HDP’nin önüne koymuş olduğu demokratik siyaset projesi, büyük bir heyecana yol açıyor; siyaseti toplumsallaştırıyor. Toplumun her kesimini demokrasi yürüyüşüne katması,heyecan yaratıyor. Demokratik topluma, demokratik yaşama dair umutlar arttıkça adeta çiçekleniyor, şenleniyor ortamlar. Müzik tadına, şiir tadına, halay-horon tadına varıyor yaşamın kendisi. İnsanların yüzleri, gözleri, gönülleri gülmeye başlıyor. 

Bu toprakların insanları yüzyıllardır gülmeyi, şakalaşmayı, kucaklaşmayı, barışmayı ve heyecanlanmayı özlemiş. Yaşamı anlamlı kılan, yaşamı yaşanılır kılan yanlara hasret kalmış. Yaşamı sadece sürdürmeye mahkum bırakılmış. 

Sürdürmek; ama nasıl? Özgürlüksüz ve demokrasisiz sürdürülen bir yaşamın, anlam yanı da zayıf oluyor. Özgürlüksüz ve demokrasisiz bir toplumun politik düzeyi, ahlaki çerçevesi ve düşünsel derinliği de ona göre zayıf kalıyor. Durumu böyle olan halklar ve toplumlar, tüm enerjisiyle yok olmamanın direnişini gösterir. Çünkü önem sırasının başına, önce yok olmamak ve yaşamı devamlı kılmak yerleşir. Ya içine girdiği direniş tutumunu başarılı kılamayıp yitip gider ya da direnişini başarıyla yükseltip, kendini anlamlı ve özgür bir yaşam olanağına taşır. Yani tüm saldırılara karşı direnmiş ve yok olmamayı, var olmayı başarmış halklar için bir gün sıra, yaşamın anlamını derinleştirmeye de gelir. Varlığın ilanı ardından, bu varlığı özgür kılma süreci başlar. Gündemine siyaseti de, politikayı da, ahlakı da, bilimi de, felsefeyi de alır.

Şimdi Kürtler, tam da bu basamakta duruyor. Yüzyıllara yayılmış saldırı, katliam, soykırım ve asimilasyona karşı yok olmamayı, var olmayı başarmış bir halk konumunda bulunuyor. Büyük soykırım ve asimilasyon cenderesine rağmen, yaşadığı kendine yabancılaşma eşiğine rağmen toplumsal özünü, demokratik kültürünü, çeşitliliğe açık özünü, komünal yaşam felsefesini, dilini, sanatını, folklorünü korumayı başarmış bir halk olma gerçeğini taşıyor. Tüm bu açılardan kaybolmanın, yok olmanın eşiğinden dönmüş, öze dönüşünü bu anlamda başarıyla yürütmenin yolunda ilerleyen, hızlı bir değişim-dönüşüm sürecini yaşıyor. Demokratik toplumun unutturulmaya yüz tutmuş özünü tarihten süzerek güncellemeye, canlandırmaya, yaşamsal kılmaya çabalıyor. 

DAİŞ canavarının eliyle, Semiramislerin, Zenubyaların memleketi Palmira’da vahşice silinmeye, ortadan kaldırılmaya çalışılan tarihsel toplum belleğini ısrarla uyandırmaya, canlandırmaya, yaşamsal kılmaya çabalamaktadır Kürtler. DAİŞ canavarının Kürdistan’da sağlanan demokratik kazanımlara bu kadar vahşice saldırmasının altında yatan esas neden de budur zaten. Kürdistan’dan başlayarak toplumun demokratik komünal özüne, demokratik geçmişe uyanmasına karşı, konumlanmış bir canavardır. Halkların, toplumun bu uyanışına, bu aydınlanmasına, her gün biraz daha büyüyen, güçlenen bu demokratik irade dalgasına, büyük öfke ve hınç besleyen odakların, DAİŞ canavarı şahsında kirli ve çirkin güçlerini birleştirip, Kürdistan ve Ortadoğu’nun tarihi ve kültürel hakikati üzerine bu şekelde salmaları, işte tam da bundandır.

Kürdistan ve Türkiye’de, Mezopotamya ve Anadolu halklarının bu demokrasi ve özgürlük mücadelesinin temsilini HDP yapmaktadır. HDP’ye bu kadar saldırılmasının altında da bu hakikat yatmaktadır. HDP adeta savaş, çatışma ve kan deryasına çevrilmiş coğrafyamızın ortasında açmış ve her tarafa güzellik yansıtan bir gül bahçesidir. Rengarenk açmaya başlayan bir bahçe gibidir. Burada yaşayan halkların, kültürlerin ve bazı inançların, HDP’nin hangi özden geldiğini, neyin savunuculuğunu yaptığını, hangi güzellikleri ve hangi iyilikleri getirmenin umudu olduğunu, kısacası taşıdığı anlam tılsımını, anlamaya, kavramaya başlamaları sevindirici ve coşku vericidir.

Bu coşku selinin önüne çıkacak badireleri aşıp geçeceğine dair artık şüpheye yer kalmamıştır. Demokratik halk kürsülerinden her konuşan, demokratik halk mikrofonlarına her uzanan, sokak ve meydanlarda kendisine her söz hakkı verilen insanlar, gözleri ve yürekleri ışıldayarak bunu haykırıyorlar. Çünkü HDP’nin ışıldayan demokrasi tılsımına dokunuyorlar. Bu demokrasi tılsımının yarattığı coşkun gücü, artık ne DAİŞ canavarının Türkiye’deki siyasi temsilcisi olan AKP ve Erdoğan durdurabilir ne de başka bir güç durdurabilir. 

Deyim yerindeyse Demokratik Toplum Cini sıkıştırıldığı, mahkum bırakıldığı lambadan artık fırlamıştır. Bir daha kapatmak imkansızdır. Bu cin, kendisine bin yıllardır ızdırap ve zulüm çektirenleri, 7 Haziran’da sandıklara kapatacaktır. Bu cin, korkunun ve karanlıkların cini değil, güzelliklerin ve aydınlığın cinidir. Halkların, barış kardeşlik ve demokrasi dileklerini gerçekleştirmeyi görev edinmiştir. Bu üç güzel dileğin gerçekleşmesi için, herkes 7 Haziran’da oylarını HDP’ye vermelidir. HDP’ye vereceğiniz her oy, bu dileklerin gerçekleşmesini daha da hızlandıracaktır. HDP’ye vereceğiniz her bir oyla, genç bedenlere sıkılan acımasız kurşunların önüne bir kalkan açtığınızı bilmelisiniz. Bir oy bile kazaya uğramamalı, yanlışlıkla yanmamalıdır. Bunun için sabah-akşam herkes birbirini iyi eğitmeli, mühürleyeceği yeri iyi öğrenmelidir.