
1 Kasım seçimleri sonuçlarını fırsat bilerek yeniden Başkanlık sistemini gündeme getiren ve bunu kabul ettirmek için de “yeni anayasa” tartışması başlatan AKP’nin politikasına karşı HDP’nin de planı belli. HDP, “yetkilerin yerele dayandırıldığı parlamenter sistemin” savunulduğu; yerel meclisler, bölge parlamentoları, bölge başkanlıkları gibi önerilerin yer aldığı taslağı savunmaya devam edecek.
HDP’nin başkanlık sistemi tartışmalarına ilişkin tavrı net. Başkanlık tartışmalarıyla halkın beklediği yeni anayasa talebinin gölgelendiğini düşünen HDP, asıl tartışılması gereken konunun “sivil, demokratik ve özgürlükçü” bir anayasa olduğunu vurguluyor. HDP, siyasi çizgisinin devamı niteliğinde gördüğü Barış ve Demokrasi Partisinin (BDP) 2011 seçimlerinden sonra Meclis’te kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu “Anayasa taslağı” çerçevesinde hareket edecek. Taslağı Türkiye’nin yeni demokratik ihtiyaçlarını da gözeterek genişletecek olan HDP, ademi-merkeziyetçi parlamenter sistemi savunmayı sürdürecek.
Bütün özgürlükleri kapsıyor
Vatandaşlık tanımından, anadilde eğitim talebine kadar, kadın, gençlik, çocuk, işçi haklarının tanımlandığı BDP’nin daha önceki anayasa taslağında cins eşitliğine dayanan 600 üyeden oluşan Meclis öngörülüyor. BDP’nin Türkiye Genel Merkezi ile birlikte bölge parlamentoları ve meclisleri de aynı öneri taslağında yer almıştı.
Buna göre, “Kamu İdaresi” adıyla formülleştirilen ve “yerinden yönetimi güçlendirmeyi” esas alan bir model öneriliyor:
Merkezi Kamu İdaresi
Madde
(1) Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından; ekonomik şartlarına, sosyal ve kültürel özelliklerine, coğrafya durumuna ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre bölgelere, bölgeler illere, iller de diğer kademeli birimlere ayrılır.
(2) Bölgelerin ve illerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.
(3) Merkezi kamu idaresi tarafından yürütülecek görev ve hizmetler şunlardır:
a) Adalet, ulusal savunma, ulusal güvenlik ve dış ilişkilere dair görev ve hizmetler.
b) Maliye, hazine, dış ticaret, gümrük hizmetleri ile piyasalara ilişkin düzenleme görev ve hizmetleri.
c) Mali kaynakların kullanımı konusunda bölge kamu idarelerine mali özerklik esasları uygulanır.
d) Ulusal düzeyde ekonomik, sosyal ve fizikî plânları hazırlamaya, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını gidermeye yönelik program ve projelerin uygulanmasını sağlamaya ilişkin görev ve hizmetler.
e) Kanunlarla münhasıran merkezî idare tarafından yerine getirilmesi öngörülen ulusal nitelikli diğer görev ve hizmetler.
Yerel Kamu İdareleri
Madde
(1) Yerel kamu idareleri; bölge, il ve diğer kademeli birimler halkının ortak yerel ihtiyaçlarını karşılamak üzere oluşturulan ve genel karar organları halk tarafından seçilen kamu tüzel kişileridir.
(2) Yerel kamu idarelerin seçimleri, dört yılda bir yapılır.
(3) Yerel kamu idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanma ve kaybetmeleri konusundaki denetim, ancak yargı yolu ile olur.
(4) Yerel kamu idareleriyle ilgili kanunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla çıkartılır.
(5) Yerel kamu idarelerin kuruluşuna, görev ve yetkilerine, karar organlarının seçimlerine, kendi aralarında birlik kurmalarına ve kendi aralarındaki görev, yetki ve gelir bölüşümüne, merkezi kamu idaresi ile aralarındaki ilişkilere, uluslararası kuruluşlarla ilişkilerine ve uluslararası yerel yönetim kuruluşlarına üyeliklerine dair usul ve esaslar demokratik yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri öngörebilir.
Bölgesel Kamu İdaresi
Madde
(1)Bölgesel özerk kamu yönetimlerinin sınırları, tarihi, kültürel, sosyolojik, coğrafi ve ekonomik özellikler dikkate alınarak kanunla düzenlenir.
(2) Bölgesel Kamu İdaresi; Bölge Meclisi ve Bölge Başkanlığından oluşur.
(3) Bölge Meclisi, o bölge sınırları içerisindeki illerin toplam milletvekili sayısının 3 katı kadar üyeden oluşur.
(4) Bölge Meclisi üyeleri; üyelikle bağdaşmayan işler, yasama sorumsuzluğu, yasama dokunulmazlığı, milletvekilliğin düşmesi ile ödenek ve yolluklara dair hususlarda TBMM üyelerine ilişkin öngörülen hükümlere tabidirler.
(5) Bölge Meclisi, anayasa ve kanunlar tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine ve başka bir kamu idaresine bırakılmayan yetkiler ile ortak yetkiler dışında kalan bütün yetkileri münhasıran kullanır. Bölge Meclisi, kanuni düzenleme yapma ve karar alma yetkisine sahiptir. Mali özerklik çerçevesinde merkezi bütçeden aktarılan kaynaklar ile yerel mali kaynakların bütçesini yapma yetkisine sahiptir.
(6) Bölge Başkanlığı, Bölge Başkanı ve Bölge Yürütme Kurulu’ndan oluşur. Bölge Başkanı, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip vatandaşlar arasından, halk tarafından seçilir.
Bölge Başkanı, Bölge Meclisi tarafından kabul edilen kanun ve kararları yürütmekle görevlidir. Bölge Başkanı, bu görevi yerine getirirken kendisine yardımcı olacak Bölge Yürütme Kurulu üyelerini Meclis üyeleri arasından ve Meclis dışından atar, gerektiğinde görevden alır. Bölge Başkanı tarafından atanan Yürütme Kurulu atamadan sonraki ilk oturumda Bölge Meclisinin güvenoyuna sunulur. Bölge Yürütme Kurulu üye sayısı Bölge Meclisi üye sayısının 2/5’inden fazla olamaz.
(7) Bölge Kamu İdaresi yetki ve görevlerini, ülkenin bütünlüğü ile illerin ve diğer kademeli birimlerin yetkilerine saygı çerçevesinde kullanmakla yükümlüdür.
İki Meclise Üyelik Yasağı
Madde
Bölge Meclisi üyeleri aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olamazlar.
Yerel Kamu İdarelerinin Denetimi
Madde
(1) Bölge Meclisi tarafından çıkarılan kanunların ve alınan kararların Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine iptal davası açabilme yetkisi, Cumhurbaşkanına ve Bölge Meclisi’nde grubu bulunan siyasi partilere aittir.
(2) Bölge mülki idare amiri ve menfaati ihlal edilen herkes, Anayasaya ve kanunlara aykırı gördüğü Bölge Başkanlığının kararlarına, işlemlerine ve eylemlerine karşı kanunda gösterilen süreler içerisinde idari yargı yoluna başvurabilir.
Sivil topluma eleştiri
DTK Eşbaşkanı Selma Irmak, “Hükümet barış değil savaş istiyor” dedi.
Eylemsizliğin sonlanmasında STK’ların ve demokratik kamuoyunun da rolü olduğuna dikkat çeken Irmak, STK’ların gözünü biraz da hükümete çevirmesi gerektiğini söyledi. Bir statü elde edene ve baskıcı rejimi değiştirene kadar direneceklerini vurgulayan Irmak, şunları söyledi: “İsterdik ki bu çatışmasızlık, eylemsizlik süreci devam etsin, fakat devlet buna cevap vermek yerine, KCK’nin eylemsizliği sonlandırması için elinden geleni yaptı. Hükümet barış değil savaş istiyor.”
Sivil toplum kuruluşlarının tutumunu da eleştiren Irmak, tek taraflı eylemsizliğin bozulmasında STK ve demokratik kamuoyunun da rolü olduğunu söyledi. Tek taraflı eylemsizlik kararı alması için KCK’ye sürekli çağrılarda bulunan ve eleştiren STK’lar ve demokratik kamuoyunun gözlerini hükümete çevirmesi gerektiğini vurgulayan Irmak, sözlerine şöyle açıklık getirdi: “STK’lar sürekli operasyonların tekrar başlamasını KCK’ye bağladılar ve KCK tek taraflı eylemsizlik kararı verdiğinde sanki savaşın sonlanacağı algısını yarattılar. Bu söylemler karşısında KCK yapılan çağrıları anlamlı bulduğunu ancak bu savaşın nedeninin kendileri olmadığını, defalarca tek taraflı ateşkes imzalandığını ama her seferinde karşılık bulmadığını ifade etti ve her şeye rağmen, seçime de katkı sunmak ve ortamın pozitif yönde evrilmesi için tekrar tek taraflı eylemsizlik kararı verdiler. Ama o günden bugüne birkaç cılız açıklama dışında ne yazık ki hükümet ve devlete dönük tek bir söz söylenmedi. Zorlayıcı tek bir yaklaşım ortaya çıkmadı. KCK’nin üzerine geldikleri kadar hükümete de operasyonların durdurulması için baskı yapılmış olsaydı, ortam bugün farklı olabilirdi. Ama böyle bir baskı yapılmadı.”
Kürt halkının adeta uysal koyun gibi boynunu bıçağa uzatmasını bekleyenler olduğuna dikkat çeken Irmak, ancak bunun boş bir beklenti olduğunu, Kürt halkının dün olduğu gibi bugün de zulme ve baskıya karşı direneceğini vurguladı. Irmak, “Statü elde edene ve üzerimizdeki bu baskı rejimini değiştirene kadar tüm kurumlarımız, kuruluşlarımızla ve halkımızla beraber kuşkusuz direnmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Türk hükümetinin muhatapsızlık gayretinin “sorunun çözümünü askıya aldık, çözümsüzlüğü çözüm olarak ortaya koyduk” anlamına geldiğini ifade eden Irmak, şunu hatırlattı: “Kim ki çözüm iradesinin önünde durmuş ve Kürt sorununa çözümsüzlük dayatmışsa kendileri çözülmüştür. Bu çözümsüzlüğü aşmayanların kendileri aşılmıştır. Türkiye bu tür siyasetçilerle doludur.”