
HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, ‘çözüm süreci’ müzakerelere dönüşebilecek mi, hükümetin söylemi ve pratiği, Yol Haritası, oluşturulacak heyetlerde gelinen aşamanın yanısıra IŞİD’e karşı Türkiye’nin tutumu, anadilde eğitime yönelik yasakçı tutumu gazetemize değerlendirdi.
Türk Başbakan Ahmet Davutoğlu “2015 final yılı” olacak açıklaması ardından “Bir ay, 15 gün öncesine oranla çok daha belirgin bir çerçeveye sahibiz, olağanüstü bir mesafe katedildi, yolun yarısını geçtik” benzeri iddialı değerlendirmelerde bulundu. Öyle mi gerçekten, hükümet çözüm sürecinde hangi aşamada?
Öncelikli şunu belirtmekte fayda var: İmralı heyetinin bir üyesi olarak, henüz bizimle paylaşılan bir şey olmadığını, hükümetin dile getirdiği söz konusu ilerlemeyi sadece kendisiyle sınırlı tuttuğunu ifade etmek isterim. Bu sürecin bir parçası olan ve muhataplardan birisi olan Kandil’e bile henüz bu Yol Haritası iletilmiş değil. Devlet ile Sayın Öcalan ile yapılan görüşmelerde bu konular konuşulmuş mu bunu bilemiyoruz. Hükümetin yaptığı açıklamalara bakıyoruz, onlar 2015 final olacak diyor ve hazırlıklarının olduğu mesajını veriyorlar. Ancak bu konuda bizimle resmi olarak paylaşılan bir şey yok. Heyet olarak biz ve KCK yetkilileri de Yol Haritası’ndan haberdar değiliz.
Hükümet sürece dair “çözüm zirvesi”, “ulusal güvenlik zirvesi” gibi mekanizmalar oluşturduğunu belirtti. Bu mekanizmalara nasıl bir anlam biçiyorsunuz?
Mekanizmaların kurulması önemli. Aslında sürecin Başbakan’a bağlanması bir önem arzediyor. Bir buçuk yıllık süreç içerisinde bu ülkenin başbakanlığını yapan Erdoğan, süreçle ilgili bir toplantı ya da kamuoyuna geniş çapta bir açıklama yapmamıştı. Toplantı ve görüşmeleri Beşir Atalay başkanlığında (İçişleri ve Adalet Bakanı’nın katılımıyla) bir ekip yürütüyordu. Şimdi durum değişti. Bundan sonra süreç Başbakan Davtuoğlu’na bağlı olarak yürütülecek. Başbakanın da bir sekreteryası var. Başbakan başkanlığındaki bu sekreterya iki haftada bir biraraya gelerek çözüm süreciyle ilgili değerlendirme ve toplantılar yapacak.
Siz yeni hükümet güvenoyu alır almaz temaslara başlayacağınızı söylemiştiniz, yeni ekiple şimdiye kadar herhangi bir görüşme oldu mu?
Hayır. Yeni hükümet kurulduktan sonra biz heyet olarak onlarla henüz bir toplantı gerçekleştiremedik. Önce hükümetin güvenoyu almasını bekledik (62. hükümet 6 Eylül Cumartesi günü Meclis’ten güvenoyu aldı). Ardından (7 Eylül’de) İmralı görüşmesi gerçekleşti. Geçen bir haftayı hiç görüşme yapmayarak geçirdik. Dolayısıyla bu bir zaman kaybı. Heyet olarak ve bir taraf olarak bundan sonra sekreteryanın yapacağı toplantılara mutlaka bizlerin de dahil edilmesi gerekiyor. Yoksa kopukluk olacaktır. Başından itibaren bu sürecin içindeyiz, hükümetle de görüşmeler yaptık çoğu zaman. Dolayısıyla yeni hükümetin bizimle yapacağı toplantıları da geciktirmeden gerçekleştirmesi gerekiyor.
Peki ne zaman bir görüşme olacak. Bu konuda bir tarih var mı?
Hükümet yetkililerine iletilmiş görüşme talebimiz vardı, ancak henüz bir geri dönüş olmadı. Bu hafta sonu Kandil’e giderek KCK yetkilileriyle görüşmeyi planlıyoruz. Kandil ziyaretinde bütün bu konuları masaya yatıracağız ve tartışacağız. Kandil dönüşü, orada yapacağımız tartışmalar sonucu bir yol izlemeye çalışacağız. Ama Kandil sonrası artık hükümet yetkilileriyle de görüşmelerin başlaması gerekiyor. Ardından da İmralı‘ya gitmeyi hedefliyoruz.
Zaman gittikçe daralıyor. Yol Haritası’nın Eylül sonu itibarıyla açıklanacağı yönünde beklenti hala geçerliliğini koruyor mu?
Elbette, o beklenti hala geçerliliğini koruyor. Yol Haritası, Sayın Öcalan ile paylaşıldı mı onu bilmiyoruz ama hükümetle yapacağımız görüşmelerde artık Yol Haritası üzerinde tartışma yapacağımızı tahmin ediyorum. Hükümetin güvenoyu alması ardından bir başka konu vesilesiyle bir araya geldiğimiz İçişleri Bakanı Efkan Ala da bize, ‘En kısa zaman süreçle ilgili bakanlar ve sizinle bir toplantı gerçekleştirerek Yol Haritası üzerinde tartışmaları başlatacağız’ diye ifade etmişti. Artık 30 Eylül tarihinden önce Yol Haritası’nı muhtemelen görebiliriz diye tahmin ediyoruz.
Başbakan’a bağlı sekreteraya içindeki bakanlar arasında yer alan Bakan Ala’nın Yol Haritası’na ilişkin açıklamaları olmuştu. Hükümetin çizdiği çerçeve Kürt tarafının beklenti ve talepleriyle ne kadar örtüşüyor?
İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın bizim de basından takip ettiğimiz, “Çekilme, silahların bırakılması, geriye dönüş, geriye döndükten sonra alınacak kararlar, topluma kazandırma ve siyaset alanı” olarak sıraladığı 6 maddeden oluşan bir deklerasyonu oldu. Ancak bunlar sorunun çözümü için yeterli değildir. Kırk yıldır verilen özgürlük mücadelesini 6 maddede değerlendirmek, çözüm yolunu sadece burada aramak yeterli değil. Bu konuda çok daha kapsamlı değerlendirme ve toplantılar yapmaya ihtiyaç var. Anayasa değişikliği acil ihtiyaç. Kürtlerin varlığını tanımaya, anadilde eğitim yapmalarını sağlayan bazı değişiklikler yapmaya ihtiyaç var. TMK’nin kaldırılması, TCK’de değişiklik gündeme gelmeli. Bunlar bu süreçte gündeme gelecek mi ya da hükümetin/devletin gündemlerinde var mı, şu aşamada bilemiyoruz. Sayın Öcalan da bu konudaki görüşlerini ifade ediyor, silahsızlanma sürecidir, dağdakilerin siyasete katılımıdır, bütün bunları ifade ediyor ancak sadece bununla sınırlı kalmıyor. Dolayısıyla bazı paketlerin çıkmasıyla bazı adımlar atılabilir. Bununla da sınırlı kalmamalı, yasal ve anayasal reformlara, anayasada bazı maddelerin değiştirilmesine ihtiyaç var.
Sizin sıklıkla dikkat çektiğiniz, ilkeler paketi, sekreterya, izleme kurulu gibi mekanizmalara ilişkin somut gelişmeler var mı?
Bu konudaki çalışmalarımızı Sayın Öcalan’ın görüş ve önerileri doğrultusunda yaptık ve tamamladık. İsim düzeyinde de belirlemeler yaptık. Bütün bunları Sayın Öcalan devlet yetkililerine iletti. Özellikle sekreteryanın acilen oluşturulması gerekiyor. Sayın Öcalan’ın bu konuda çok sıkıntı yaşadığını da biliyoruz. Kendisi de ifade ediyor, ‘sizler not alıyor ve yazabiliyorsunuz ama benim imkanım yok.’ Dolayısıysa Sayın Öcalan’a sözlü ve yazılı yardımcı olabilecek bir sekreteryaya ihtiyaç var. Bu sektereteryanın adaya her gidişimizde bize eşlik etmesi gerekiyor. İzleme kurulunun da kimlerden oluşacağı, kaç kişi olacağı ya da neler yapacaklarına dair bütün tartışmaları tükettik. İsim düzeyinde de tartışma yürüttük, 15-20 kişiden oluşan bir kurul listesi hazırladık. Devlet yetkilileriyle de paylaşıldı. Ancak hükümetin bu konuda bize resmi olarak verdiği bir cevap yok. Aslında hükümetin hiçbir tartışmaya gerek duymadan, bu süreci başlatması gerekiyor. Sayın Öcalan’ın kendi sekreteryasını kendisinin oluşturması en doğal hakkı. İzleme kurulunun da acilen hayata geçmesi gerekiyor.
İsim muhtemelen açıklamak istemeyeceksinizdir ama sekreterya ve izleme kurulunun yapısı hakkında kısaca bilgi verebilirmisiniz?
Belli bir olgunluğa geldikten ve Sayın Öcalan’ın da onayını aldıktan sonra açıklarız ama şu anda doğru bulmuyoruz. İzleme kurulu için, tamamen tarafsız çevrelerden, barış ve barış sürecini içselleştiren, bu konuda görüşlerini açık olarak ifade eden ve bu noktada çaba sarfeden çok sayıda akademisyen, yazar ve sanatçı var, bunları tercih etmeye çalıştık. İçinde önemli oranda kadın da var. Yaşanan sıkıntılarda devreye girebilecek her iki tarafa da çağrılar yapabilecek, gerektiği zaman devletin karşısına geçip sürecin ilerlemesi için çağrı yapacak gerektiği zaman da PKK’ye ya da Kandil’e de çağrılar yapacak. Mesela geri çekilme süreci başladığı zaman, bütün bu geri çekilme sürecini izleyebilecek ve yaşanacak sıkıntılarda devreye girebilecek bir heyet olacak.
Sekreteryanın dışarıdan olması sözkonusu değil tabi ki. Sayın Öcalan’ı tanıyan, bilen, anlayan, kendi içimizden iki-dört kişinin olması gerekiyor. Bunu da Sayın Öcalan’ın belirlemesi gerekiyor. Sonuçta kendisiyle çalışacak bir ekip olacak. Bunlar milletvekili olmayabilir ama büyük bir hareketiz, partiyiz, birkaç isim üzerinden tartışmalar yürütüldü. En kısa zamanda bunlarla ilgili açıklamalarımızı yaparız.
Kürt sorununun çözümünün parçalarından birisinin de anadilde eğitim olduğunu belirttiniz. Hafta başı açılan Kürtçe okullar yasadışı ilan edildi ve kapılarına mühür vuruldu. Çözüm ve barış yolu böyle örülebilir mi?
Kürdistan’da Kürtçe okulların açılması meselesini aslında hükümetin kendi önüne koyması, hayata geçirmesi gerekiyordu. Bunlar olmayınca Kürtler kendi imkanlarıyla okul açmaya, ders vermeye başladılar. Diyarbakır, Yüksekova ve Cizre’de Kürtçe okullar açıldı. Bütün bunlara barış süreci, müzakere süreci devam ederken bir tahammülsüzlük var. Hükümet kendi gündemine bunu almış olsaydı Kürtler buna ihtiyaç duymayacaktı. Bu okulların açılması şu anda bir ihtiyaçtan kaynaklı. Çünkü Kürtler kendi anadillerinde eğitim görmek, çocuklarında kendi okullarında okutmak istiyorlar. Onlar belki o okulların kapılarına mühür vurdu ama Kürtler bu konuda da çaresiz değil. Çözümler mutlaka geliştirilir. Hükümetin bu konudaki tahammülsüzlüğü sürecin ruhuna aykırıdır.
Bu konuda bir girişiminiz oldu mu?
Ben dün (önceki gün) Diyarbakır’dayım, Diyarbakır’daki okulun kapısına mühür vurulacağı duyumunu aldığımız zaman İçişleri Bakanı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Bunun doğru olmayacağını, sürece zarar vereceğini, bu gerginliği yaşatmamaları gerektiğini ilettim ancak istediğimiz sonucu alamadık. Hükümetin bu konuda bizden daha büyük bir hassasiyet göstermesi gerekiyor. Bu sürecin parçası olarak Kürt halkının kendi dilinde eğitim ve öğretim görebilmelerinin olanaklarının da sağlanması gerekiyor. Bu tür yaklaşımlar, bu tür tahammülsüzlükler sürece zarar verir. Sonuçta devlet, hükümet bize vermezse biz de kendi alternatiflerimizle, çaresiz olmadığımızı göstermek adına kendi okullarımızda ya da farklı mekanlarda çocuklarımızın anadillerinde eğitim yapmalarını sağlayabiliriz. Bu konuda hiç çaresiz değiliz. Bütün bunları hükümetin bizden önce değerlendirmesi, bu hassasiyeti göstermesi ve gündemine alması gerekiyor.
Başbakan Davutoğlu, “Şu anda Ortadoğu bölgesinde tek bir başarı öyküsü vardır, o da Türkiye’nin yönettiği çözüm sürecidir” diyor. IŞİD’e karşı oluşmuş uluslararası koalisyon var ve Türkiye bunun içinde yer almayı reddediyor. Bu büyük bir handikap değil mi?
Büyük bir çelişki ve handikap. Türkiye o koalisyonun içinde yer almama gerekçesi olarak IŞİD’in elindeki rehineleri gösteriyor. Sonuçta IŞİD Ortadoğu’da yaşayan tüm halklara zarar veriyor. Öncelikle Türkiye’nin gündeminde bunun olması gerekiyor. IŞİD’in Ortadoğu’da bu kadar büyümesine, güçlenmesine neden olan ülkelerden bir tanesi de Türkiye’dir ne yazık ki. Başından beri IŞİD’i besleyen, her türlü imkanı, desteği sunan, geçlişlerine izin veren, bütün ihtiyaçlarını karşılayan konumdayken Türkiye, IŞİD şimdi Türkiye’nin de başına bela durumuna gelmiş bulunmaktadır. Ortadoğu’da IŞİD’in önündeki en büyük engel ise PKK hakeretidir. Bu hareket Ortadoğu’da olmasaydı IŞİD çok daha büyük bir tehdit olurdu herkes açısından. Ona geri adım attıran, önünde duran güç PKK hareketidir. Bunu artık Türkiye’nin de kabul etmesi gerekiyor.
Güney’deki güçlerin de bunu böyle kabul etmesi gerekiyor. Özellikle bu süreçte Kürtlerin artık birlik ve beraberliğine ihtiyaç var. IŞİD karşısında da birlik daha acil bir ihtiyaç haline geliyor. Yoksa IŞİD’in artık Ortadoğu’da çok büyük bir tehlike olduğunun herkes farkında. Türkiye’nin artık bunun farkına varması ve koalisyonun içerisinde mutlaka yerini alması gerekiyor.
ARZU YILDIZ/HABER MERKEZİ