Kürtlerin Newroz’dan beri ilan ettikleri Demokratik Çözüm sürecine AKP’nin birkaç gün içinde somut pratik cevaplar vermemesi halinde, 1 Eylül sonrası Kürdistan ve Türkiye’de de eskisine oranla daha büyük bir savaş ve çatışma başlayacak. Zaten Kürtler açısından savaş hiç durmadı aslında. Kuzey Kürdistan’da ateşkesin sürüyor olması, Kürtlerin savaşmadığı anlamına gelmiyor. Çünkü Kürtler geçen yıl Kuzey ve Güney Kürdistan’da yaşanan savaşı hiç aratmayan bir çatışma düzeyini, şu anda Rojava’da yaşamaktadır. Kürtlerin savaşsız kalıp düşünceye ve demokratik siyasete yüklenmesi, hegemon sistemin işine gelmemekte, çıkarlarına uymamaktadır. Bu yüzden de Kürtler, mevzisi değişse de sürekli bir savaş hali içerisinde tutulmaya çalışılmaktadır. Kürtler, Girkê Legê’deki, Serêkaniyê’deki, Halep’deki, Qubani’deki çatışmaların ortasında, yine kan ve barut kokusunun içinden karşıladı 1 Eylül “Dünya Barış Günü”nü.
Nagazaki’de patlayan bombanın yarattığı insan ve doğa katliamı ile Halepçe’de yapılan katliamın, Maraş’da, Madımak’da, Roboskî’de, Mısır’da, Suriye’de, Halep’te, Serêkaniyê’de yapılan katliamların arasında hiçbir fark yoktur. Hepsi de aynı hegemonik sistem güçlerinin, moderniteye damgasını vuran iktidar ve sermaye tekellerinin bitmek bilmeyen çıkar hesapları doğrultusunda geliştirilen toplumkırım operasyonlarıdır.
Bu saldırılara maruz kalan, kurban verilen ise dünyanın her yerinde yaşamın devamlılığını sağlayan demokratik toplum güçleridir. Bu demokratik güçler; öldürülen, sömürülen, dıştalanan, hep çalıştırılan ve çatıştırılan ama hep de yok sayılan, nesneleştirilmiş toplumun doğal, var edici, öznel güçleridir. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, gençler, emekçiler, inanç grupları, meslek grupları, etnik gruplardır. Modernitenin esas inşacıları bu demokratik güçler olmasına rağmen iktidar ve sermaye tekellerinin yol açtığı ulus devlet ve endüstriyalizm canavarı karşısında, kendi iradi varlığını hala hakim kılamamıştır. Her gün öldürülmesine, kırımdan, katliamdan, sömürü ve asimilasyondan geçirilmesine rağmen hem tam teslim alınamamıştır hem de sistem içi yaşamaktan kendisini hala kurtaramamıştır. Modernitenin asıl sahipleri olan bu demokratik toplum güçlerinin, endüstriyalizm ve ulus devlet canavarının ideolojik propaganda zemininden kurtulmadıkça ve kendi modernitesini geliştirmedikçe, gerçek bir özgürlüğü yakalayamayacağı da tarihsel deneyimlerden artık bilinmektedir. Sistem karşıtı güçler ile sistem dışına itilmiş demokratik güçlerin, büyük bir iddia ve kararlılıkla kendi demokratik modernitesini geliştirmesi ve onun toplumsal sistemi olarak Kürdistan’da örnek kabilinde inşa edilmeye çalışılan Demokratik Ulus sistemini örmesi, kapitalist modernite çemberinden ve kamburundan kurtulmanın biricik yoludur.
Gerçekte halklar açısından 1 Eylül asla “Dünya Barış Günü” olamadı daha. Bu bir temenni belki de. Bu temenninin gerçekleşme şansına kavuşması için, gerçek demokrasi güçlerinin hem ulusal hem de uluslararası alanda çok güçlü örgütlenmesi gerekmektedir. Kürtlerin geliştirmeye çalıştıkları devletsiz Demokratik Ulus birliğinin inşası buna somut örnektir. Kürtler bir yandan kendi iç birliğini sağlamakla uğraşırken, bir yandan da ulus devlete alternatif Demokratik Ulus anlayışını geliştirmeye çalışmaktadır. Demokratik ulusun bir kendi iç birliğini sağlama bir de tüm demokratik toplum güçlerini kucaklama gibi bir özelliği bulunmaktadır. Kürtler nihayet özlenen iç birliğini sağlama konusunda bir konsensüse doğru ilerlemektedirler. 15 Eylül’de yapılması beklenen Kürt Ulusal Kongresi bu konuda önemli bir adım olacak.
Kürt halk mücadelesinin açığa çıkardığı özgürlükçü zemin, Halkların Demokratik Birliği ve Kardeşliğini de mayalamıştır. Mücadelenin ortaya çıkardığı Halkların Demokratik Birlik zemini, gerçek bir barış ve demokrasi zeminidir. Kırk yıllık mücadelenin demokratik topluma yansıması olarak ortaya çıkan Halkların Demokratik Kongresi ve siyasal örgütü olarak gelişen Halkların Demokratik Partisi, bunun somut ifadesi olmaktadır. Halkların Demokratik Kongresi ve Halkların Demokratik Partisi etrafında kenetlenmesi gerekenler, Demokratik Toplumun temel güçleridir. Kadınların, gençlerin, inanç yapılarının, meslek gruplarının, etnik ve kültürel yapılanmaların, kendini sistem dışı olarak tanımlayan tüm kesimlerin kendilerini Halkların Demokratik Partisi zemininde ifadeye kavuşturması gerçek barışlı güneler için adeta bir zorunluluk olmaktadır. 1 Eylül’lerin gerçek barışlı günlere dönüşmesinin garantisi, HDP ve BDP’nin yakalamaya çalıştığı Demokratik Ulus anlayışıdır. Demokratik Ulus siyaseti anlayışı, Türkiye ve Kürdistan’daki demokratik toplum yapıları arasındaki kardeşlik sisteminin adı ve garantisi olmaktadır.
HDP ve BDP gerçek barışın garantisidir