
Sadece Kürdistan’da değil, tüm Türkiye’de HDP’ye ilgi artmıştır. Öyle ki, 7 Haziran seçimleri HDP ekseninde yürümektedir. Bunun en temel nedeni, HDP’nin demokratik ulus projesine sahip olmasıdır. Eğer demokratik ulus projesine sahip olmasaydı ne Kürdistan’daki diğer halkların desteğini alırdı, ne de Türkiye’deki farklı halkların ve inanç topluluklarının. Bu gerçeğin iyi bilinmesi gerekir. Sadece Kürtlere, sadece Sünni Müslümanlara seslenseydi bu ilgiyi görmezdi. Sünni Kürtlerde bile bu kadar heyecan yaratmazdı. Çünkü aklı başında olan her insan Kürdistan’da da Türkiye’de de sorunlara kaynaklık edenin tekçi zihniyet olduğunu bilmektedir. Ortadoğu’da sorunların tekçi zihniyetten kaynaklandığını herkes görmektedir. Bu nedenle Türkiye ve Kürdistan’da kardeşlik, barış, huzur, istikrar isteyen herkes demokratik ulus projesinden heyecan duymuştur. Herkes için geleceğe umutla bakma imkanı doğmuştur. Ortadoğu’daki sorunlara, çatışmalara çarenin de böyle olacağı görülmektedir. Türkiye’nin vicdanı, beyni olan aydın ve yazarların HDP’ye destek vermesi de bu nedenledir.
HDP dışındaki tüm partilerin Türkiye’nin siyasal yapısı konusunda bir önerisi yoktur. Tümü eski Türkiye siyasi zihniyeti ve yapılanmasını sürdürmek istiyorlar. AKP’liler, siyasal İslam sistem dışındayken sisteme yönelik bazı itirazlarda bulunuyorlardı, demokrasiden söz ediyorlardı. 2007 yılında Yaşar Büyükanıt şahsında asker ve sivil bürokrasiyle yapılan uzlaşma sonucunda siyasal İslam sistem içine alınınca, AKP’nin sistemin esası açısından itirazları da kalmadı. Demokrasi söylemlerini de bıraktı. Öyle ki, sistem içine alınmakla yetinmedi, sistemi tümden belirleme ve kendi hegemonyasını kurma peşine düştü. Nitekim şimdi başkanlık sistemiyle eskinin de gerisini ifade edecek, Türkiye’deki demokratikleşme birikimini ezip boğacak başkanlık sistemine geçmeyi önermektedir. Tayyip Erdoğan ve ekibi, Türkiye ve Kürdistan’da biriken demokrasi ve özgürlük gücünden korkmaktadır. Bu açıdan tüm özgürlük ve demokrasi karşıtı güçlerle ittifak yaparak demokrasi dinamiklerini kontrol edip tasfiye ederek yeni bir hegemonik sistem kurmayı hedeflemektedir. AKP böyle bir siyasi proje peşinde. CHP’nin siyasi ufku eski kalıpları kırmamaktadır; MHP’nin durumu malum.
Erdoğan kendi darbesini yapmak istiyor
Bu durum Türkiye’yi sürekli bir kriz içinde tutmaktadır. Otoriter bir rejimle toplulukları sürekli baskı altında tutmak, on yılda bir ciddi krizler ortaya çıkarmaktadır. Çünkü hiçbir baskı rejimi günümüzde uzun süre toplumları zapturapt altında tutamaz. Nitekim tutamamaktadır. Türkiye toplumu da bu kısırdöngüden bıkmıştır. İşte demokratik ulus projesi bu kısırdöngüden çıkış umudu olarak görülmektedir. Ya Türkiye’deki bu krizden böyle bir demokratikleşme projesiyle çıkılacaktır ya da darbe mekaniği devreye girecektir. Tayip Erdoğan şunu görmüştür, ya kendisinin darbe dinamiğinin getireceği otoriter sistemi kurucusu olacaktır ya da kendi dışında bir darbe devreye girecektir. Erdoğan şimdi otoriter rejim isteyen güçlerle birlikte kendi darbesini yapmayı planlamıştır. Demokratik ulus çözümünü kabul etmeyenlerin başka seçeneği yoktur. Toplum özgürlük ve demokrasi istemektedir. Böyle bir birikim ve dinamizm ortaya çıkmıştır. Demokratikleşme eğiliminde olmayan güçler bu birikimi ve dinamizmi ezerek ömürlerini uzatmak istemektedirler. Şimdiye kadar böyle yapmışlardır. Erdoğan’ın başkanlık sistemi önerisi de böyle bir darbeyi ifade etmektedir. Tayyip Erdoğan Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü istemeyen güçlere “açık bir askeri darbe Türkiye açısından iyi olmaz, bunu sivil bir görünüm biçiminde yapalım” diyerek yeni hegemonik sistemi kurma görevini kendisi üstlenmiştir. Böyle açık konuşulmuş mu, konuşulmamış mı bilemeyiz; ancak böyle konuşulup konuşulmaması önemli değildir, mevcut siyasal durum ve mücadeleyi bu çerçevede ele almak gerekmektedir.
Demokratik çözüm ile otoriter rejim çatışıyor
İşte HDP’nin demokratik ulus projesi bu nedenle çok önemli hale gelmiştir. Topluma bir çıkış yolu göstermektedir. Toplum mevcut durumun bu çıkış yolu dışında iyiye gitmeyeceğini hissetmektedir. Demokratik ulus projesi devreye girmezse, bu proje toplumda etkili hale gelmezse Türkiye’nin içeride de, dışarıda da kötü şeyler yaşayacağı görülmektedir. Ya HDP ile demokratik çözümün kapısı açılacak ya da Erdoğan’ın öncülüğünde yeni bir darbe ve diktatörlük dönemi yaşanacaktır. Çünkü mevcut siyasi durum Türkiye için çatışma ve dağılma getirecektir. Ya demokratik çözüm ya da demokratik olmayan güçlerin her zaman çözüm adına başvurdukları darbe ve otoriter rejim! Türkiye halkları bu gerçeği iyi görmelidirler. “HDP’nin seçim başarısı kader değiştirecektir” denilirken kastedilen budur.
Erdoğan’ın başında olduğu sivil görünümlü demokrasi güçlerine yönelik darbeci anlayış sadece içeride başta Kürtler olmak üzere demokrasi güçlerine karşı savaş içinde olmayacaktır, Ortadoğu’nun durumundan dolayı dışarıda da savaş yapmak zorunda kalacaktır. Hatta dışarıda savaşa girilirken içeride sessizlik sağlamak istediklerini söylemek de yanlış olmaz. Tayyip Erdoğan, I. Dünya Savaşı‘ndaki Enver, Talat ve Cemal üçlüsünün yaptığını şimdi III. Dünya Savaşının sürdüğü Ortadoğu’da yapmak istemektedir. Kendisine göre savaşta üstün olacak tarafın yanında yer alıp parsa toplamak istemektedir. Aynı Enver, Talat ve Cemal paşalar gibi. Son zamanlarda Suudi Arabistan ve Katar’la iyi ilişkiler içine girmesi, Mısır’la işbirliğini düzeltme yolları araması, ABD’nin bölge politikalarıyla karşı karşıya gelmeme yaklaşımları hep böyle bir politikanın sonucudur. Ne diyelim, birincisinde trajedi yaşayanlar ikincisinde komedi yaşarlarmış.
Demokratik çözüm tüm halkların umudu
Türkiye demokratik ulus çözümüyle iç sorunlarını çözmediği müddetçe hegemonik, otoriter rejim anlayışını da, darbe mekaniğini de aşamaz. En başta da Kürt sorunu darbe mekaniğinin siyasal gerekçesi olmaya devam eder. Zaten Türkiye’nin kriz ve darbe mekaniğinin kısırdöngüsünden çıkmasını istemeyenler Kürt sorununun çözümünü de istemiyorlar. Çünkü Kürt sorununun çözümü demokratikleşmedir ve darbe mekaniğinin ortadan kaldırılmasıdır.
Demokratik ulus çözümü ve bunu politika haline getiren HDP bu açıdan Türkiye açısından tarihi önemdedir. Bu nedenle 7 Haziran seçimi bu darbe mekaniğinin parçası olanlar ve bunu aşamayanlarla HDP arasında geçmektedir. HDP’nin tüm halklar için umut haline gelmesi bu nedenledir. Demokratik ulus modeliyle hem tüm farklı etnik ve inanç toplulukları kendi kimlikleriyle özgür ve demokratik yaşama kavuşacaktır, hem de hegemonik otoriter sistemin siyasal zemini ortadan kalkacaktır. Bunun doğrudan sonucu olarak darbe mekaniği tarihin çöplüğüne atılacaktır.
Türkiye halkları ve toplumları demokratik ulus modeliyle bir oh diyeceklerdir. Demokratik ulus, şimdiye kadar bir çıkmaz içinde kalan ve kıskaç içinde yaşayan kimliklere özgür ve demokratik yaşam kapısını açacaktır. Bunu tüm Kürtler, Aleviler, Müslümanlar, Çerkezler, Araplar, Hıristiyanlar, Êzıdîler, Asuri-Süryaniler, Türkmenler, Lazlar, Terekemeler, Caferiler, Gürcüler gibi Türkiye’nin tüm etnik ve inançsal toplulukları kendilik olarak özgür ve demokratik yaşayacaklardır. Hegemonik otoriter güçlerin kendi amaçları için İslam’ı kullanmaları ve İslam’ın devlet tasallutu altında kalması da demokratik ulus modeliyle son bulacaktır. Toplumun vicdanı, ahlakı, adaleti, kültürel yaşamı olan İslam ve tüm diğer inançlar da demokratik ulusla özgürleşecektir.
HDP’nin en büyük etkisi kadın özgürlüğü
HDP’ye ilginin ve HDP’nin aldığı, alacağı oyun ötesinde bir etkiye sahip olmasının ve geleceği belirleyecek etkide bulunmasının nedeni, bu demokratik ulus projesidir. Bu kadar düşmanlığı üzerine çekmesi de demokratik ulus projesidir. Bu projenin yaratacağı sonuçlardır. Sadece Kürtler ve bir inanca seslenseydi bu kadar etkili olmazdı. Hatta demokratik ulus projesine sahip olmadan şu anda alacağı oydan daha fazlasını alsaydı bu kadar siyasi etkisi olmazdı. Kuşkusuz demokratik ulus projesine sahip olmasaydı HDP bugünkü oy potansiyeline kesinlikle ulaşmazdı. Ancak biz demokratik ulusun siyasi gücünü belirtmek için böyle bir varsayımda bulunduk. Kürt demokratik hareketinin ya da radikal demokratik güçlerin demokratik ulus anlayışı dışında bu kadar geniş ve dinamik bir toplumsal tabana ulaşması ve oy potansiyeline sahip olması mümkün değildi. Bu nedenle herkes farklı etnik ve inançsal toplulukların özgürlüğünün ve eşitliğinin savunmasının önemini çok iyi bilmelidir. Kaldı ki kendi özgür ve demokratik yaşamını isteyenler için çağımızda demokratik ulusu savunmak ilkesel düzeydedir. Bugün Kürt Özgürlük Hareketi Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da etkili ve güç sahibiyse, bunun en temel nedeni demokratik ulus anlayışına sahip olmasıdır. Gerilla direnişini de demokratikleşme mücadelesini de etkili kılan bu ulusal, toplumsal ve siyasi projedir.
Kadın özgürlüğü de HDP’nin etkili olmasının en önemli boyutudur. Ancak kadın özgürlük çizgisi demokratik ulusu koşullandırdığı gibi, demokratik ulus çizgisini savunmadan kadın özgürlükçü olunamaz. Demokrasi ve özgürlük de bütündür. Bir konuda demokratik ve özgürlükçü olunmazsa hiçbir konuda demokratik ve özgürlükçü olunamaz. Kadın özgürlüğü ve demokratik ulus konusunda doğru bir anlayışa sahip olunmadan ekonomide de demokratik komünal, yani demokratik toplumcu olunamaz. Ekonominin demokratikleşmesi, dolayısıyla toplumsallaşması için demokratik ulus anlayışına ve kadın özgürlük çizgisine sahip olmak şarttır. Bunlar bir bütünün parçalarıdır. Biri olmadan diğeri olmaz. Özellikle de kadın özgürlük çizgisi ve demokratik ulus anlayışına sahip olunmadan diğer alanlarda özgürlükçü ve demokratik olunmaz. Herkes bu gerçeği kulağına küpe yapmalıdır.