AHMET NESİN

Kürtler ve devrimciler seçimlere bağımsız katılıyordu ve herkes çok rahattı. Bilhassa Kürdistan’da oyların büyük bir çoğunluğunu alıyor ama çıkardığı milletvekili sayısı yarı yarıyaydı. Hatta daha bile altındaydı ve bu işe bir çözüm bulunmalıydı. Sonra birden hava karardı, gök gürledi, heryer şimşek şimşek oldu, Marks bir yandan bağırıyor, Lenin diğer uçtan sesleniyordu, “Kendinize güvenin, kendinize güvenin” sesleri yeri göğü inletiyordu. Ve karar verildi, baraj diye bişey yok sayıldı, seçimlere parti olarak katılma kararı alındı.

Kolay olmadı bu işler, o güven geldikten sonra herkes şapkasını önüne koydu ve birlikte hareket etme kararı alındı. Önce Halkların Demokratik Kongresi (HDK) toplandı, Ankara cıvıl cıvıldı, herkes gülümsüyordu, “Biz bu işi yaparız” kokusu yayıldı etrafa. Ve pencereler açıktı, o koku önce Türkiye’ye yayıldı, sonra dünyayı sardı, heyecan doruktaydı.

1 dakika bile boş zamanımız yoktu, her saniye değerlendirilmeliydi ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) kurulma kararı alındı. Bu kararı halklara açıklamamız gerekiyordu, gezmemiz ve anlatmamız şarttı. Ben Ertuğrul Kürkçü ile Almanya’ya gittim, 3 toplantıda “Nedenlerimiz”i anlattık. Amacımız birleşmekti ve birleşenler olarak beraber hareket etmekti, Kürkçü işin gerekliliğini ve tekniğini anlatıyordu, bense pratiğini, yaşadıklarımızı. Birleşenlerin bütün bireyleri can kulağıyla bizi dinliyor ve soru yağmuruna tutuyordu.

Bu söyleşiler diğer seminerlere benzemiyordu, ıcığını cıcığını bilmek istiyorlardı ve Kürkçü her soruya hazırdı, hep bir ağızdan bağırıyorduk “Faşizme ve diktatörlüğü yıkacağız” diye.

Mutlu döndük, mutlu döndü diğer yoldaşlar ve arkadaşlar. “Biz bu işi yaparız” kokusu yerini “Demokrasi ve barış istiyoruz ve bunu biz yapacağız” kokusuyla yer değiştirdi. İşte o güzel koku burjuvaziyi, oligarşiyi rahatsız etmeye başlamıştı bile. Biz büyüdükçe, bize sıkılan gazların çeşidi değişmeye başladı. HDK ve HDP’den önceki seçimlerde 36 ama Hatip Dicle’nin elenmesiyle 35 vekil çıkardığımızda, kutlamak için Şişli Meydanı’nda gaz yediğimizde gaz kokusu yerine onların korkusunun kokusunu içimize çektik.

Ve 7 Haziran seçimleri yaklaşıyordu, bizim dışımızda herkes endişeliydi. “Nasıl olsa barajı aşamazlar” diye konuşmaya çalışıyor ama “Ya aşarlarsa” korkusu alayını kekeme yapmıştı. Irak Kürdistanı’na, Süleymaniye’ye çağrıldım, Kürt-Sat TV’de 40 yıllık dostum Necmettin Salaz söyleşi yaptı benimle. Kural gereği Salaz bana Soranice soruyor, kulaktan soruyu Türkçe dinliyor ve yanıtlıyordum. Yaşamımdaki en ilginç söyleşiydi, çünkü Necmettin 40 yıllık dostum olduğundan, çeviriyi dinlemiyor, Necmettin’i dinliyordum. Bilmediğim ve anlamadığım dilde sorduğu her soruyu yanıtladım. Birbirimizi tanımamızın ve vücut dilinin bu kadar işe yaradığına ilk kez şahit olmuştum.

5 Nisan günüydü ve seçimlere daha 2 ay vardı. Sonunda en zor soruyu sordu Necmettin Salaz “Ahmet, HDP yüzde kaç oy alır ve kaç vekil çıkartır?” Hiç düşünmeden yanıtladım, “Yüzde 13 oy alırız ve 80 ila 85 arası vekil çıkartırız.”

Artık yapacak bişey yoktu “Demokrasi ve barış istiyoruz ve bunu biz yapacağız” kokusu o mikrofondan ve ekranlardan yayılmaya başladı Irak Kürdistanı’na da, herkesin “Yıkılmaz” dediği AKP hükümeti ve Recep Tamam Erdoğan iktidardan düştü, kekemelik sessizliğe dönüştü, bağırdıklarını sanıyorlardı ama ağızları o kadar köpürmüştü ki, ne dediklerini kendileri bile anlamıyordu. Bizi, hapsetmeye, öldürmeye ama en önemlisi birbirlerini yemeye başladılar.

Ve yine yaklaşık 1 buçuk ay var ve korku dorukta, yine barajı geçip geçemeyeceğimizi tartışıp yaymaya çalışıyorlar. Ve ben yine buradayım, HDP silip süpürecek diyorum. “SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ” dedik ve sözümüzde durduk, şimdi de “BAŞKANLIK SİSTEMİNİ ÇÖKERTECEĞİZ” diyoruz ve bilirsiniz, biz sözümüzde dururuz.