
1 Kasım seçimlerinden sonra oluşacak koalisyon seçeneklerinden söz ediliyor. Kimin ne kadar oy alacağını bilemeyiz. Ancak şunu söyleyebiliriz ki, Türkiye'nin şu anda ihtiyacı olan koalisyondur. Koalisyondan söz ederken tabii ki demokratikleşme hedefi olan koalisyondan söz ediyorum.
Türkiye'de ya bir savaş koalisyonu olur, ya da demokratikleşme koalisyonu. Savaş koalisyonu, şu anda var olan parçalanma ve bölünmeyi hızlandırmaktan başka bir işlev görmez. Türkiye'nin ihtiyacı olan politika ve koalisyon birleştirici bir demokratik koalisyondur. Tek parti hükümeti de Türkiye'nin sorunlarına cevap olamaz; parçalanmayı sürdürmekten başka bir işlev görmez. Türkiye'nin tek parti iktidarına ihtiyacı var demek, mevcut Türkiye gerçeğini anlamamak olur.
Türkiye'de toplumsal alandaki yarılmalar çok fazladır. Türkiye tarihinde bu yönlü yarılmalar görülmemiştir. Kuşkusuz 12 Eylül öncesinde de toplumsal kesimler arasında bölünmeler vardı. Günlük silahlı çatışmalar oluyor, cinayetler de işleniyordu. Ancak toplumsal yarılma ve çatışma potansiyeli bugünkü düzeyde değildi. Yine bugünkü gibi toplu katliamlar ya da doğrudan topluluklara yönelik bu tür bombalamalar yoktu. Eğer bugünkü durum düzeltilemezse Türkiye'de görülmemiş ağır sonuçlarla karşılaşılacaktır.
Geniş toplumsal kesimlere dayalı bir koalisyon kurulur ve bu koalisyon var olan parçalanmayı gidermeye çalışırsa Türkiye umutlu bir döneme girer. Mevcut durumda bir koalisyon dışında Türkiye'yi düzlüğe çıkaracak bir hükümet kurulamaz. Tek başına bir AKP Hükümeti Türkiye için bir felaket olur. Bu açıdan kim istikrar için bir parti tek başına iktidar olsun diyorsa, o Türkiye'nin hayrına değil; sadece siyasi çıkar ya da bir zümrenin çıkarı için konuşuyordur. Türkiye bugünkü noktaya sadece kendi yandaşlarını düşünen tek parti iktidarıyla gelmiştir. Türkiye'de ilk defa kurumlar bu düzeyde bir partinin yandaşlarıyla doldurulmuştur. Türkiye tarihinde hiçbir iktidar bu düzeyde partizanlık yapmamıştır.
Bir köyde ya da mahallede bir kişi muhtar olmuş; yaptığı ilk iş köyün güzel kızına talip olmak olmuş. Toplum buna itiraz etmiş; o zaman yeni muhtar "bu kadarına da hakkım yoksa niye muhtar oldum" demiş. Şimdi AKP de iktidar olduk, o zaman her şeyi yapmaya hakkım var demektedir. AKP sadece deveyi hamuduyla yutmamıştır; tüm toplumsal kesimler üzerinde de baskı kuran bir iktidar haline gelmiştir. Kendisi gibi düşünmeyen herkesi iç ve dış düşman kategorisine koymaktadır. AKP Hükümetine karşı olan herkes bu devlete ve millete karşı görülmektedir. AKP kendisini devlet ve m illet yerine koymakta, dışındakileri de etkisizleştirilmesi gereken tehlikeli topluluklar olarak görmektedir.
İşte Türkiye'deki tek partili iktidar anlayışı budur. 1950’den önce de tek parti iktidarı vardı; ama o dönemde bile bu kadar partizanlık yapılmamıştı.
Öte yandan AKP Hükümeti Kürtlere, Alevilere, sol güçlere, farklı etnik ve inanç topluluklarına karşı da tam bir düşmanlık içindedir. Arada bir iki yıl hariç Kürdistan'da 13 yıldır kirli bir özel savaş yürütülmektedir. İşbirlikçi çok az Kürt dışında tüm Kürtlere karşı acımasız bir saldırı içine girilmiştir. Alevilerin zaten adı yoktur. Sadece Alevilerin nasıl olması gerektiğini vaaz eden bir inkarcılık vardır. Sol ise ezilmesi gereken sapkınlar olarak görülmektedir. AKP’liler dışında herkes ötekileştirilmiştir.
Böyle bir tek partili hükümetin pisliklerini ancak bir koalisyon hükümeti çözebilir. Yine Kürt sorununu, Alevi sorununu güçlü bir koalisyon hükümeti çözebilir. Eğer böyle bir koalisyon içinde demokratik devrim zihniyeti olanlar da yer alırsa işte o zaman Türkiye'nin kaderi değişebilir. Sadece Meclise giden milletvekilleriyle sınırlı bir koalisyon da sorunları çözmez. Öyle bir koalisyon olmalı ki, demokratik toplum güçleriyle birlikte bir demokratikleşme hamlesine girmelidir.
Özcesi tek partili iktidarlar Türkiye'yi bu noktaya getirmiştir. Özellikle AKP'nin tek partili iktidar anlayışı çok tehlikelidir. Çünkü Türkiye'de yeni bir sistemi demokratik konsensüsle değil, tek parti hakimiyetiyle yapmak istiyor. İşte bu da otoriter hegemonik faşist bir zihniyetli bir iktidarı karşımıza çıkarmıştır. AKP II. Dünya Savaşı öncesi tek parti zihniyetlerinin sistem kurma anlayışıyla hareket etmektedir. Geç kalmış bir zihniyet ve politika anlayışına sahiptir. Şimdi bu zihniyet ve politika AKP'nin başına bela olmuştur. Artık içinden çıkamadığı bir girdaba kapılmış durumdadır.
İşte AKP'yi de bu girdaptan kurtaracak olan bir demokratik koalisyondur. Türkiye'nin tek ihtiyacı budur. Bunun dışındaki her arayış çıkmazdır; AKP'nin içine düştüğü girdabın sürdürülmesi anlamına gelir.
Seçim 1 Kasım’da olacak. 1 Kasım, Dünya Kobanê Gününün yıldönümüdür. Aslında son on yıllar içinde Ortadoğu siyasetine en büyük etkide olan bir gündür. Eğer bir yıl önceki Dünya Kobanê Günü olmasaydı, bugün Ortadoğu çok karanlık bir dönem yaşardı. IŞİD gericiliğinin yenilgiye uğratılmasında 1 Kasım Dünya Kobanê Günü belirleyici olmuştur. IŞİD'i sadece Kobanê’de değil, tüm Ortadoğu'da yenilgiye götüren işte bu enternasyonal dayanışma olmuştur. 1 Kasım Dünya Kobanê Günü, Kobanê Direnişi ve Rojava Devriminin en büyük moral güç kaynağı olmuştur. Böyle bir moral güç kazanmış bir hareketin ve bir direnişin yenilmesi de mümkün değildir. Kobanê Direnişi ve Rojava Devrimi de bu moral güçle yenilmemiş; bugün Ortadoğu'da devrimci demokratik güçlerin zafer kazanacağı bir dönem döneme girilmesini sağlamıştır.
1 Kasım seçimi de, Dünya Kobanê Günü gibi devrimci demokratik güçlerin zafer kazanacağı bir gün haline getirilmelidir.