“Demek istediği şuydu: Güzel zamanlar belki karenin karesinden, belki farelerden, belki kendisi de bir ebeveyn mantarın saçılmış sporlarından bir gecede çıkıvermiş bir ebeveyn mantarın saçtığı sporlardan bir gecede çıkan mantarlardan bile hızlı çoğalırlar; ta ki kadın adamla birlikte yaşadığı hayat güzel zamanlarla dolup, bu güzel zamanlar kötü zamanlara yer bırakmayacak kadar sıklaşana kadar.“




Proust, Blanchot ve Flaubert gibi yazarların eserlerini Fransızcadan İngilizceye çeviren ve bu çevirilerin üstesinden ustalıkla gelen bir çevirmen aynı zamanda. Öykü kitapları hariç bir de romanı var, Türkiyeli okurunun çevirisini beklediği.

Lydia Davis çoğu insanın hayatında “Paul Auster’in eski karısı” olarak tanınıyor ve başkalarına Lydia Davis okuması önerilirken, “Hmm, Paul Auster’in eski karısı, kesin duymuşsundur” denilebiliyor. İddialı olabilir ya da zaten iddialı olsun: Davis, Auster’den daha iyi bir yazar ve böyle anılması gereksiz. Auster’in hayatımızdaki yeri ve önemi şöyle dursun, Davis, zekasıyla sizi kendine hayran bıraktıran bir yazar. Türkçeye ilk çevrilen kitabı ‘Yapmadım ve Yapamayacağım’da yer alan minimal, havaya asılı kalmış gibi öyküler sizi gerçekliğin kıyısından aşağı itiyordu. “Köpek Tüyü” öyküsü birçok romanın yaratamadığı etkiyi yaratıyordu. Giden bir köpeğin ardından ne yapılabilir? Köpeğin arta kalan tüyleri birleştirilirse köpek geri gelir mi? Basit cümlelerle büyük işler başarıyordu Davis. Gidenler, kalanlar ve kayıplar. En çok kalanlar.

Rahatsızlık Çeşitleri yine böyle bir kitap; Davis’in ikişer, üçer cümlelik öyküleri yine var. Kitabın arka kapağında Jonathan Franzen şöyle diyor: “Davis özbilinç konusunda adeta bir sihirbaz. Sayfaya düşen kelimelerin hakkını böylesine veren bir yazar günümüzde az bulunur.“ 
Kaybettiğimiz bir insandan “babam-dı” diye mi bahsetmeliyiz? Hasta olduğu için görüşemediğimiz arkadaşımıza “seni çok özledim” mi demeliyiz, “seni çok özlüyorum” mu? Anlam ve zaman nasıl bir ikilem barındırır? Çok sevdiğimiz birini kaybettiğimizde ondan geçmişte kalmış gibi mi bahsetmeliyiz? Onunla başka bir şey paylaşamayacak mıyız ya da anılarımız baki mi? Davis, anlam karmaşasına mahal vermeden hepsinin cevabını veriyor öykülerinde ve bunu uzun uzun yazmadan, okuru boğmadan yapıyor. Üstelik Davis, size tepeden bakmıyor; odanızın köşesindeki sandalyeden bakıyor. Davis, sizi anlıyor.

Kendimizi kısa cümlelerle ifade etmek zorunda kaldığımız, iletişimin giderek azaldığı ve insanların birbirleriyle temaslarının çok kısa sürdüğü bu yeni dönemde Davis, yapıbozumcu edebiyatıyla yerini alıyor. Gözlem yeteneği, en ufak ayrıntıyı dahi zekice kavrayışıyla ve usta anlatımıyla da yerini sağlamlaştırıyor. Hem eski Dadacılardan kim kaldı? Belki de Davis 21. yüzyılın Dadacısı.




Rahatsızlık Çeşitleri
Lydia Davis
Everest Yayınları
Çev. Betül Kadıoğlu
Şubat, 2015


TUÐÇE YILMAZ