Halkların Demokratik Partisi, bir ittifak gücü. Değişik kesimlerden insanlar, HDP’de politik mücadelelerini, dertlerini, projelerini, renklerini, umutlarını birleştiriyor. Onu şimdiye kadar alışık olduğumuz siyaset sahnesinde farklı kılan da bu.

Türkiye ve Kürdistan tarihi, daha önce de değişik ittifak girişimlerine sahne oldu. Ezilenlerin, emekçilerin birliğini, mücadele cephesini yaratma iddiasına sahip çok sayıda bileşim ortaya çıktı. Ancak bunların önemli kısmı, trajik bir sona sürüklendi: Birleştikleri andakinden bile daha fazla parçaya bölündüler! Bu deneyimlere dair çok kafa yoruldu; belki birlikten daha uzun metinler, “bölünmenin gerekçeleri” üzerine kaleme alındı. Fakat HDP’ye gelene değin eski başarısız birliktelikleri aşan bir ittifak da hayata geçirilmedi. Peki HDP’yi farklı kılan neydi?

HDP, değişik kimlikleri, halkları, politik grupları katı çizgileri olan “başka” bir programda birleştirmeyi değil; herkesin ortaklaşabileceği bir demokratikleşme programı ortaya çıkarmayı hedefleyerek ortaya çıktı. Bu öyle bir program olmalıydı ki, sosyalistlere, demokrat Müslümanlara, Alevilere, kadınlara, öyle veya böyle ezilen herkese sözünü söyleme, örgütlenme alanı açmalıydı. Geçtiğimiz günlerde HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş bunu, “HDP demokratik güçlerin önünü açan kar makinesidir” sözleriyle ifade etti.

HDP’nin yakaladığı ittifakta Rojava’nın da özel bir önemi var elbette. Rojava Devrimi, YPG/YPJ’nin Ortadoğu’nun göbeğinde DAİŞ karanlığına karşı verdiği destansı mücadele, bütün halkların umuduna, bundan da ötesi “gelecek projesine” dönüştü. Dünyada hal böyleyken Rojava’nın sıkı bağlar kurduğu Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a yansımaması düşünülebilir miydi? Elbette yansıdı. Orayla da kalmadı, Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlıların mücadelesini de yeni bir evreye taşıdı. Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) Eşbaşkanı Yüksel Koç, bu etkiyi şu sözlerle anlatıyor: “Gözümüzün önünde de işte bugün bir model var: Rojava. Orada başarıldı. Şimdi bize en fazla moral veren, motivasyonumuzu yükselten de budur. Rojava’da hayal ettiklerimiz yaşam buluyor. Söylediklerimizin güvenilirliğini sağlayan da bu. Artık Türkiye’nin hangi ezileni sıkışsa, aklına Rojava geliyor. Kim bize, “Nasıl yapacaksınız” dese, Rojava’yı gösteriyoruz.”

HDP, Avrupa’daki demokratik güçler açısından da bir milat oldu. Daha önce hiç ulaşılamayan bir ittifak düzeyi, HDP ile yakalandı. 50’in üzerinde bileşen, “destekçi” ya da “yardımcı unsur” olarak değil, bizatihi özne olarak HDP’nin seçim çalışmalarını omuzluyor.  Koç, bu birlikteliğin ruhunu ise şu sözlerle özetliyor: “İttifakımız, bu ortak çalışmamız, yeni bir Türkiye, yeni bir yaşam inşa etme hedeflidir. Yeni yaşamı kimse bize vermeyecek, biz de beklemiyoruz zaten. Hep birlikte, mücadele ederek kazanacağız. Egemenler bugüne kadar bizi, çok güçlü oldukları için katletmediler; biz ezilenler bir araya gelmediğimiz için katlettiler. Bu konuda hepimiz özeleştiri vermeliyiz. Bu seçimde şunu gördük ki, ezilenler bir araya geldiğinde başarabiliyoruz.”

NAV-DEM, Avrupa’daki ittifak çalışmalarının en önemli öznelerinden biri. Biz de, HDP’yle iyice olgunlaşan ittifakın hangi anlayışla ve nasıl geliştiğini, geleceğe nasıl aktarılacağını anlayabilmek için NAV-DEM Eşbaşkanı Yüksel Koç’a kulak verdik. İşte sorularımız ve Koç’un yanıtları…


HDP’ye destek için Avrupa’da oldukça önemli bir birlik oluşmuş durumda. Nasıl başladı bu birlik çalışması?

Biliyorsunuz, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın 2013 yılındaki Newroz Manifestosu’nda önerisini yaptığı dört konferanstan biri Avrupa’da yapıldı. Bundan hemen sonra Türkiye ve Kürdistan kökenli kurumları, kişileri ziyaret ederek böyle bir demokratik birliği oluşturma çalışmalarına başladık. Bu konferansı ortak yapmak istediğimizi bütün kurumlara ilettik. 2013 yılından önce hiç bir araya gelmemiş, hatta birbirini tanıyamamış kesimler, bu konferans ardından bir araya geldi. Daha önce birçoğumuz hiç yan yana gelmemiştik, birbirimizi tanımıyorduk. Konferansı da bütün bu kurumlar ortaklaşarak organize ettik. Bazı kurumlar ise çekinceliydi, Konferans Hazırlık Komitesi’ne dahil olmayacaklarını ancak konferansa katılacaklarını belirttiler. Haziran ayında konferansımız, Türkiye ve Kürdistanlı çok sayıda örgütün, kişinin katılımıyla başarılı bir bileşimle gerçekleştirildi. Konferanstaki tartışmalar sonucunda da kararlar çıktı. Demokratik bir Türkiye istiyoruz, dedik. Demokratik bir ülkeyi ise devletten veya hükümetten beklemek yerine ortak mücadeleyle yaratalım, sistemi dönüştürelim, dedik. Bunun için de Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi oluştu. Daha önce de Demokratik Güçbirliği vardı, ama bu düzeye ulaşamamıştı.


Bir araya gelmekte zorlandınız mı?

Devletin, sistemin oluşturduğu önyargılardan ötürü zaman zaman birlik oluşturmak zorlaştı elbette. Ama Şengal ve Kobanê ile birlikte hem Demokratik Güçbirliği bileşenleri hem de ABDEM bileşenleri ortak hareket etmekte çok daha ileri bir noktaya geldi. Kobanê Direnişi, pratikte ortaklaşma açısından dönüm noktası oldu. Birçok kesimle birlikte eylemler düzenledik, yakınlaştık. Hemen bütün güçler, gece gündüz sokaklardaydı. HDP seçim çalışmaları başladıktan sonra da bu devam etti.


Seçim çalışmalarındaki birlik, galiba en üst düzeydeki birliği ifade ediyor, değil mi?

Bu yılki seçim çalışmaları, Avrupa’daki demokratik mücadele açısından ilkti. Şimdiye kadar Türkiye ve Kürdistan’daki demokratik gelişmeler için eylemler yaptık, destekledik; ama bu kez, direkt işin öznesi olarak dahil olduk. Tartışmalarımız çok öncesinden başladı. HDP’den de gelen temsilcilerle birlikte başta ABDEM bileşenleri olmak üzere çok değişik kesimlerle tartışmalar yürüttük. Bu birliğin Türkiye’de demokrasinin gelişmesi için olduğu kadar Erdoğan diktasının Ortadoğu’nun başına bela olmaması için de önemli olduğunu biliyorduk. Ayrıca, Türkiye’deki sosyalist hareketler, Aleviler, Asuriler/Süryaniler, Kürtler, herkes kabul etti ki, HDP’deki birlik stratejiktir ve bu birliğin, deneyimin diğer seçimlerden farklı bir yanı vardır. Bugüne kadar boykot tavrı sergilemiş kesimler, örgütler bile HDP’yi desteklediler. Bu önemli bir bileşim oldu.

Avrupa’da ABDEM’le, Demokratik Güçbirliği’yle ortaya çıkan ittifak, Kobanê ve Şengal’le biraz daha kuvvetlenmişti ama HDP’yle en güçlü bir pratiğe ulaştı. HDP, bu ittifakı bir ruha dönüştürdü. Avrupa’da dört aylık bir süre içinde Seçim Koordinasyonumuzu ve tek tek ülkelerin koordinasyonlarını oluşturduk. Buradan eyaletlere, kentlere, semtlere kadar aynı örgütlenme çalışması yürütüldü. En küçük birimde bile ittifak ruhunun yansımasına özel önem verdik.


Kimler var bu birlikte?

Şu anda Avrupa seçim çalışmalarında 10 bin kişi çalışıyor. Bu 10 bin kişi, bütün renklerden insanları kapsıyor. Türkiye’de HDP’yle ittifak kurmayan ÖDP’nin üyeleri de dahil olmak üzere Türkiyeli solcuların, sosyalistlerin hemen hepsi var; Kürdistan’ın farklı düşüncelere sahip kurumları var; Alevilerin, Ermenilerin, Çerkeslerin, Lazların değişik kurumları var; kadınları, gençleri, göçmenleri temsil eden değişik uçlarda kurumlar var. Yani Türkiye’nin bütün kimliklerinin, inançlarının temsilcileri, emek güçleri, demokratik yapılar HDP’ye destek için çalışıyor. Devletten beslenmeyen herkes, HDP’de buluşuyor.


Peki neden daha önceden, çok da ihtiyaç olmasına rağmen böyle geniş bir mücadele ittifakı kurulamamıştı?

Türkiye ve Kürdistan tarihinde böyle denemeler her zaman olmuştur. Avrupa için de böyle… Mesela 12 Eylül darbesinden sonra Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi örgütlenirken Avrupa da bu çalışmanın önemli bir ayağıydı. Fakat muhaliflerde, ötekileştirilenlerde, sistem karşıtlarında aynı eksik vardı: Kendimizi işin öznesi, diğer herkesi nesnesi görüyorduk. Bu hepimizin özeleştiri vermesi gereken bir eksiklik. Kendimizi esas alıp diğerlerini bileşen, destekleyici görme tutumundan vazgeçmemiz gerekiyordu, vazgeçtik. Bu tutum, ortaklaşmayı yaratamıyor. Oysa biz, farklılıklarımızla bir araya gelip ortak mücadele etmeyi hedefliyoruz. Şimdi özellikle Demokratik Ulus paradigmasıyla bunu başarabiliyoruz. Kendimizi esas almadan, Biz’leri esas alarak hareket ediyoruz.


Ama herkesin kafasında aynı soru var: Bu birlik, seçime kadar mı? Yoksa seçim sonrası da bir mücadele birliği olarak sürecek mi ittifakınız?

Biz ittifaka taktik bakmıyoruz, dönemsel bakmıyoruz; stratejik bakıyoruz. Asıl işimiz de 8 Haziran’dan sonra başlayacak. Ortaklığımız, seçime dönük bir çalışma değil. Beş milletvekili çok çıkardık, az çıkardık ile sorunlarımız bitmez. Bir yeni bir Türkiye istiyoruz. Herkesin, bütün kimliklerin hakkını aldığı, özgürce yaşadığı yeni bir ülke istiyoruz. Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, Süryanilerin, Hristiyanların, Müslümanların… Herkesin kendini özgürce ifade edebildiği bir ülke… Buna da “Yeni Yaşam” diyoruz. O yüzden de işimiz, asıl 8 Haziran’dan sonra başlıyor. 

İttifakımız, bu ortak çalışmamız, yeni bir Türkiye, yeni bir yaşam inşa etme hedeflidir. Yeni yaşamı kimse bize vermeyecek, biz de beklemiyoruz zaten. Hep birlikte, mücadele ederek kazanacağız. Egemenler bugüne kadar bizi, çok güçlü oldukları için katletmediler; biz ezilenler bir araya gelmediğimiz için katlettiler. Bu konuda hepimiz özeleştiri vermeliyiz. Bu seçimde şunu gördük ki, ezilenler bir araya geldiğinde başarabiliyoruz. Gözümüzün önünde de işte bugün bir model var: Rojava. Orada bu başarıldı. Şimdi bize en fazla moral veren, motivasyonumuzu yükselten de budur. Rojava’da hayal ettiklerimiz yaşam buluyor. Söylediklerimizin güvenilirliğini sağlayan da bu. Artık Türkiye’nin hangi ezileni sıkışsa, aklına Rojava geliyor. Kim bize, “Nasıl yapacaksınız” dese, Rojava’yı gösteriyoruz. Elimiz çok fazla güçlendi. “Rojava’da nasıl başarıldıysa, biz de başarabiliriz” diyebiliyoruz. Rojava’da hiç kimse “işin sahibi”, hiç kimse de “destekleyicisi” değildir. 7 yaşındaki çocuktan 70 yaşındaki insanlara kadar herkes işin öznesi, sahibidir. Kim ne yapıyorsa, diğeriyle, bir yönüyle kendinden başka olanla ortaklaşarak yapıyor. O yüzden artık önümüzde somut bir pratik adım var. Bunu da sadece biz söylemiyoruz; artık dünyadaki bütün halklar söylüyor.


Bazı Avrupalı demokratların da HDP çalışmalarına destek olduğunu görüyoruz. Onların derdi, talepleri ne?

Bu seçimlerde herkes şu analizi yapabiliyor: Kapitalist modernite ve onun işbirlikçileri, Ortadoğu’da halkları ve inançları birbirine düşman hale getirmeye çalışıyor. Ortadoğu’da demokrasi ve özgürlüğün gelişmesi için de bu seçim, çok stratejik bir özelliğe sahiptir. Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için önemli. Ortadoğu kaosundan çıkmak, bütün devrimci demokratlar için önemlidir. Avrupa’nın sol sosyalist örgütlerinin bir bütünen şu anda HDP’yi desteklemesi bu nedenledir. Ayrıca milletvekili dostlarımız, HDP’nin oylarının çalınmaması için heyetler oluşturarak 4-5 Haziran’dan itibaren gözlemci olmaya gidecekler.


Osman OÐUZ