Hegemonya savaşı ve Erdoğan’ın ikili tutumu

Fehim IŞIK yazdı —

14 Mart 2022 Pazartesi - 06:00

  • Suriye’de ikili tutumla hegemon güçlerin çelişkisinden yararlanan Erdoğan’ın aynı siyaseti Ukrayna üzerinden sürdürmesi pek olası görünmüyor.

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya dönük başlattığı saldırının, 11 Eylül 2001’de ABD’de Dünya Ticaret Merkezi’ne gerçekleşen saldırılar gibi yeni bir milat olduğuna kuşku yok. Hegemon güçler kozlarını son olarak Ukrayna üzerinde paylaşıyorlar. Bu savaş, hegemon güçlerin direk savaşına dönüşür mü, bilinmez. Ancak belli olan şu bittiği iddia edilen iki kutuplu dünya yeniden hortladı. Bunu hortlatanlar da oligarklar. Çünkü savaşsız kazanamıyorlar.

Artık yeni bir dönemdeyiz ve geçmişin kapitalist ve sosyalist blokları, günümüzün Rusya - ABD blokları olarak yeniden fiili bir savaşa girdiler. Günümüz bloklaşmasının geçmişten farkı ise artık reel de olsa bir sosyalist bloğun olmadığı yönünde. Öyle kısa sürede normalleşecek bir durumdan da söz edemeyiz. Deyim yerindeyse cin şişeden çıktı.

24 Şubat öncesinde birçok uzman, Putin’in Donetsk ve Luhansk’ı tanıyarak bu bölgeleri korumaya dönük adım atacağını, bir askeri harekâta girişse bile Donbas’ın dışına yönelmeyeceğini öngörüyordu. Rusya’dan gelen açıklamalar da daha çok bu yöndeydi. Putin yeni bir savaş başlatacağına dönük açıklamalardan öte Ukrayna’nın bir NATO üssüne dönüştürülmemesi yönünde uyarılarda bulunuyordu. Ukrayna lideri ise NATO başta olmak üzere tüm Batı’nın Ukrayna’yı koruyacağına inanıyordu. Putin’e diklenmesinin altında bu öngörü vardı. Zelensky bu nedenle Rusya’nın tüm Ukrayna’yı hedef alan bir saldırı başlatacağı inancında değildi.
NATO güçlerine gelince; onlar da Kırım ve Donbas bölgesini gözden çıkararak Ukrayna’nın geri kalanını cephelerine alma hesabı yapıyorlardı. Bu, Zelensky ile onu destekleyen oligarkların da istediği bir şeydi. Deyim yerindeyse Rusya’ya Kırım’dan sonra Donbas’ı da rüşvet olarak verip kendi oligarşik sistemini pekiştirme peşindeydi.

Hesaplar tutmadı. Putin Ukrayna’nın başkenti de dâhil bir çok kente yöneldi. Hali hazırda Kiev’in kapılarına dayanmış durumda. Ukrayna’nın neredeyse yüzde 40’ı Rus askerlerinin işgali altında.

Taraflar Ukrayna savaşıyla birlikte güçlerini de konsolide etmeye başladılar. Bizzat üyelerince beyin ölümü gerçekleştiği ileri sürülen NATO, hiç silahlanmaz denilen devletlerin bile silahlanmaya başladığı bir süreçle komadan çıktı. Almanya’nın silahlanmaya karşı hükümet üyesi Yeşiller, milyarlarca Euro’nun silaha ayrılmasını onayladı. Silah sanayi yeniden canlandı. Dönemin en çok kar eden şirketleri arasında silah sanayi yer alıyor.

Rusya’da öyle iddia edildiği gibi çökmüş, bitmiş durumda değil. Yaptırımlardan elbette etkilenecekler. Ancak Rusya, elindeki devasa enerji ve nükleer silah gücü ile gemisini pekala yürütebilecek konumdadır. Giderek de ABD öncülüğündeki bloğa karşı kendi bloğunu da güçlendirebilecek, belki de geçmişten farklı olarak Çin ve Hindistan’ı da bloğun en güçlü iki üyesi yapacaktır. Yaptırımlarla dışlandığı Batı sistemine karşı kendi sistemini oluşturup kullanmaya başlaması da çok uzun sürmez. Nitekim iki kutuplu dünya da böyle bir şeydi.

Bu hengâmede hala şaşkın ördek gibi ortada dolaşan ve yaşanan savaşın ayırdına varmayan bir Erdoğan var, dersek abartmış olmayız. Erdoğan rejimi uzun vadede bir karşılığı olmayacağı çok açık olan bir siyaset izliyor. Tercihini iki blok arasında bir yerde durmaktan yana kullanıyor. İç siyasetteki argümanlarını da hep bu tutum üzerinden şekillendiriyor.

Bu siyaset tutmaz. Suriye’de ikili tutumla hegemon güçlerin çelişkisinden yararlanan Erdoğan’ın aynı siyaseti Ukrayna üzerinden sürdürmesi pek olası görünmüyor. Sadece Erdoğan’ın değil, oligarkların dünyasında taraf olan hiçbir gücün bunu yapması olası değil.
Rusya cephesi Erdoğan ya da benzerlerinin ikili tutumunu kısa vade için kendi çıkarına uygun görüp kabul edilebilir bulsa bile NATO cephesi bu tutumu kabul etmez.

ABD, NATO üyesi Türkiye’nin bir NATO üyesi gibi davranmasını istiyor. Batı cephesinden gelen açıklamalar da bu yönde.
Erdoğan bu saatten sonra bunu yapabilir mi? Zor. İçinde bulunduğu iktidar bileşeni, Avrasyacı ekibin Türk devletinin tüm köşe başlarını tutmuş olması, NATO’cuların büyük oranda ordudan tasfiye edilmesi Erdoğan rejiminin handikapıdır.

Bu durum Türkiye açısından da bir yol ayrımıdır. Mesele belki de bu yol ayrımının nasıl yaşanacağı üzerinedir. Erbakan’ın bir dönem kullandığı sözlerle bitirirsek, bu yol ayrımı ‘kanlı mı’ yaşanır, ‘kansız mı’, onu biraz da Türkiye’deki muhaliflerin tutumuna bağlı olarak hep birlikte göreceğiz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.