Helikopterli katiller durmuyor

- Köylerinde gözaltına aldıkları iki Kürt köylüsüne işkence etmekle yetinmeyip helikopterden de atan Türk devleti, bu vahşeti haberleştiren gazetecileri dün sabaha doğru gözaltına aldı.
Van’da Osman Şiban ve Servet Turgut’un helikopterden atılmasını belgeleyen Mezopotamya Ajansı(MA) Van muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur; Jinnews muhabiri Şehriban Abi ile gazeteci Nazan Sala ve Şükran Erdem gözaltına alındı.
Van’da dün sabah saatlerinde MA ve Jinnews bürosu ile MA ve Jinnews muhabirlerinin evlerine baskın yapıldı. Baskınlarda, gazeteciler Adnan Bilen, Cemil Uğur, Şehriban Abi ve Nazan Sala ile Yeni Yaşam gazetesi eski dağıtımcısı Şükran Erdemi gözaltına alındı. Ajans kapısını çilingirle açan polis içeride saatlerce arama yaptı. Aramaya eşlik etmek isteyen muhabirlere izin verilmezken, gerekçe belirtilmedi. Yapılan aramaların ardından Mezopotamya Ajansı ve Jinnews’in teknik malzemelerine el konuldu. Gözaltına alınan gazeteciler İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
Evine yapılan baskın sırasında gazeteci Cemil Uğur ve diğer meslektaşları yüzükoyun yere yatırıldı. Polis Özel Harekat (PÖH) elemanları, evde yaptıkları arama sonrası gazeteci Uğur’u gözaltına aldı. Uğur’un gözaltına alınmasını kameraya çeken meslektaşlarının videosu zorla silindi.
Helikopterli cinayet haberi
Gözaltındaki gazeteciler, Van’ın Çatak ilçe kırsalında operasyona çıkan Türk askerleri tarafından 11 Eylül’de gözaltına alındıktan iki gün sonra yoğun bakım ünitesinde kaldırıldıkları ortaya çıkan Osman Şiban ve Servet Turgut’un helikopterden atıldıklarına dair hastane raporu ve olaya dair bilgileri kamuoyunun gündemine getirmişti.
Gazeteciler, ilk olarak 13 Eylül’de olayı kamuoyunun gündemine getirdi. “Gözaltına alındıktan 2 gün sonra hastanede çıktılar” haberiyle iki kişinin gözaltına alındıktan sonra yoğun bakım ünitesinde oldukları ve işkenceye maruz kaldıkları ortaya çıktı.
İşkence raporlarına ulaşıldı
Osman Şiban ve Servet Turgut’un uğradığı işkence ve darp raporlarına da 16-17 Eylül tarihlerinde ulaşan gazeteciler, “Şiban’ın gözaltında gördüğü işkence rapora yansıdı” ve “Helikopterden atıldı’ denilen kişinin darp raporu: Yüksekten düştü” başlıklı haberlerle paylaştı.
Helikopterden atılma belgelendi
MA muhabirleri, aynı tarihlerde Şiban’ın hastanede çekilmiş ve işkenceye maruz kaldığını gösteren fotoğrafı “Şiban’ın gördüğü işkence fotoğraflandı” başlıklı haberle kamuoyunun gündemine getirdi.
Şiban ve Turgut’un helikopterden atıldıkları ise 20 Eylül’de hastane raporuyla belgelendi. “Hastane raporuyla doğrulandı: Helikopterden atıldılar” başlığıyla servis edilen haberde yer verilen rapora göre;Şiban’ın “Helikopterden düşme sonrası yaralanma” şikayetiyle Van Eğitim Araştırma Hastanesi’ne getirildiği belirtildi. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin epikriz raporunda, Şiban’ın “Helikopterden düşme sonrası yaralanma” şikayetiyle hastaneye getirildiği ortaya çıktı. Raporun devamında, “...hasta olay günü acil uzmanınca helikopterden düşme sonrası yaralanma sonrası acile getirildiği belirtilerek yerinde ekonsultasyon (tanı konulmak) istenmiştir. Hasta acilde görülmüştür” ifadelerine yer verildi. Raporla helikopterden atıldıkları teyit edilmiş oldu.
Yoğun bakımdaki fotoğraf
Hemen sonrasında MA’nın ulaştığı ve 23 Eylül’de servis ettiği “Helikopterden atılan Turgut’un ilk fotoğrafı” başlıklı haberle, Turgut’un yoğun bakımda çekilen fotoğrafında, solunum cihazına bağlı; yüzünün kan ve morluklar içinde olduğu görüldü. Turgut, 20 gün yoğun bakım ünitesinde kaldıktan sonra yaşamını yitirdi.
Köylüler ve yakınlarına ulaştı
Bir süre sessiz kalan devlet, sonra Van Valiliği üzerinden bir açıklama yaparak, helikopterden atıldıklarını reddetti. Helikoptere bindirilmeden kayalık alanda düştüklerini ileri sürdü. Gazeteciler, görgü tanığı olan köylüler ve akrabalarına ulaşarak, tanıklıklarını haberleştirdi. Tanıklar, iki köylünün de sağ salim bir şekilde helikoptere bindirildiğini söyledi. İşkence sonrası hafıza problemi yaşayan Osman Şiban’ın da ”bizi atılar” diyebildiği aktarıldı.
Van Valiliği bir kez daha tüm raporlara ve tanıklıklara rağmen Servet Turgut hakkında ”dur” ihtarına uymayarak kaçmaya çalıştığı esnada kayalık alanda düştüğünü ve yaralandığını iddia etti. Bunun üzerine görgü tanıklarının ardından MA muhabirleri, “kayalık” denilen alanı da görüntüleyerek, söz konusu alanda hiçbir kayanın olmadığını ve sadece samanlık olduğunu ortaya çıkardı.
Polisler: MA çekmesin
Turgut için 1 Ekim’de kurulan taziye de polisler tarafından basıldı. DTK, HDP ve DBP heyetinin söz konusu duruma ilişkin yapmak istediği açıklama, polisler tarafından “Mezopotamya Ajansı’nın çekim yapmasına izin vermeyeceğiz” denilerek, engellendi.
Bütün bu yalan ve engellemelere rağmen mesleklerinin gereğini yapmayı sürdüren gazeteciler, taziye sırasındaki konuşmaları, Mersin’deki evinde tedavisi süren Osman Şiban’ın son durumunu aktarmayı sürdürdü.
Gazetecileri rehin aldı
İşte dün sabah bu gazeteciler Türk devlet güçleri tarafından rehin alındı. Suçları ise köylerindeki işleriyle meşgul olan Kürt köylüleri 55 yaşındaki 7 çocuk babası Servet Turgut ve 8 çocuk babası 50 yaşındaki Osman Şiban’ın, Türk devlet güçleri tarafından maruz bırakıldıkları vahşeti kamuoyuna duyurmak. VAN
Gazeteci örgütlerinden tepki
Gazeteci örgütleri, baskın ve gözaltılara tepki gösterdi. Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) Sözcüsü Ayşe Güney, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Amed Temsilcisi Mahmut Oral, gazetecilerin evlerinin basılması ile gözaltına alınmasının gerçekleri ortaya çıkarılmasından duyulan öfkeden kaynaklandığını kaydetti.
Gazeteciler terörize ediliyor
Gözaltıların kabul edilemez olduğunu kaydeden TGS Temsilcisi Mahmut Oral, “Helikopterden atılan yurttaşların durumu, kamuoyu vicdanını yaralamış. Yapılan haberlerle gerçekler tüm çıplaklığıyla toplumun önüne çıktı. Buna tahammül edemeyen zihniyet, yine saldırmaya başladı. Gerçekleri ortaya çıkaran gazetecilerin evine baskın düzenleyip onları gözaltına aldılar. Bunu kabul edilemez buluyoruz” diye konuştu. Toplumun gözleri önünde olan gazetecilerin ifadeye çağrılmasıyla emniyete gidebileceğini söyleyen Oral, ancak bunun yerine gazetecilerin “terörize” edilmesi amacıyla ev ve bürolara baskın düzenlendiğini ifade etti. Gözaltının, gerçekleri ortaya çıkaran gazetecilere gözdağı amacı taşıdığını belirten Oral, gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını istedi.
Habere ve haberciye düşman
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise yaşanan gözaltıların temelde iktidarın “habere ve haberciye” olan düşmanlığından kaynaklandığını söyledi. Durmuş, “Türkiye’de olup bitenin kamuoyu tarafından bilinmesini istemiyorlar. Bu yüzden gazeteciler iktidar tarafından hedef alınıyor” dedi. Gözaltına alınan gazetecilerin habercilik yaptığını sözlerine ekleyen Durmuş, şunları söyledi: “Normalde olması gereken bu haberler üzerinden arkadaşlarımızın gözaltına alınması değil, ödül verilmesidir. Bunun yanı sıra bu haberlerin ortaya çıkmasıyla birlikte yaşanan durumdan dolayı gerekli kişilerin cezalandırılması için hükümetin devreye girmesi gerekiyordu. Tam tersi oluyor. İktidarın hoşuna giden bir haber olmadığı zaman o haberi yazan gazeteciler hedef alıyorlar. Bir an önce de meslektaşlarımızı serbest bıraksınlar.”
Sindirmeye çalışıyorlar
Gazetecilerin gözaltına alınmasının helikopterden atılan yurttaşlarla ilgili haberlerden kaynaklandığını dile getiren MKGP Sözcüsü Ayşe Güney da şunları söyledi: “İktidar medyası ve siyasetçisiyle haberi yalanlayamayınca hedef haline getirilen gazeteci arkadaşlarımız, evleri basılarak gözaltına alındı. Tüm bu baskılar biat etmeyen, asla da etmeyecek olan gazetecileri sindirmeyi amaçlıyor. Gazetecilik suç değildir. Tüm demokratik güçleri, meslektaşlarımızı, gazeteci arkadaşlarımızla dayanışmaya çağırıyoruz.”
Engelleyemeyince aldılar
İç ve dış politikada yaşanan tıkanmışlığı gizleme çabasında olan iktidarın gazetecilere yöneldiğini kaydeden DFG Eşbaşkanı Altan, ”Çünkü biliyoruz ki bu tür süreçlerde ilk başvurulan yöntemlerden biri basını ve gazetecileri susturmak oluyor. Yine böylesi bir durumla karşı karşıyayız. İki yurttaşın helikopterden atılması gibi vahşi bir uygulamayı kamuoyuna duyurarak, çok önemli bir gazetecilik faaliyetine imza atmışlardı. Tabi bu durum onları hedef haline getirdi. Nitekim birkaç gün önce rutin bir basın açıklamasını izlemek istedikleri sırada direk hedef olarak gösterilmiş, polisin engeliyle karşılaşmışlardı. Sürekli olarak takip ve taciz edilerek, gazetecilik faaliyetleri engellenmeye çalışılıyordu. Artık bu engelleme çabaları da kar etmemiş olacak ki, bu kez gazetecileri direk gözaltına alma yoluna başvurdular” dedi. İktidarın gazetecileri kontrol altına almak istediğini dile getiren Altan, şunları ekledi: ”Ancak bizler de şunu tekrar belirtmek isteriz ki; bu çabalar beyhudedir, gazetecilik kontrol altına alınabilecek bir meslek, gazeteciler de iktidarın memuru değildir. Bu nedenle Van’da gözaltına alınan arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılmalıdır. Şunu ısrarla vurgulamakta yarar var; Gazetecilik suç değildir ve hiçbir güç gazetecileri doğru bildiği yoldan alıkoyamaz.”
Haberin yanındayız
Gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki gösteren Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Genel Direktörü Veysel Ok, gazeteciliğin temel amacının devletin ya da yurttaşların yaptığı hak ihlallerini ortaya çıkarmak olduğunu hatırlattı. Ok, ”Dünyanın herhangi bir yerinde ödül alması, birçok kişinin istifasıyla sonuçlanması gereken bir haberden gözaltına alınmaları, devletin kurumlarının işkenceyi koruma refleksiyle açıklanabilir. Bu anlamda gözaltı işleminin hukuka, ahlaka ve vicdana aykırı olduğunu düşünüyoruz. Arkadaşlarımızın da tez elden salıverilmesini istiyoruz. Bu açıdan bu haberin de yanındayız onun gazeteciliğinin de yanındayız” dedi.
Bu saldırılar beyhudedir
Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Basın-İş) Genel Sekreteri Özge Yurttaş da Mezopotamya Ajansı’nın ne kadar önemli bir görevi yerine getirdiğinin Van’da yaşanan olayı açığa çıkarmasıyla gösterdiğini belirtti. “Bu korkunç savaş yöntemlerini sessiz sedasız hayata geçirememenin öfkesinin olayı ortaya çıkaran ve Türkiye kamuoyuna mal eden gazetecilere ve MA’ya yöneldiği anlaşılıyor” diyen Yurttaş, iktidarın gazetecileri bu şekilde susturamayacağını bildiğini ifade etti. Yurttaş, “MA’nın artık bu ülkede kök salmış güçlü bir geleneğinin olduğunu bu gibi saldırıların onu etkisiz kılmaya yetmeyeceğini biliyorum. Gazetecilik suç değildir ama bunu iktidara belletecek olan MA gibi özgür basın kuruluşları, mesleğine sahip çıkan gazeteciler ve bizler gibi basın meslek örgütleridir” diye konuştu.







