İLHAM BAKIR

Helin Böke, genç bir kadın. Türküler söylüyor. Türkiye’de Kemalist solculardan, sosyalistlere, Kürt siyasi hareketi çevresindeki insanlara kadar Türkiye’de iktidarın mağduru olan herkes tarafından dinlenen Grup Yorum’un bir üyesi. Sanatıyla muhalefet eden, türküleriyle sanatıyla çok geniş bir kitle üzerinde önemli bir etkisi olan ve bu alanda adeta bir okul işlevi gören bir grup aynı zamanda Grup Yorum. Elbette durduğu yer ve hitap ettiği kitle açısından kurulduğu günden bu zamana iktidarın sürekli gadrine uğramış, üyeleri gözaltına, alınmış, tutuklanmış, işkence görmüş; türküleri, albümleri, konserleri yasaklanmış.

Grup Yorum’un dahil olduğu siyasi geleneğin siyaset yapma biçimi ile ilgili birçok eleştiri getirilebilir. Yürütülen siyasetin dar bir grupçuluğun dışına çıkamadığı, Türkiye’de çok ciddi ihtiyaç duyulan devrimci muhalefet işlevini yerine getiremediği, katı ve sekter tutumları nedeniyle siyaset alanına ve yoksul halka nüfuz edemediği gibi. Aslında bu yazılanları çok aşan ve daha sert eleştiriler bu siyaset tarzı için geliştirilebilir, geliştiriliyor da zaten. Ama bu siyaset tarzına ve bu siyasi geleneğe dair eleştiri bu yazının konusu değil.

Bütün dünyada iktidarların zulmüne kaşı direnen, mücadele eden insanlar aleyhlerine olan koşulları tersine çevirmek için özgün ve yaratıcı mücadele yöntemleri geliştirirler. Gandi’nin Hindistan’daki Britanya sömürgeciliğine karşı yaptığı açlık grevi ile büyük bir kitlesel destek kazanmış ve Britanya sömürgeciliğinin otoritesini ciddi bir şekilde sarsmıştır. İngiliz hapishanelerindeki İrlandalı direnişçiler, on iki eylül faşist cuntası döneminde Diyarbakır zindanlarındaki Kürt devrimciler açlık grevi eylemini ölüm orucu ve kendini feda etme eylemine dönüştürerek üzerlerinde yürütülen baskı ve zorbalığa karşı bir direniş geliştirmiş ve önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Türkiye’de açlık grevleri ve ölüm oruçları büyük çoğunlukla cezaevlerinde geliştirilmiştir. İçerisinde her ne kadar ülkedeki genel siyasete dair bir takım talepler olsa da genel olarak iktidarların cezaevi üzerindeki baskı, işkence ve zulmünün son bulması, siyasi tutsakların insani yaşam koşullarının vazgeçilmezi olan temel haklarının gaspının engellenmesi maksadıyla yapılmıştır.

Cezaevlerindeki tutsakların sıklıkla açlık grevi ve ölüm orucuna bir yöntem olarak baş vurmalarının temel nedeni kuşatıldıkları dört duvar arasında kendi bedenleri ve yaşamlarını bir direniş aracına çevirmekten başkaca da çok bir imkanlarının olmayışıdır. Cezaevindeki bir açlık grevi ya da ölüm orucu direnişinin sonuç alabilmesi için de mutlaka dışarıyla bağının güçlü olması, dışarıda kamuoyu yaratacak ciddi bir destek ve eylemliğin geliştirilmesi gerekir.

Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek, çalışmalarını yürüttükleri İdil Kültür Merkezi’ne polis baskınlarının son bulması, üyelerinin İçişleri Bakanlığı’nın arananlar listesinden çıkarılması, 3 yıldır devam eden konser yasaklarının kaldırılması ve üyelerinin serbest bırakılması talepleriyle açlık grevine başlamışlardı.

İbrahim Gökçek ve Helin Bölek hapishanelerde başlattıkları süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerini tahliye olmalarına rağmen evlerinde sürdürdüler. Talepleri insanların ölüm orucuyla kendilerini feda ederek kazanmalarını gerektirecek çok büyük siyasi talepler değildir. Karşılanabilir ve son derece insani ve demokratik taleplerdir. Fakat karşılarında en ufak insani ve demokratik hak talebine kulağını kapatmış bir iktidar var. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kurumsallaşmış faşist iktidarın Türkiye ve dünyada bir salgın hastalık nedeniyle tüm gündemin buraya kilitlendiği koşullarda Helin ve İbrahim’in eylemini görünmez kılacağı ve bu talepleri karşılamayacağı açıkken bu eylemi destekleyen mensup oldukları siyasi iradenin Helin ve İbrahim’i bu eylemden vazgeçmeye ikna etmesi gerekmez miydi diye sormak mümkün. Direnişin başka yollarla devam ettirilmesi mümkünken buna dair neden ikna edilmediklerini sormak mümkün. Helin’e, “ah güzel çocuk o güzel türkülerini söylemeye devam etmelisin, bunun için senin yaşamana ihtiyacımız var” diye niye çağrı yapmadık, sen ölmek zorunda kalmayasın diye biz niye direnmedik diye bir vicdan muhasebesine girişmek mümkün. Fakat Helin’nin mensup olduğu siyasi iradeyi eleştirmek ve onunla hesaplaşmak uğruna Helin’nin bir güzel bir dünyada yaşayalım diye gösterdiği büyük direnişi gölgelemek, küçümsemek en hafif deyimiyle büyük bir haksızlıktır.

Açlık grevi, hele hele ölüm orucu kişinin kişisel kararı ve iradesiyle gelişen bir eylemdir. Hiçbir örgüt ya da siyasi yapı bir insanı ölüm orucuna girmeye zorlayamaz. Helin, yaşamını kaybetmiştir. Bize düşen, sanatçılar türkülerini söyleyebilsin diye onurlu bir sanatçıyı ölüme götüren faşizm koşullarını ve kitlelerin büyük sessizliğini tartışmaktır. Bunun dışındaki tartışmalar, Helin’in anısına ve emeğine büyük bir haksızlıktır.