
Dünyada demokrasiyi de herkes kendine göre yorumluyor. Bu kadar ağır sorunlarla birlikte yaşayan Türkiye bile kendine demokrasi diyor. Hiçbir siyasi görüş ve toplumsal kesime tahammül etmeyen, hegemonik zihniyet ve uygulamaya sahip olan AKP bile kendini demokrat olarak pazarlıyor.
Türkiye tarihi kanıtlamıştır ki, radikal demokratik adımlar atılmadan Türkiye’nin temel sorunları çözülemiyor. Türkiye’de var olan sorunlar rötuşlarla, palyatif tedbirlerle çözülemez. Özellikle Kürt sorunu ancak köklü zihniyet değişimi ve adımlarla çözülebilir. Çünkü hala tek millet, tek vatan, tek devlet ve tek bayrak söylemi vardır. AKP, CHP ve MHP tamamıyla bu zihniyettedirler. AKP bu zihniyete İslami ve kendine demokrat söylemle sponsorluk yapıyor. Bu gerçeklik sosyalistler ve tüm radikal demokratların içinde bulunduğu bir demokrasi ittifakı ve hareketi yaratılmadan Türkiye’nin sorunlarının çözülemeyeceğini göstermektedir. İlk önce bu gerçekliği tespit etmek gerekir.
Radikal demokratik bir hareketle sorunların çözülebileceğini düşünmeden gerçek demokratik bir tutum gösterilemez; sorunların çözülmek istenildiğine inanılmaz. Sorunların çözümünü isteyenler ancak radikal demokratik harekete ihtiyaç duyanlardır.
HDP böyle bir ihtiyacı karşılayacak bir zihniyet ve projenin sonucu gerçekleşmiştir. Eksiklikleri ve yetersizlikleri olsa da bugün Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacına cevap verecek tek projedir. Bu proje, BDP milletvekillerinin HDP’ye katılma kararıyla daha fazla tartışılır hale gelmiştir. Seçimden önce de HDP’den beklentiler yüksek olmuştur. Bu durum, böyle bir partiye duyulan ihtiyaçla ilgilidir.
Bazı çevreler tüm sol grupları içermediği için, bazıları da sol grupların ağırlığı olduğu için HDP’yi eleştiriyor. İki eleştirinin de hem doğru hem de yanlış yanları var. Bir kere böyle bir proje sosyalistleri, sol grupları içermediği, onların katılıp zihniyetini yansıtmadığı takdirde gerçek radikal demokratik bir hareket olamaz. Eğer Kürt sorunu başta olmak üzere radikal zihniyet ve tutumlarla çözülebilecek sorunlara çözüm aranacaksa solun bu projede etkin yer alması gerekir. Bunda yanlış bir şey yoktur. Aksine sol güçleri kapsamazsa öngördüğü sorunları çözecek bir zihniyet ve tutum ortaya çıkarılamaz. Dolayısıyla HDP’de sol güçler ağırlıkta denilmesi yanlıştır. Hatta katılmayan sol güçleri de katma çabası göstermek gerekir.
Ancak Türkiye’deki radikal demokratik adımları atabilmek için sadece sol güçler ve sosyalistlerin içinde yer aldığı bir demokrasi hareketi yetmez. Böyle bir parti belki radikal zihniyet ve tutum içinde olur, ama radikal demokratik adımları gerçekleştirebilecek bir toplumsal tabana ulaşamaz. Bu açıdan Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen tüm kesimlere ulaşılabilmelidir. Onların da “Bizim sorunlarımızı çözebilecek budur” diyebilmesini sağlamak gerekmektedir. Bu açıdan ulusalcılıkla zehirlenmeyerek malül hale gelmemiş sosyal demokratları ve Müslüman demokratları da bu hareket içine çekmek gerekmektedir.
Toplumcu olan demokratik, demokratik olan toplumcu olmak zorundadır. Bu iki kavramın diyalektik birliği vardır. Bireysel özgürlükle toplumsal özgürlük birbirinden koparılamaz. Sosyal demokratlar toplumcuyuz diyorlar. Dinler zaten çıkışında toplumsaldır; toplumsal kaldığı müddetçe varlığını sürdürebilir. Özcesi gerçek toplumsalcılar demokratik olmak zorundadır. Bu açıdan sosyal demokratların ve Müslüman demokratların yeri de Türkiye gibi radikal demokratikleşmeye ihtiyacı olan bir ülkede radikal demokratik bir hareket içidir.
İktidarcı ve sömürücü zihniyette olmayan Müslümanlar radikal demokratik hareket içinde yer alırlar. Antikapitalist Müslümanların yer aldığı gibi. Vurgulamalıyız ki demokrat olmayanlar gerçek Müslüman da olamazlar. Toplumcuyuz diyenlerin mutlaka demokratik olması gerekir. Demokratik karakteri olmayanlar toplumcu olamaz. Böyle toplumsallıklar bir sapma içindedir. Sovyetler Birliğinde daha sonra yaşanan toplumculuğun bir sapma olması gibi! Dolayısıyla demokratik olunmadan sosyalist de olunamaz.
Bazıları Müslüman Müslüman’dır, demokratı olmaz diyorlar. Bu, külliyen yanlıştır. İnsanlık tarihinde gerçek toplumsallığın yaşandığı her yerde doğal bir demokrasi vardır. Çünkü demokratik olmadan toplumsallık yaşanamaz. Toplumsallık iddiasında olanlar demokratik karakterde olmak zorundadır. Dolayısıyla sosyalistler de demokratik olmak zorundadır. Bu çerçevede bakıldığında sosyalistler ve gerçek Müslümanlar demokratlık ortak paydasında bir araya gelebilirler. Kaldı ki hak, adalet, eşitlik, sömürüsüz ve baskısız bir dünya her iki inancın da ortak paydasıdır. Bu açıdan sosyalist değerlerle İslami değerleri karşı karşıya koymak yanlıştır.
Bu açıdan bakıldığında kendine Müslüman diyenlerin sol karşıtlığı ile kendine sosyalist diyenlerin İslami değerlere yönelik soğuk yaklaşımları arızi durumlardır. Dolayısıyla bu iki zihniyet ve toplumsal kesim ortak mücadele platformunda yan yana yer alabilirler, almalıdırlar.
HDP hem tüm sosyalist ve sol kesimleri kapsayabilir, hem de demokrasi isteyen Müslümanları. CHP’deki gerçek sosyal demokratları da bu hareketin içine çekmek mümkündür. Gerçek demokrasi isteyen sol liberaller de böyle bir harekette kendi özlemlerini ve beklentilerini bulabilirler.