Özgürlük Hareketi’nin 1978 yılında yazılan ilk programında şunlar yazılıyor: “...Üç aşamadan oluşan Kürdistan devriminin son etabı olan stratejik dönemin kaderini belirleyecek Türkiye devrimidir. Eğer Türkiye devrimi örgütlendirilir ve batı cephesi doğru temelde harekete geçirilirse, Kürdistan devriminin denge aşaması çok fazla uzun sürmez, hatta devrim, ikinci aşama olan stratejik denge aşamasında gerçekleşir…”

Bir başka yerde de şu belirlemenin altı çiziliyor: “...Ortadoğu devriminin gerçekleştirilmesi için öncelikle Türkiye devriminin gerçekleşmesi lazım. Nasıl ki Kürdistan devrimi ile Türkiye devrimi et ile tırnak gibi birbirine bağlıysa, Ortadoğu devrimi ile Türkiye devrimi de aynı oranda biririne bağlıdır. Yani eğer Ortadoğu’da devrim yapılacaksa Türkiye’de devrimin mutlak anlamda yapılması gerekiyor…”
İki alıntı ve taa o günlerde şekillendirilen tek yol haritası. Ve 1978 ile 2014’ü birbirine bağlayan bu keskin yol haritasının HDP’te anlam bulma çabası...
Özgürlük Hareketi, ortaya çıktığından beri sadece Kürt toplumunu değiştirmeyi değil, Türkiye ve Ortadoğu’yu bir bütünsellik içinde düşünmüş ve programını bu perspektifle oluşturmuştur. Hiç kuşkusuz ki bunu belli aşamalara ve ortaya çıkacan politik ve diğer gelişmelere bağlı olarak yapmıştır. Çelişkileri diyalektik bir bağ içinde önem sırasına göre bir tespih tanesi gibi dizerek, hangisinin nerede ve nasıl çözülmesi gerektiğini çok derin bir biçimde ele almış ve bir devrim hareketinin bilinciyle belirlediği yol haritasını izlemiştir.
Özgürlük Hareketi, devrimi hiç bir zaman bir iktidar, kendini de bu iktidarın basit bir aleti olarak görmediği gibi, halkı da bir avuç parti kadro ve yöneticisinin taşeronu olarak ele almadı. Gerçekten de devrimi, halkın temel çıkarlarını, hak ve adaleti, yani hakikatı esas aldı. Ama buna evrensel bütünsellik içerisinde baktı. “Küçük olsun benim olsun” değil, Kürdistan’ın bir parçasını, ya da Kürtlerin yaşamış olduğu sınırları esas alan bir toplumsal devrimi de değil, Kürdistan’ı, Türkiye ve Ortadoğu’yu temel alan bir devrimi esas aldı. Bazılarının kurgulayıp hiç bir zaman gerçekleşmeyeceği bir devrimi de değil, hayatın gerçekliğine, bu gerçekliğin realitesine uygun bir toplumsal değişim ve dönüşümü amaç edindi.
Bir partinin, bir avuç devrimcinin iktidarı ele geçirmekle yapılacak devrimlerin de halk devrimleri olmadığını/olamayacağını ta baştan beri savunan Özgürlük Hareketi, bugün geldiği nokta itibarıyla çok daha iyi anlamış durumda.
İşte bu; iç içe geçmiş ve çağımızda birbirini beslemek durumunda olan halkların devrimlerinin bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı olduğunu, biri olmadan diğerinin olamayacağını bilinci ile onu HDP gerçekliğine götürmüş oluyor. Amaç, Kürdistan’daki uyanışın Türkiye taşırılması, anlam bulan demokrasi ve özgürlük bilincinin Türkiye halkıyla paylaşılması ve toplumsal dönüşümünün son aşamasında her iki halkın iradesini birleştirilmesidir.
Özel savaşın bu denli uzun ve çok boyutlu sürdürülmesinin önemli nedenlerden birisi budur. Batı Cephesi’nde ciddi ve sistemli bir uyanışın olmaması ve burada örgütlü bir gücün açığa çıkartılamaması, özel savaşı çok daha derinleştirmiş ve tahribatları oldukça ağır olmuştur. Her iki halkın birleşik örgütlü gücü büyük bir demokrasi iradesini açığa çıkartacağı ve özel savaştan beslenen egemenlerin tek taraflı dayatmaları karşısında büyük bir kuvvet yaratacağı kesindir. Egemenlerin korktuğu ve çekindiği bu birleşik güçten, demokrasi adına hareket edenlerin korkmaları anlışılır gibi değildir.
“Önce Kürdistan sonra Türkiye”, ya da “önce Türkiye sonra Kürdistan” anlayışı, aynı kapıya çıktığını biliyoruz. Nasıl ki sağ ve sol anlayış aynı kulvarda buluşuyorsa, Kürt ve Türk milliyetçiliği de aynı kulvarda buluştukları kesindir. Her ikisinin zihniyetinde “küçük olsun benim olsun” egosu vardır. Oysa her iki halkın iradesi, herkese yetebilecek kadar demokrasi, özgürlük ve örgütleme olanağı ortaya çıkartacaktır.
HDP projesi ne Türkiye Demokrasi Hareketi’nin olanaklarını daraltan, ne Kürt Özgürlük Hareketi’ni egemen kılan, ne birini diğerinin gölgesinde bırakan, ne de diğeri birinin üzerinde hakimiyet kuran bir projedir. Tersine güce güç, iradeye irade, ruha ruh, morala moral katacak, Kürtlerin ve Türkiye halklarının kardeşliğinin soyut slogandan somut bir alana indirgenmiş olunacak. Türkiye ve Kürdistan’da demokrasi ve özgürlük ancak halkların birleşik gücüyle gerçekleşmiş olacak. Başka türlü düşünmek, “benim yerim daralır, inisiyatifim kırılır” gibi kaygılar doğru değildir...

fuatkav@hotmail.com