- Oğlu Piling ve arkadaşı Dara’nın cenazelerini birbirinden ayırmayı kabul etmeyen Hatun Aslan, oğlunun mücadelesine ve arkadaşlarına duyduğu bağlılıkla yıllar içinde yalnızca bir anne olarak değil, mücadelenin içinde yer alan öncü bir kadın olarak da öne çıktı.
- Hatun Aslan’ın ‘Korkuyorum, barışı görmeden gözlerim açık gidecek’ dediğini ifade eden mücadele arkadaşı Yıldız Damla, “10 yıl boyunca gerilla cenazelerini yıkadık. Kimyasallardan hastalık kaptı. Mücadelesinden vazgeçmedi. Onun gözünü açık bırakmamalıyız” dedi.
Barış Annesi Hatun Aslan, 15 ekim akşamı geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Yıllarca birlikte gerilla cenazelerini yıkadığı arkadaşı Yıldız Damla, Hatun annenin son nefesine kadar barış için mücadele ettiğini söyledi.
Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA -DER) yöneticisi Hatun Aslan, 1989’da Kürt özgürlük mücadelesine katılan ve şehit düşen oğlu Yılmaz Aslan’ın (Piling) ve arkadaşlarının mücadelesi ile kendi mücadelesini harmanladı. Hatun Aslan bir anneden öte bir yoldaş oldu. Oğlu Yılmaz Aslan’ın cenazesini alma koşulu oluştuğu zaman dahi yanında bulunan arkadaşının cenazesini alamayacak olmasından dolayı ikisini birbirinden ayırmaya gönlü el vermedi yıllarca ikisi için mücadelesini sürdürdü.
Arkadaşı Yıldız Damla, Hatun Aslan’ın mücadele dolu yaşamını Jinnews’e anlattı.
O yalnızca bir anne değildi
Hatun Aslan’ın yaşamı, oğlu Piling (Yılmaz Aslan)’ın 1989’da Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne katılmasıyla birlikte yeni bir yön kazandı. Dicle Üniversitesi’nde öğrenciyken siyasi çalışmalara katılan Piling, gözaltına alındığı dönemlerde işkence gördü. Hatun Aslan, oğlunun mücadelesine ve arkadaşlarına duyduğu bağlılıkla yıllar içinde yalnızca bir anne olarak değil, mücadelenin içinde yer alan bir kadın olarak da öne çıktı.
Piling, 12 Mart 1998’de Lice kırsalında yaşanan bir çatışmada, arkadaşı Dara ile birlikte şehadete ulaştı. Oğlunun şehadet haberini televizyondan öğrenen Hatun Aslan ve ailesi, cenazeleri almak için Lice’ye gitti. Aile, karakol komutanının engeliyle karşılaştı. Günlerce süren başvurulara rağmen cenazelerini alamayan aile, sonunda diğer gerillanın ailesinin de gelmesi koşuluyla cenazelerin teslim edilebileceği bilgisini aldı.
Dara’yı geride bırakmayı kabul etmedi
Hatun Aslan, bu süreçte oğlunun yanında bulunan cenazenin Dara’ya ait olduğunu öğrendi. Elîh’den gelen Dara’nın ailesi, ilk günlerde cenazelerin alınması için girişimde bulunsa da daha sonra geri çekildi. İki arkadaşın aynı yerde defnedilmiş olması ve Dara’nın ailesinin sürece devam etmemesi, Hatun Aslan’ın önünde yıllarca sürecek yeni bir mücadele başlattı.
Hatun Aslan, oğlunun cenazesini alabileceği halde Dara’yı geride bırakmayı kabul etmedi. İki arkadaşın yıllarca birlikte olduklarını, birbirlerine bağlılıklarını ve aynı mezarda yatma isteklerini bilen Hatun Aslan, ikisini birbirinden ayırmamaya karar verdi. Dara’nın ailesine ulaşmak ve cenazelerin birlikte çıkarılabilmesi için girişimlerde bulunmak üzere yıllarca uğraştı. Piling ile Dara’nın mezarını 15 yıl boyunca ziyaret etti.
O yalnızca kendi acısını sırtlanmadı
Hatun Aslan’ın yıllar süren çabalarının ardından Piling ve Dara’nın cenazeleri, Lice’nin Sisê köyünde kurulan gerilla şehitliğine taşındı. İki arkadaşın aynı mezarda bulunmasını isteyen Hatun Aslan, bu talebi kabul edilmeyince yan yana defnedilmelerini kabul etti. Ancak mezarlığa yönelik saldırılar, Hatun Aslan’ın mücadelesine yeni bir başlık ekledi. 2015’ten itibaren mezarlık defalarca saldırıya uğradı. Mezar taşları kırıldı, isimlerin yazılı olduğu taşlar tahrip edildi ve alana panzerlerle girildi. Oğlunun ve onun arkadaşlarının mezarlarına sahip çıkmak, Hatun Aslan için yıllar boyunca sürdürdüğü mücadelenin ayrılmaz bir parçası oldu.
Oğlunun şehadetiyle başlayan bu süreçte Hatun anne, yalnızca kendi ailesinin acısını sırtlanmadı. Cenazelerine ulaşamayan ailelerin yaşadıklarına, karşılaştıkları engellere ve mezarlıklara yönelik müdahalelere karşı da mücadele etti.
Tüm tutsakları çocuğu gibi gördü
Hatun Aslan ve 79 yaşındaki Meryem Soylu, 27 Şubat 2021’de 14 kişiyle birlikte gözaltına alındı. Onun için tutuklama kararı verildi. Bir süre tutuklu kalan anne daha sonra serbest bırakıldı. Hatun Aslan’ın gelini Muhsine Aslan, o süreçte yaşanan tutuklama ile ilgili şunları ifade etmişti: “Cezaevinde yakını yoktu ama tüm tutsakları kendi çocuğu gibi görürdü. Onlar için yıllarca çalıştı, şimdi onu da cezaevine gönderdiler. Onlarca anne hakkını, davasını savunduğu için tutuklanıyor, susturulmak isteniyor. Annemin davasının arkasındayım.”
‘Nerede ihtiyaç varsa oradaydı’
Hatun Aslan’ın yaşamının son yıllarına kadar sürdürdüğü çalışmaların önemli bir bölümü, MEBYA-DER bünyesinde yürüttüğü faaliyetlerdi. Derneğin kuruluşundan itibaren çalışmalarında yer alan Hatun Aslan, 35 yılı aşkın süre boyunca mücadelenin içinde kaldı.
Yıllarca Hatun Aslan’la birlikte gerilla cenazelerini yıkayan arkadaşı Yıldız Damla, onun yalnızca bir arkadaş değil, kendileri için anne kadar yakın biri olduğunu söyledi. Hatun Aslan’ın ardından konuşan Yıldız Damla, “Bizim sadece arkadaşımız değildi, annemizden daha yakındı bize. Onu çok seviyordum. Sabah akşam anlatsam kitaplar yetmez onun yoldaşlığını anlatmaya. Nerede ihtiyaç varsa Hatun anne oradaydı. Zor, zahmetli günlerde Hatun anne elinden geleni yaptı” dedi.
Barışı görememekten korktu
Hatun Aslan’ın kimseyi kırmamaya özen gösterdiğini ve herkesle ilişkisinde aynı yakınlığı kurduğunu belirten Yıldız Damla, onun en büyük isteğinin barışın sağlanması olduğunu vurguladı. Yıldız, Hatun Aslan’ın sık sık “Korkuyorum, barışı görmeden gözlerim açık gidecek” dediğini ve kendisine de barışı görüp göremeyeceğini sorduğunu aktardı.
Birlikte gerilla cenazelerini yıkadılar
Hatun Aslan ile yıllarca beraber gerilla cenazelerini yıkadıklarını dile getiren Yıldız Damla, saldırılarda kullanılan kimyasalların cenazelerin üzerinde kaldığını ve ikisinin de ciğerlerinde kimyasallardan dolayı hastalık oluştuğunu ifade etti. Yıldız Damla, “Hatun annenin gözü dünya malında yoktu sadece adalet ve barış istiyordu. Biz kendi çocuklarımıza sarılamadık inşallah barış gelir anneler çocuklara sarılır diyordu.
Hatun anne ile biz beraber 10 yıl boyunca gerilla cenazelerini yıkadık” ifadelerini kullandı.
Kimyasaldan hastalık kaptı
Yıldız Damla konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Yaşlı olduğu halde biz üzüldüğümüzde uyarıyordu, nasihatler ediyordu. Yıkadığımız cenazelerin üzerinde kimyasallarda oluyordu. Cenazelerde bulunan kimyasallardan da Hatun anne hastalık kaptı. Bizim elimizde maske, eldiven yoktu bundan dolayı oradaki kimyasallar ciğerine de zarar vermişti. Kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi ama elbette bunlar da onu etkiledi.”
Gözü açık kalmamalı
Hatun Aslan’ın yaşamında barış arayışı, oğlunun ve arkadaşlarının cenazelerine sahip çıkma mücadelesiyle sınırlı kalmadı. Onun için barış, aynı zamanda kimliğin ve dilin kabul edilmesi, annelerin kayıplarıyla yüzleşebilmesi ve yeni acıların yaşanmaması anlamına geliyordu.
Yıldız Damla, son olarak Hatun Aslan’ın barış mücadelesini sürdüreceklerini belirterek şunları dile getirdi: “Hatun annenin arkadaşları da güçlü olmalı, onun gözünü açık bırakmamalıyız, onun yolunda onun yükünü alarak yürümeliyiz. Hatun anne, yaşamını yitirmeden önce diyordu ki ‘gözüm gördüğü, elim tuttuğu sürece çalışacağım’ diyordu. Biz onurlu bir barışın gelmesini istiyoruz. Adım atılmadan barış nasıl sağlanacak ? Hatun annede ‘kimliğimi, dilimi inkar ederlerse barış nasıl gelebilir ?‘ diyordu.” HABER MERKEZİ