o kadar yıpranır ve yıpratılır, düşürülür. Şu anda AKP hükümeti kendi iktidarını güçlendirmek için kutsalları düşürüyor. İzlediği siyasetin toplumdaki karşılığı budur. Bölgede Kur'an'ı kullanma siyaseti nasıl çöktüyse, bayrağı kullanma taktiklerinin de çökeceğine inanıyorum. 1 Kasım seçimlerine giderken AKP hükümeti, bayrağı kendine kılıf edinerek yürütmeye çalışıyor." 


'Terörün kaynağı Saray'dır'

"Terör"ün kaynağının AKP ve Saray olduğuna işaret eden Yüksekdağ, bugün yaşanan savaşın da karanlık sürecin de tek nedeninin devlet terörünü yaratanlar ve yönetenler olduğunu belirtti. 90'lı yıllardaki ve darbe dönemindeki argümanların tekrar AKP ve Erdoğan tarafından canlandırıldığını dile getiren Yüksekdağ, "Gladio hücrelerini, tetikçilerini, Saray'a bağlı bir ekip ve masa olarak siyaset sahasına sürdüler. Şu anda bir özel savaş yürütülüyor. Faili meçhuller, yargısız infazlar, işkenceler, katliamlar, köy yakmalar ve boşaltmalar, bunlar 90'lı yıllarda kalmış şeyler değil, özellikle bunun çok üstünde bir saldırı politikası var. Bir iç savaş provası yapıyorlar. Bir Kürt-Türk çatışması yaratma, bir soykırım politikası yaşama geçirmeye çalışıyorlar. 90'lı yılların ve darbe döneminin faşizminin türevidir şu anda yaşanan" şeklinde konuştu. 


'Terör, devletin yaptığıdır'

Tüm Türkiye'ye "terörün ne olduğunu" anlatacaklarını söyleyen Yüksekdağ, "Terör, devlet terörüdür. Bugünün teröristi de, terörün başı da, teröre sırtını yaslayanlar da AKP'den, Erdoğan'dan ve Saray'dan başkası değildir" dedi. 


'Kendi mezarlarını kazıyorlar'

AKP ve Erdoğan’ın kendisini sona götürecek yolda ısrarla ve inatla yürümeye devam ettiğinin altını çizen Yüksekdağ, “Kendi mezarlarını kendileri kazıyorlar. Halka sunabilecekleri bir şey yok. Halkı siyaset ile ikna edebilecek güçleri kalmamış artık. Hiçbir şey vaat edemeyen siyaset artık halkın kutsallarıyla oynar ya da tahrip eder. Halkın kutsal değerlerine saldırarak, onuruna saldırarak bir siyaset hakimiyeti elde etmeye çalışıyorlar. Mezarlıkların, şehitliklerin bombalanmasının tek anlamı budur" şeklinde konuştu.

Kürt halkının çocuklarının mezarlarının bulunduğu şehitliklerin bombalanmasına sert tepki gösteren Yüksekdağ, "Bugün çok daha büyük ve kötü kaybedecekler. Kürt halkı kendi onuru ile oynanmasına tarih boyunca izin vermedi, bugün de izin vermez" diye uyardı.


'Kendi meclisini istiyor'

Erdoğan'ın "550 yerli ve milli milletvekili gönderin" açıklamasına da değinen Yüksekdağ, bu istemin "400 milletvekili istiyorum" sözünden farklı bir anlam taşımadığını kaydederek, şöyle yorumladı: "Kendi icazetinde hareket edecek bir meclis istiyor. Türkiye toplumunu bir cehenneme sürükleyeceksiniz sonra da bu kibir ve özgüvenle 550 milletvekili isteyeceksiniz. Bu, tahammül edilemez bir şeydir. Cumhurbaşkanı'nın kast ettiği şey; Meclis’i bana bağlayın demektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çizdiği hizaya dizilecek, onun güdümündeki AKP gibi hareket edecek bir Meclis istiyor. Meclis’te farklılık istemiyor. Bu aslında Meclis’e hakarettir. Bunu sadece bir diktatörlük heveslisi isteyebilir."


'HDP'den daha yerlisi yok'

HDP'den daha yerli ve millisinin olmadığını belirten Yüksekdağ, şunları söyledi: "Bir siyasetçi çıkıp tekçilik vurgusu yapıyorsa  miadı dolmuştur. Türkiye gerçeğini karşılayamaz. Bu nedenle HDP olarak biz kendimizi gayet milli ve yerli hissediyoruz. Her milliyetten ve her yerden, Anadolu'dan, Mezopotamya'dan, Kürdistan'ı kapsayan her yerden, her yerelden gelen insanların temsiliyeti üzerine kurulmuş bir partidir HDP." 


'HDP yeniden kuracak'

HDP'ye yönelik saldırıların tam hız devam edeceğini ön gördüklerini söyleyen Yüksekdağ, şöyle konuştu: "HDP'nin 1 Kasım seçimlerinde de tüm dengeleri yeniden değiştirecek ve yeniden kuracak bir siyasi güce ve kararlılığa sahip olduğunu biliyoruz. Kendimizi biliyoruz, kendimize inanıyoruz. İsterdik ki 7 Haziran seçimlerinden sonra demokratik bir kombinasyon oluşsun ve bunun üzerinden siyasi bir kanal açılsın. Bu mümkün olmadı ve yolumuzu kestiler. Ama yol kesen haramilerin dayatmalarına karşı yol yürüme azmimizi yitirecek bir yapı değiliz. Yolumuzu kestiler böyle bir anti demokratik seçimle ama yolumuza çıkardıkları bu engeli de, 1 Kasım seçim bariyerini de güçlü ve daha yüksek bir kazançla aşabileceğimize inanıyoruz. Bütün çalışmalarımızı da bu inanç ve kenetlenme etrafında yürüteceğiz." 


'1 Kasım'da daha da çoğalacağız'

Her yerde saldırı altında olduklarına ve çok çeşitli saldırılarla karşı karşıya kalabileceklerine işaret eden Yüksekdağ, "Biz bu koşullar içerisinde de yürüyebilecek bir metanete ve dirence sahibiz. Bize oy veren güçlü, kararlı ve güçlü bir kitle var. İnanıyorum ki bu kitle, 1 Kasım seçimlerinde daha da çoğalacak. Zulüm her zaman esir almaz, her zaman tutsak etmez" dedi.     


Karasızlar HDP'ye geliyor


Yüksekdağ, Türk medyasının HDP'ye sansür uyguladığını; bu sansür kararının da bizzat AKP ve Cumhurbaşkanı tarafından alındığını söyledi. 1 Kasım seçimlerine sayılı günler kalırken, HDP'nin oy oranının yüzde 15-20 arasında olduğunu söyleyen Yüksekdağ, Türkiye'de var olan kararsız seçmeninin büyük çoğunluğunun HDP'ye kaydığını anketlerde gördüklerini söyledi. 


 DİHA/ANKARA