
Yaklaşık 3 milyonluk diaspora seçmeninden oy almak isteyen partiler son üç aydan beri adeta seferberlik başlattılar. Fakat ülke siyasetine güçlü duygusal bağlarla bağlı olan “gurbet seçmeni” kampanyayı partilerden önce başlattı. “Vatan özlemi” duygusallığından yararlanan düzen partileri yıllardır diasporaya “süt veren inek” muamelesi yaptılar: Kolay finansman ve toplu oy desteği. Bunu başarabilmek için de Avrupa’dan göstermelik adaylara kışkırtıcı, milliyetçi, dindar retorikli bir misyon verildi. HDP bu oportünist geleneğe de son verecek!
Legal siyaset ve seçim kampanyaları konusunda köklü bir tecrübeye sahip olmayan HDP, inançlı, kararlı ve eğitimli kadroları sayesinde Türkiye siyasetinde anahtar bir aktöre dönüştü. Ülke sorunlarına sunulan çözüm önerileri, siyasete getirdiği yeni üslup, kararlı ve etik duruşuyla geleneksel partilerden bıkmış kararsız ama bilinçli seçmenler için de umut oldu. Fakat bu farklılığını Avrupa’da da her kesimi kucaklayıcı, diasporanın sosyal, kimliksel, inançsal, ekonomik sorunlarına sahip çıkan özgün bir program ve yaklaşımla ıspatlaması gerekir. Diasporada kararlı önemli bir seçmen kitlesi mevcut ama özellikle de sandığa gitme alışkanlığı olmayan, siyasete güvenmeyen, günlük konforuna düşkün önemli bir seçmen potansiyeli de var. Asıl belirleyici olan da bu kesim.
AKP ve CHP halen diaspora seçmenine sadece “Zavallı gurbetçi” söyelemi “vatan, millet, bayrak, ezan”, sloganı, duygu sömürüsü üzerinden siyaset yapıyor. Düzen partileri, Avrupa’da çalışan, üreten, vergi veren ama aynı zamanda ekonomik, sosyal anlamda sorunlar yaşayan, dışlanan kitlelerin sorunlarına yanıt olamıyor. Sadece milli ve dini duyguları canlı tutarak oy avcılığı yapılıyor. Dördüncü kuşağın yaşadığı Almanya ve Fransa’da çoğu çifte vatandaş olan kitlelerin Avrupa’daki siyasi, ekonomik, kültürel, inançsal sorunları, ülkelerinden kopup “el kapılarına” sığınma gerekçeleri tamamen gözardı ediliyor. Milli ve milliyetçi bir siyasetle ülkeye akıtılan dövizler ilgilendiriyor AKP, CHP ve MHP’yi. Avrupa’da yaşayan 6 milyondan fazla Türkiyeli’nin yaşadıkları sorunlar, dışlanmışlık, mağdur kalınan ırkçılık, genç kuşakların yaşadığı kimlik, eğitim ve sağlık sorunları ne geçmişte ne de günümüzde bu partilerin programlarında yer almadı.
Bu alanda da sicili temiz ve gelecek vadeden tek parti HDP’dir. Bu yüzden de bu partiden beklenenler de şüphesiz fazla olacak. Parti bileşenleri olan Kürtler, devrimci sol örgütler, Aleviler ve azınlıkların diasporada örgütlü ve dinamik tabanları mevcut. Kürdistan’da 30 yıldır süren kirli savaş, inkar ve asimilasyon politikaları ve insan hakları ihalleri Avrupa’daki diasporayı sürekli demografik olarak beslerken diğer yandan da dinamik kılıyor. Fakat bu durum beraberinde birtakım sorumluluklar ve beklentileri de getiriyor. Bu nedenle HDP’nin ciddi bir diaspora politika ve programı oluşturması gerekiyor. Parti yönetici ve adayları Kürdistan ve metropoldeki seçim çalışmalarında kullandıkları dil, üslup, sorunlara getirdikleri çözüm önerilerine diasporanın somut farklılığını da eklemeleri gerekiyor. Berlin, Paris, Zürich, seçmenleri Dersim, Adana, Hakkari seçmeniyle köken olarak aynı olabilirler, duygusal kimliksel beklentileri ortak olabilir ama sosyo-ekonomik sorunları farklıdır.
Selahattin Demirtaş ve temsil ettiği çizgi birinci kuşak için “Kürt sorununa çözüm umudu” anlamına gelirken, Avrupa’da doğan yeni kuşaklar için daha ziyade, övünülebilecek iyi bir Kürt liderdir. İşte HDP’nin diaspora politikası da tam bu noktada başlıyor. HDP adaylarının kitlelerin somut koşullarına ve sorunlarına göre proje, siyaset ve buna uygun da söylem kullanmaları gerekir. Kürdistan ve metropollerde koşulların somut analizi yapılırken, diasporada sadece duygusal bir kimlik politikası yapmak yeterli değil, kısa vadelidir. Konser ve eğlencenin hakim olduğu kitlesel etkinliklerin dışında, gerek seçim çalışmaları gerekse aktif siyaset birinci kuşak tarafından yapılıyor. Yeni kuşakların sandığa gitme oranı Avrupalı gençlerden pek farklılık arz etmiyor.
Son iki ayda gözlemlediğim kadarıyla Avrupa’ya gelen adaylar ve HDP’nin öne çıkmış siyasetçileri dahi Avrupa kentlerindeki konuşmalarında Kürdistan ve metropol dilini kullanıyorlar. Oysa 7 Haziran seçimlerinin kilit partisinin kesinlikle bir diaspora politikası olması gerekiyor. Bu konuda stratejik davranmak, projeler geliştirmek ve kurumsallaşmak gibi bir sorumluluğu var HDP’nin. Diasporanın ülke siyasetinde etkili olmasının ve beklenen desteği sunmasının yolu; buradaki ihtiyaçlara göre siyaset yapmak, sorunlara çözüm üretmek ve kurumsallaşmaktan geçer. Tıpkı İspanya, İtalya, Fransa, Portekiz sosyalist partileri gibi HDP’nin de AB’de kurumsallaşması ve söz sahibi olması gerekmekte.
* İsmet Şerif Vanlı Kürt Mirasını Koruma Derneği Başkanı (Lozan)