Heftanîn savaşının perde arkası
Forum Haberleri —

.
- Heftanîn savaşı sadece faşist Türk devleti ile PKK arasında süren bir savaş olmayıp, Türk devletiyle Bölge halkları arasında süren bir savaş olarak anlaşılmalıdır. Heftanîn’le sınırlı kalan bir savaştan ziyade, Misak-ı Milli sınırları dedikleri Musul ve Kerkük’ü de kapsayacak işgal savaşının ön cephesidir.
RAUF KARAKOÇAN
16 Haziran’dan beridir Heftanîn’de süren amansız bir savaş var. Bu savaşın siyasi boyutları üzerinde daha yoğunluklu durmak, bölgenin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır. Bölgeyi yeniden şekillendirecek, sınırların değişimine yola açacak ve yeni siyasi dengeleri ortaya çıkaracak özelikte bir savaştır. Savaşın gerekçesi yalanlar üzerine kurulmuş bir senaryodan ibarettir. Tıpkı körfez savaşında Saddam’ı devirmek için uydurulan gerekçeler gibidir. Irak’a müdahale için BM’den karar çıkarılırken, “nükleer silah var” gerekçesi üzerinden yalanlar üretilerek savaş kararı çıkarıldı. Türk devletinin Irak’a saldırısı da “PKK’nin bölgedeki varlığı” gerekçesine dayandırılmaktadır. Heftanîn savaşı özü itibarıyla Türk Devletinin Irak’ı işgal etmeye yöneliktir.
AKP’nin şefi diktatör Erdoğan, Lozan anlaşmasını “ihanet” olarak değerlendirirken aslında Heftanîn savaşının amacını ortaya koymuştu. Elinde Rojava haritası ile BM kürsüsünde savaş sinyalleri verirken, girişeceği işgal sadece Rojava ile sınırlı kalmayacağını da vurgulamıştı. Akdeniz’den İran’a kadar, kendi sınırları boyunca bir tampon bölge oluşturacağını her fırsatta gündeme getirerek, saldırganlığını ve yayılmacılığını ilan etmiş oluyordu. Neo Osmancılık ve/veya Misak-ı Milli hevesleri uğruna, Jön Türk maceracılığı yeniden tezahür etmektedir. Talat, Cemal ve Enver Paşaların maceracılığının bir benzeridir. İslami motiflerle bezenmiş, ümmetçilik ve milliyetçilik karması bir düşüncenin, halifelik tarzı yönetim özlemlerinin, faşist yöntemlerle hayata geçirilmesidir.
Faşist Türk devletinin saldırgan dış politikası, karakter değiştirmiş ve vesayet savaşları biçiminde devam eden, 3. Dünya Savaşının bir sonucudur. ‘Ne kadar toprak işgal edersem Türkiye’nin sınırları o kadar genişler’ mantığıyla hareket etmektedir. Suriye’de işgal ettiği alanlara DAİŞ çetelerini yerleştirerek sadece bölge için değil, dünya için tehlike saçan yeni Afganistan’lar yaratıyor. Libya’da da benzer bir durum söz konusudur. Heftanîn savaşı ile işgal edilecek Güney Kürdistan’da, DAİŞ çetelerine yeni yerleşim alanları açılmış olacaktır. Sadece Güney Kürdistan değil, Irak halklarının başına daha büyük bir belanın musallat edilmesi anlamına gelecektir.
Diktatör Erdoğan daha önceden KDP’yi bağımsızlık referandumu döneminde tehdit ederek hizaya getirmişti. “Vanaları kapatırsam iş biter” diyerek göz dağı vermişti. KDP ve Barzaniler, Faşist Türk devletinin bir uydusu durumuna gelerek, onun politikalarını uyguluyor. Heftanîn savaşındaki tutum ve tavırları bunun ispatıdır. Kendi hakimiyet alanlarını Türk devletinin işgaline açarak, bu işgalin gelişmesi ve sonuç alması için yoğun çaba içinde olması, akılla-mantıkla izah edilecek bir durum değildir. Güney Kürdistan’da çeteciliği geliştirme aşamasına gelip dayandılar. İhanette sınır tanımaz hale geldiler. PKK düşmanlığı yaparak aslında kendi siyasal intiharını da yapmış olmaktadırlar.
DAİŞ saldırıları döneminde Mexmûr’a giderek gerillanın elini sıkan ve minnettarlığını dile getiren Barzani şimdi de Mexmûr halkını bir kaşık suda boğmak istiyor. Yine, Şengal’den kaçarak çıkan Peşmergenin tekrar Şengal’e dönmesi için gerilladan yardım alan aynı Barzani, Şengal’e saldırılarda rol alıyor. Ne onur kaldı ne de gurur. Heftanîn savaşında PKK’ye karşı durması da, içine girdiği ihanetçi çizgide ısrar etmesidir. Sömürgeci Türk devletiyle kurduğu ikili ilişkide ister tehditle, ister çıkar gereği olsun, KDP ve Barzani ailesi hem güney Kürdistan, hem de Irak için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Bölgeyi kirli bir savaşın içine çekerek Irak’ın sınırlarını değiştirmeye, halkları birbirine düşürmeye, Kürtler arası iç çatışmaları geliştirmeye hizmet etmektedir. Kürt halkı başta olmak üzere Irak halkları, Irak devleti, YNK ve diğer Kürt partileri de bu tehlikenin farkına varması gerekir.
Heftanîn savaşı sadece faşist Türk devleti ile PKK arasında süren bir savaş olmayıp, Türk devletiyle Bölge halkları arasında süren bir savaş olarak anlaşılmalıdır. Heftanîn’le sınırlı kalan bir savaştan ziyade, Misak-ı Milli sınırları dedikleri Musul ve Kerkük’ü de kapsayacak işgal savaşının ön cephesidir. Irak halkları savaş yorgunu bir halktır. Türk devleti, KDP’yi de terkisine alarak Heftanîn’de sürdürdüğü savaş, Irak’ta DAİŞ’i yeniden geliştirecek ve halklara daha büyük bir felaketi yaşatacaktır. Diktatör Erdoğan Irak’ın işgalinde, KDP’yi, Roj peşmergelerini ve DAİŞ artıklarını kullanacağı aşikar bir durumdur. Hatta, Kerkük Türkmenleri de eğitilip-donatılmış ve hazır hale getirilmiştir.
Heftanîn savaşıyla birlikte Yeni Osmanlı’nın Bağdat seferi başlamıştır, fakat hesapları yanlıştır. ‘Yanlış hesap Bağdat’tan döner’ özdeyişini hatırlatmakta fayda var. Çünkü Heftanîn’de, sömürgeciliğe ve işbirlikçilerine karşı PKK engeli var.







