AKP’li bir dönemi daha yaşadıktan sonra, şimdi AKP’nin etkisini kırma, bu iktidarına son verme şansını yakaladığımız bir sürecin eşiğinde bulunuyoruz. AKP’li dönemin en ağır bedeli Rojava Devrimi’yle yaşandı. DAİŞ denen faşist ve katliamcı çeteye verdiği desteğe reğmen başta Kürt halkı olmak üzere dostlarına da diz çöktüremedi. Ve kazanan, dünyanın bel kemiği Ortadoğu’da ve Ortadoğu’nun bel kemiği olan Kürdistan’daki mazlum halk Kürtler oldu. Ezîdîler uğradıkları vahşet karşısında kendi öz savunma birliklerini kurdular ve kadınlardan oluşan ordulaşmanın adımlarını attılar. Şimdi Kürt Devrimi Ortadoğu ve dünya halklarının umuduna dönüştü. Bu nedenledir ki başka halklardan şerefli insanlar da aynı amaç için devrimin siperlerinde yeni bir sistemi inşa ediyorlar. 

DAİŞ faşist çetesi ve arkasındaki devletlere karşı yürütülen varolma direnişi Kızılbaşları-Alevileri de derin düşünmeye iterken, Öcalan’ın şu çağrısı şimdi daha da anlamına kavuşmuş oluyor: “Daha önceki yaşama yaşam demeyin. İnsanlık tarihinde Zagros eteklerinde başlayan yaşam, aslında bir kez daha yenilenmiş olarak eşit ve özgür temellerde başlıyor.” 

Seçimlere gün saydığımız bugünlerde, başta Kızılbaşlar-Aleviler olmak üzere herkesin Türkiye ve Kürdistan’da DAİŞ veya benzeri faşist örgütlerin yeni katliamlarıyla karşılaşabileceğini unutmaması gerekiyor. Ülkemizin geleceğinin hangi yöne evrileceğini seçim sonuçları belirleyecek. Eğer seçimi savaş yanlıları kazanırsa, o zaman herkes iktidarın başlatacağı bu kanlı sürecin sonuçlarını yakıcı olarak yaşayacak. Uzakta sanılan Kobanê’den yükselen dumanlar ve silah seslerinin  kendilerine ne kadar da yakın olduğunu anlayacaklardır. Dileriz başta Kızılbaşlar-Aleviler olmak üzere toplumsal azınlık durumunda olan diğer inanç ve etnik kesimler, “keşke devlete güvenmek yerine önceden öz savunmamızın hazırlığını yapsaydık” pişmanlığını yaşamazlar.

Bu satırlar tatmin ve reklam amaçlı yazılmıyor. Sizler mışıl mışıl yataklarınızda uyurken, hangi sokakta kaç Kızılbaş, kaç devrimci, kaç Êzîdî ve nerede ne kadar Kürt yaşıyor ve devlete karşı muhaliflik durumları nedir diye yeniden kaydedildi. Yarın Rojava’da yaşananlar Türkiye’ye sıçradığında DAİŞ’in elinde hazır listeler ve haritalar olacak. Bundan emin olabilirsiniz! Bu nedenle, tüm halklar ve inançlar maddi arayışlar peşinde değil de kendilerini nasıl ve neyle savunacaklarının gerçekliğiyle yüzleşmeli. Bununla çocuklara iyi bir gelecek bırakma şansı da arttırılır. Özellikle de Ortadoğu’daki gelişmeler ve DAİŞ çetesinin katliamlarına bakıldığında, halklar ve inançlara yönelik tehdit artıyor. Bu nedenle Kızılbaşlar-Aleviler de Rojava’da yüz Kerbela yaşandığını ve yüzlercesinin daha yaşatılabilme ihtimalinin yüksek olduğunu unutmamalı. Canımızı almak için üzerimize gelen cellatlara karşı kendinizi savunacağımız gücümüz yoksa, elimizdeki diğer imkanların, mal varlığının hiç bir anlamı kalmıyor. Unutmamalıyız ki, Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamlarında “Hakka” yürüyenler bir gün önce  kendilerini mutlu ve varlıklı sanarak yaşıyorlardı. Demek ki, zalim devletlerin egemenliği altında yarınların garantisi yoktur. “Bu nedenle geçmişin etkisi altına girmeyerek, ona duyacağımız tepkiyle geleceğimiz için görkemli bir yürüyüş başlatabiliriz. Egemenlerin yüz yıllardır bize dayattığı politikalar bir kader değil ve buna karşı mücadele ederek değiştirmek elimizde. Soykırıma, asimilasyona, katliama maruz kalan Ermeniler, Asuriler, Êzîdî ve Alevi Kürtler olarak örgütlü mücadele yürüterek, bu politikaları tersine çevirmeliyiz. Bu kaderimiz değil. 

Bize dayatılan bu acı ve kan dolu kadere dur demek için 7 Haziran seçimleri bir fırsat sunuyor. Bu seçimlerdeki tercihimiz her dönemden daha çok önemli. Buradaki tercihimizle, Türk devletinin bu kanlı geleneğine karşı çıkabilir, geleceğimiz hakkında söz sahibi olabiliriz. Ezilenler, halklar, demokrasi güçleri olarak sesimizi duyurmak, Meclis’i bir mücadele mevzisine dönüştürmek, için HDP büyük bir şans. Seçimler, aşağıdan yukarıya kendi komünlerimizi ve yerel halk meclislerimizi inşa ederken, siyasetin üst kademelerinde de etkili mevziler açmak bir fırsattır. Madem ki sistem iktidarıyla  toplumu dört bir yandan kuşatmak için psikolojik, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel olarak sürekli savaş halinde, o zaman ezilenler de seçimlere kendi cephelerinden sürekli direniş içinde olmalı, kendi öz savunmalarıyla buna cevap olmalı, bu tarihi sorumluluklarını yerine getirmeli. 

      Bunun için, halkların sesi olan HDP öncülüğünde Meclis denilen mücadele mevzisine ne kadar temsilci gönderilebilinirse o kadar güçlü direnilecek ve yeni kazanımlar elde edilecek, savaş yerine barış şansı da güçlendirilmiş olacaktır. Hızla nihai hesaplaşmaya doğru gidiliyor. Bunun farkında olmayan ve güçlü hazırlanmayanlar kaybedecektir. Çünkü yaşamak ciddi iştir. Seçim yapmak da. HDP bunun için var. HDP’ye oy verenler aslında kendilerini seçmiş olacaklar. Kendinize oy verin.