
Almanya’dan seçim notları - 8 / HAMBURG
Hamburg, Almanya’nın kuzeyinde, ülkenin ikinci büyük kenti. Hem şehir hem eyalet olanlardan... Avrupa’nın ikinci büyük limanına ve başka birçok büyük ekonomik faaliyete ev sahipliği yapıyor. Kanalları, gölleri, tarihi varlığı ve şehir atmosferiyle Hamburg, özgünlüğünü hemen belli eden kentlerden. Ülkenin diğer kentlerindeki “standardize” havanın aksine Hamburg’da, yaşayan bir kenti hissetmek mümkün.
82 bin seçmen
Hamburg göçmenler açısından da önemli bir kent. Kentte -Hamburg Başkonsolosluğu verilerine göre- 80 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ikamet ediyor. Bu sayı, sonradan Alman vatandaşlığına geçmişleri de dahil edince 100 bine yaklaşıyor. Hamburg Başkonsolosluğu’ndaki sandıklarda oy kullanan seçmen sayısı ise Schleswig-Holstein Eyaleti de burada oy kullandığı için 82 bin.
Kobanê dönüm noktası
Kentteki Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı göçmenler, çok uzun yıllardır burada yaşıyor. Kürdistanlıların dernek çalışmaları ve mücadeleleri, uzun yıllardır kentin gündemine girmeyi başarıyor. Rojava Devrimi ve Kobanê Direnişi ise her yerde olduğu gibi Hamburg’da da önemli etkiler yaratmış. Bu direniş ardından hem kentin demokratik kamuoyunun Kürdistanlılara ilgisi artmış hem de Türkiye ve Kürdistanlı örgütlerin mücadele birliği konusunda daha ileri adımlar atılabilmiş. Fakat aynı dönemde bazı gerginlikler de yaşanmış ki, onların izleri halen devam ediyor. DAİŞ çetelerine destek veren bazı camilerin cemaati, Kobanê için eylem yapan Kürdistanlıları provoke etmeye çalışmış; Demokratik Kürt Toplum Merkezi çevresinde, bazıları ağır yaralanmalarla sonuçlanan kavgalar yaşanmış. DAİŞ‘e destek verdiği öne sürülen camii, halen DKTM’nin karşısında bulunuyor.
Halkların Demokratik Partisi’nin kentteki seçim çalışmaları, her yerde olduğu gibi Hamburg’da da Kobanê Direnişi’nin açtığı kanalı daha da genişletmeyi başarmış; çok değişik kesimlerin önyargılardan arınmış birlikteliğini yaratmış. Kentteki onlarca örgüt, HDP çalışmalarına dahil oluyor; isimlerini tek tek anmaya çalışırsak, unuttuklarımıza ayıp ederiz. Fakat Alevilerden Sünnilere, Kürtler, Türkler, Çerkeslerden Lazlara, sosyalistlerden Alman demokratlarına kadar çok değişik çevrelerden destek geldiğini söylemek mümkün.
‘Herkes farkında’
Naime Erdem Başaran, İzmirli bir Türk. Halkların Demokratik Partisi’nin Hamburg Başkonsolosluğu’ndaki müşahit organizasyonunda görev alıyor. Oldukça heyecanlı, çalışmalarından bahsederken gözleri gülüyor. Kentte işe koyulmalarının başlangıcını şöyle özetliyor: “Sol, sosyalist, demokrat, sistemden namemnun olan oluşumlar bir araya geldik ve ‘ne yapabiliriz’i konuştuk. Herkes durumun, tarihsel bir dönemeçten geçtiğimizin farkında. Halkların Demokratik Partisi’nin barajı aşıyor olması demek, bütün bu dengelerin ezilenlerden, mağdurlardan yana değişmesi demek. AKP iktidarının öyle kolay, istediği gibi kararlar alamayacağı demek. Bizim hareket alanımız genişleyecek. Herkes bu bilinçle hareket ediyor.”
‘HDP varlık gerekçesi’
“HDP’nin siyaseti arenayı genişletme politikası, izlediği bütün yol ve yöntemler Hamburg’a da yansıdı“ diyen Erdem Başaran, oluşan havaya dair ise şunları aktarıyor: “İlk kez oy kullanan insanlar var. ‘Biz de varız, buradayız’ deme fırsatı buluyor insanlar. HDP biraz da varlık gerekçesi gibi oldu. Hepimiz hazırız, heyecanlıyız. Burada görevli olarak duran arkadaşlarımız çok değişik yerlerden geliyor, belki birbirlerini tanımıyorlar, sabahtan akşama dek ayakta duruyorlar ama hiç şikayet etmiyorlar. Halklar adına çok önemli bir ruh oluştu. Daha önce belki hiç karşılaşmayacak, merhabası olmayacak çok sayıda insan birlikte hareket eder, paylaşır, fikir birliği yapar hale geldi. Demokratik teamüller gerçekleşiyor bu süre zarfında.”
Peki daha önce böyle bir birlik oluşabilmiş miydi? Erdem Başaran’a göre kısmen yapıldıysa da bu kadar başarılı olamamıştı. Şöyle diyor: “KCK tutuklamaları olduğunda da Hamburg’da bir inisiyatifte çok değişik kesimlerle bir araya geldik, eylemler yaptık. Ama o bir inisiyatifti ve tek gündemi, sorusu vardı. Şimdiyse çok daha başka. Herkese ulaşabiliyoruz. Sokaktaki insanın rahatsızlığı HDP’de buluşuyor.”
Eylerken öğreniyorlar
HDP’nin en güzel yanı, bir yanıyla da sürekli bir öğrenme halini içermesi... El ele veren “Biz’ler”, eylerken öğreniyor, öğrendiklerini hemen eyleme geçiriyor. Birbirine dokunan herkes değişiyor; bu öğrenerek dönüşmüşlerin birlikteliği, “Biz’ler”i yaratıyor. Naime Erdem Başaran, bu ruhu çok güzel anlatıyor: “Bir arada yaşayabilmenin en demokratik, en düzgün biçiminin nasıl olacağına, çözüm sürecinin nasıl başarılacağına dair düşünüp duruyoruz. Tam da böyle olacak işte. Toplumsal ilişkilerde olacak. Devletlerin üzerindeki birilerinin yapacağı bir şey değil. Böyle bir ilişki ağının şimdi gelişiyor olmasının; işçisi, öğrencisi, kadını, çok değişik kesimlerden insanların bir araya gelip iş yapabiliyor olmasının getirisi elbette olacaktır. Biz de öğreniyoruz. Birlikte olmayı, ‘biz’ olmayı öğreniyoruz. Seçimlerden sonra da artık yapabileceklerimiz için hazır bir oluşum var. Tepeden bir yerlerden beklememiz gerekmiyor, devlet mekanizmalarına ihtiyacımız yok. Toplumsal ilişkilerde bunu yapabiliyor olduğumuzu gördük artık. Çok kıymetli bir şey bu.”
Hamburg sandıklarındaki son duruma ilişkinse Erdem Başaran, “İkinci parti biziz” diyor.
Aday olduğumda bu kadar heyecanlanmadım
Hamburg’da HDP seçmeninin bir de milletvekili var: Cansu Özdemir. Özdemir, Hamburg Eyalet Parlamentosu’nun Sol Partili milletvekili. Onunki hem bir Kürt gencinin hem de kentte yaşayan Kürdistanlıların başarı hikayesi...
Özdemir, 22 yaşındayken Kürdistanlıların, Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin desteğiyle ilk defa milletvekili olmuş. İlk dönemdeki başarıları, onu ikinci dönem milletvekilliğine de taşımış durumda. Artık sadece “genç bir siyasetçi” değil; 6 yıllık süreçle, “deneyimli” de bir siyasetçi.
Hamburg Parlamentosu’nda milletvekili olmasının Kürdistanlıların eyaletteki demokratik çevrelerle ilişkileri konusunda önemli sonuçlar doğurduğunu anlatıyor Özdemir. “Eskiden sadece kötü süreçlerde görüşüyorduk. Bir felaket olunca dosya veriyorduk, sonra ilişkimiz bitiyordu. Şimdi öyle değil” diyor. Aynı türden ilişkilerin bütün Avrupa’da gelişmesinin önemine dikkat çekiyor ve bunun ancak anlık değil sürekli, sistematik bir ilişki geliştirmekle mümkün olabildiğini belirtiyor.
HDP, Sol Parti’ye benziyor
Özdemir, Kobanê Direnişi sonrasında yerleşik demokratik çevrelerdeki dönüşümü en yakından gözlemleme fırsatı bulanlardan biri. Partisi Die Linke’nin ve parlamentodaki diğer partilerin Kobanê’den sonra Kürdistanlıların taleplerine çok daha duyarlı hale geldiğini anlatıyor. Partisi, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki seçimlerde HDP’yi destekleme kararı da aldı. Bunu, HDP’nin de birçok yönden Sol Parti’ye benzemesine ve Erdoğan diktatörlüğüne doğru yol alan Türk sisteminin Avrupalı demokratlarda da yarattığı rahatsızlığa bağlıyor.
Genç milletvekili, HDP’nin yakaladığı ivmeden dolayı oldukça heyecanlı. Çifte vatandaş olduğu için o da oyunu kullanmış. “Oyumu HDP’ye verirken çok heyecanlandım. Milletvekili olduğum seçimde bu kadar heyecan yaşamamıştım” diyor.
HDP’nin başarısı Avrupa’nın yaklaşımını değiştirir
Erdoğan’ın otoriter yönetimine karşı tek alternatifin HDP olduğunu belirten Özdemir, Alman basınının da bu gerçeği gördüğünü, haberlerinde bunu vurguladığını anlatıyor. HDP’nin Kürt sorununun çözümüne dair programı kadar, ekoloji, işçi hakları, çocuk hakları, engelliler, LGBTİ bireyler ve farklı inançlarla ilgili programını da çok önemsiyor. Kalanını kendisinden dinleyelim:
“HDP’nin barajı aşması ve meclise girmesi, Türkiye’nin geleceği için belirleyici. HDP barajı aşmazsa, AKP halklara karşı savaş başlatacak. HDP aştığında ise, ki bundan çok eminim, AKP güç kaybedecek, kazanan demokratik ve barışçıl bir gelecek olacak. Biz de Avrupa’da yaşayan HDP destekçileri olarak müthiş ve yoğun bir tempo ile çalışmalıyız. Türkiye’deki dengelerin HDP lehine değişmesi, Avrupa’daki hükümetlerin kurumlarımıza, Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve yaşanan katliamlara yaklaşımını da değiştirir. Bu yüzden herkesi, oy hakkına sahip olsun veya olmasın, HDP’ye sahip çıkmaya, HDP’nin başarısı için çalışmaya çağırıyorum.”
Maaşla dini önderlik olmaz
Mustafa Mısır, bir Alevi piri. Maraş, Afşinli. Baba Tahir Üryan’a dayanan Üryan Xizir Ocağı‘ndan... Demokratik Alevi Federasyonu’na (FEDA) bağlı Hamburg Alevi Kültür Evi’nde (HAK Evi) Alevilerin seçim tavrını konuştuk.
Pir Mustafa Mısır’ın Aleviliğe dair oldukça zengin bir müktesebatı var. Pirlik ise onun için topluma rehberlik sorumluluğu; ayrıcalık değil, bir yük. Öyle ki, bir taraftan Almanya’daki metrolarda temizlik işçiliği yapıyor; kalan zamanında ise Pir olarak vermesi gereken hizmetleri veriyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tartışmasına da buradan bakıyor: “HDP, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tek mezhepe hizmet etmesine karşı dik duruyor. Biz devletin dinden elini çekmesini, Diyanet’in lağvedilmesini, herkesin inancını kendisinin yaşamasını istiyoruz. Yani Aleviler nasıl pirine, dedesine lokmasını veriyorsa, hocasının da giderlerini inanan insanlar kendi aralarında vermeli. Maaşlı din önderliği olmaz.”
Alevilik felsefesinin özü...
Alevilerin HDP’yle buluşmasında da, Pir’e göre garipsenecek hiçbir şey yok. “Çünkü” diyor, devam ediyor: “Alevilik felsefesinin özü, mazlumun yanında olmak, zalimin karşısına dikilmektir. Alevilerin en büyük ibadeti aslında budur. Elini açıp Hakk’a yalvarmakla ibadet olmaz. İbadet, elini vicdanına koyarak olan bitene göre gereği neyse yerine getirmektir. Bizim inancımızda, o gereği yerine getirdiğimizde ancak Hak ile Hak olabiliriz, Hak bizden razı olur. İbadet, açı doyurmak, çıplağı giydirmek, mazlumun yanında olmaktır.”
‘İnsanların gözü, yüreği var’
Alevilerin CHP’ye oy veren kesimlerinin alternatifsizlik hissi ve “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” politikalarıyla aldatıldığını söyleyen Pir, bugün yaşanan değişimi ise şu sözlerle anlatıyor: “Kürt Özgürlük Hareketi’nin güçlenmesi, Kobanê’de, Şengal’de yaşananlar... İnsanların gözü var, yüreği var. Herkes gördü bunları. Şimdi HDP’nin oluşumuyla birlikte ise Alevilerde de bir canlanma oluştu. Artık bir alternatif var, herkesin dayanacağı bir güç var. Son günlerde çok duyuyorum, “CHP’liyim ama HDP’ye oy vereceğim” diyor insanlar. ”
Cami-dergah diyalogu
Hamburg’daki Şeyh Sait Camisi ile HAK Evi’nin sıcak ilişkileri var. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve HDP’nin güçlü olduğu her yerdeki toplumsal kesimler arasındaki bariyerin aşılması havası, Hamburg’da da var. Pir Mısır, kentte 50’nin üzerinde cami olduğunu, ancak hiçbirine gitmediğini, gitmeyeceğini söylüyor; Şeyh Sait Camisi’ni ise ayrı bir yere koyuyor: “Saidî Kurdî Camisi’ne gitmek rahatsız etmiyor. Temelinde insanlık olan, Hakk’ın kelamı olan bir yerde insanın korkmaması gerekir. Yıllardır yaşadıklarımız, başka camilerden korkmamıza neden oldu. Ama HDP’ye destek veren bu camilerde korkmuyoruz. Gittiğimizde saygı görüyoruz, hürmet görüyoruz. Gözlerinde bunu okuyorum.”
HDP’den önce PKK’yle
“Peki bu nasıl aşıldı?” diyoruz, cevaplıyor: “Bizim aramızdaki bariyerler, HDP’den de önce PKK’yle birlikte aşıldı.”
HDP’ye desteğini ise Pir, şöyle anlatıyor: “Ben HDP’yi desteklemek zorundayım. Bazen deniliyor ki, ‘İnanç önderlerisiniz, neden böyle açıkça destekliyorsunuz?’ Aslında bugüne kadar Aleviler, kendi talepleri, özleriyle politika yapmadıkları için bu noktadalar. Aleviliğin kendisi politikadır. Devletin istediği de politikasız Alevilik. Bizim inancımızda pirler, toplumun önderleridir, gelecek tehlikeyi görendir, geçmişi bilendir. Toplumu korumak görevi vardır. Bu yüzden ben de hem kendim HDP’yi destekliyorum hem de eminim ki köylerimizin yüzde 90’ı destekliyor.”
‘Amedli’ Bedia Demir
Bedia Demir, Amedli bir HDP destekçisi. Daha doğrusu Yozgatlı. Fakat tanıştıran arkadaş Yozgatlı olduğunu söyleyince karşı çıktı, hatta oldukça sert tepki gösterdi. “Artık Yozgat’la ilişkim kalmadı. Amedli de, Dêrsimli de” dedi. Hikayesi ilgi çekici...
Yozgat’ta doğmuş, daha küçükken Almanya’ya göç etmiş. Gençlik yıllarında devrimci hareketle tanışmış ancak gerçekten devrimci bir ruh görememiş. Kalanını onun ağzından aktaralım: “Onlarınki bana sadece hobi gibi geliyordu. Sonra Kürt Özgürlük Hareketi’yle tanıştım. Hareketin kadrolarında gerçek devrimciliği, fedakarlığı gördüm. Öcalan’ın kitaplarını okumaya başladım, kendimi buldum. Kürt derneğine üye oldum. Çalışmalara aktif katıldım. Geçen dönem yönetime de girdim. 8 yıldır buradaki derneğin üyesiyim.”
Demir’in HDP’yi desteklemesinin gerekçesi de, Kürdistan Özgürlük Hareketi. Hareketin özgürlükçü yaklaşımının dahil olduğu HDP’de halkların buluşmasından mutluluk duyuyor.
Başkonsolos emin ama...
Hamburg Başkonsolosu Mehmet Fatih Ak’la sohbet edip herkesin merak ettiği meseleyi soruyoruz: “Seçim güvenliği ne olacak?”
Ak, emin konuşuyor. Hamburg’da sandıkların saklandığı odanın üç anahtarından ikisinin CHP ve MHP’li görevlilerde, birinin de kendisinde olduğunu aktarıyor. İsviçre’de yedek anahtar skandalını hatırlatıyoruz; ancak duymamış bile. Hamburg Başkonsolosluğu’nda seçim güvenliğine dair hiçbir sorun çıkamayacağını savunuyor.
Mehmet Selim Ak’a bu konuda güvenmek istiyoruz. Ancak herkesin dert yandığı konu bu. AKP Hükümeti’nin ayyuka çıkan hırsızlıklarıyla da birlikte seçim güvenliği, en temel endişelerden birine dönüşmüş durumda. Yurtdışında kullanılan oyların seçim bölgelerinde sayılmayacak oluşu da bu endişeyi katlıyor. Yine, Almanya’nın Frankfurt kentindeki mükerrer oy kullanan sandık başkanı imam, İsviçre’deki yedek anahtar skandalı gibi olaylar, şüpheleri artırıyor. Ak, buna ilişkin şöyle diyor: “Bütün partiler, sandıklardaki tahmini oylarını biliyor. Seçim sonuçları açıklandığında herkes, oylarına bir şey olup olmadığını anlayabilir.”
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ