
AKP’de bir sorunu çözme isteği var. Bu belli oluyor. Fakat hangi sorunu çözmek istedikleri çok net ve belli değil. Çözmeye çalıştıkları sorunun adını açıkça ortaya koyamıyorlar. Bu konuda en çok dillendirdikleri “Terör sorunu” oluyor. Bunu açıkça da söylüyorlar. Fakat bu söylemin herhangi bir yeniliği, dolayısıyla beklentileri karşılar yönü bulunmuyor. Sorun üzerinde yeni sorun böyle ortaya çıkıyor.
Bunu gördükleri için, çoğunlukla ortamı muğlak tutmayı yeğliyorlar. Bazan “Terör sorunu” diyorlar. Bazan da “Kürt sorunu” demeye getiriyorlar. Kürt sorununu açıktan telaffuz ettikleri ise çok az oluyor.
Peki hangi sorunu çözeceğini açıkça söylemeden o sorunu nasıl çözecek? Çözemeyeceği açık. Bu nedenle AKP yaklaşımları ciddi ve inandırıcı bulunmuyor. Sokaktaki büyük çoğunluk AKP’nin Kürt sorununu çözeceğine inanmıyor. Bu konuda AKP’yi dürüst ve tutarlı bulmuyor. AKP yaklaşımlarını “Oyalama ve zaman kazanma” çabası olarak görüyor.
Açıkça anlaşılıyor ki, AKP yaklaşımını ve tutumunu düzeltmezse çözümsüzlükten kurtulamaz. Kürt sorununun çözüm gücü haline gelemez. “Kürt sorunu” demeden bölgenin bu en ağır sorununu çözemez. Geriye kalan “Terör sorunu”nu çözmeye ise zaten AKP’nin gücü yetmiyor. Bu durumda AKP bir çözümsüzlük gücü olarak ortaya çıkıyor.
Bu durumda AKP’nin istekli görünmesinin de bir sahtelik ve aldatmaca olduğu anlaşılıyor. Başbakan’ın psikolojik savaşı tırmandırma yönündeki bütün çabalarına rağmen AKP’nin maskesi düşmeye devam ediyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın anadilde eğitim konusunda en son açıkladığı görüşler, zaten çok kırılgan olan çözüm umutlarını da büyük ölçüde yok ediyor. Başbakan’a göre “Anadilde eğitim olmaz”mış! “Devletin resmi dili Türkçe” imiş! Zaten resmi dil değişik olsun diyen yok. Ama eğitimin yalnızca resmi dille olacağı yönünde de bir kayıt yok. Başka dillerle de pekala olabilir. Zaten bazı üniversiteler İngilizce eğitim yapıyorlar.
İnsan şu noktada şaşkınlık yaşıyor: Başbakan Tayyip Erdoğan “Anadilde eğitim olmaz” derken, acaba bu söylediğinin ne anlama geldiğini biliyor mu? Yoksa bunu söylemeye mecbur mu ediliyor? Çünkü demokratik hukuk sistemine göre bu sözlerin başkalarına kabul ettirilmesi mümkün değil.
O halde “Anadilde eğitim olmaz” düsturuyla AKP Kürt sorununu çözemeyeceği gibi, demokratik siyaset içine de giremez. Böyle bir zihniyeti hiç kimse demokratik olarak görmez. Kürtçe anadilde eğitime böyle yaklaştıktan sonra, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Her şeyi verdik, daha ne istiyorlar” demesinin ciddi bir anlamı olmaz.
Tabi bir de hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın “Anadilde savunma hakkına” ilişkin açıklamaları var. Bakanlar Kurulu toplantısından sonra sözcü Arınç basına açıklama yapıyor. Bir gazeteci “Efendim anadilde savunma hakkını düzenleyen yasa ne oldu?” diye soruyor. Bülent Arınç daha soru bitmeden devreye giriyor ve “Biz anadil olayını çok aştık, yasayı çok daha kapsamlı hale getirdik” diyor.
Elbette bu açıklama, duyan herkesin merakını daha da artırıyor. Acaba yasa teklifinin daha kapsamlı hale getirilmesi nasıl olmuş?! Arınç bu durumu bütün ayrıntılarıyla oldukça uzun anlatıyor. Sonunu duyunca insanın yüzü kızarıyor, “Bunlar milletle dalga mı geçiyorlar?” diye! Amiyane deyimle dağın fare doğurmuş olduğu anlaşılıyor.
Bülent Arınç, öncelikle net ve kesin bir şekilde “Yargı dili Türkçe” diyor. Bunu duyunca insan sonucu az çok tahmin eder hale geliyor. Yani yargılamanın tüm belgeleri Türkçe olacak. Savcılık açıklama ve iddianamesini Türkçe sunacak. Hakim sorgulamasını Türkçe yapacak. Avukat savunmasını Türkçe yapacak. Sanık esas hakkındaki savunmaya kadar Türkçe konuşacak!
Hükümet sözcüsü bunları uzun uzadıya sıralarken insan “Geriye ne kaldı ki?” diye merak ediyor. İşte bu noktada Bülent Arınç, önce kafasını kaldırıp basın mensuplarına bakıyor, sonra da üzerine basa basa iki kez sonucu okuyor. “Esas hakkındaki savunmayı sanık istediği dille yapacak” diyor. Kendisini hangi dille daha iyi ifade ediyorsa, hakime söyleyip o dille savunma yapacak!
Devamla Bülent Arınç ekliyor: “Görüyor musunuz, biz sadece Kürtçe ile de sınırlandırmadık, tüm dilleri içerecek kadar yasa teklifini genişlettik” diyor. Tabi bunun üzerine başka bir şey soran olmuyor. Kim ne soracak ki, her şey çok açık! Hükümet sözcüsü de, uzun anlatımla herkesi yorup uyuttuğunu düşünerek gayet memnun oluyor.
Şimdi bütün bunlara biz ne diyelim? Ortada Kürtçe savunma hakkını içeren bir yasa teklifinin kalmamış olduğu çok açık. İnsan biraz hile yapar da, bu kadarı da çok fazla ve açık!
Bülent Arınç’a sormak gerekiyor: Bir, ya sanık hiç Türkçe bilmiyorsa ne olacak? İki, ya sanık Kürtçe’den başka dil bilmiyorsa ne olacak? Belliki bu durumlarda yargılama boyunca tercüman bulundurulacak. Yoksa yargılama yapılamaz. O halde AKP’nin yasa teklifi işlevsizdir.
Diğer yandan, “Sanık hangi dille kendini daha iyi ifade ediyorsa o dille esas hakkındaki savunmasını yapacak” demek, “İsteyen Kürtçe savunmasını yapacak” dememek içindir. Burada bir genişletme yok, tersine Kürt inkarcılığını sürdürmeyi hedefleyen bir kurnazlık var. Böylece Kürt dili resmi belgelere geçirilmemiş oluyor. Böylece Kürt vatandaşların anadillerinde savunma yapma hakları baypas edilmiş oluyor.
İşte AKP gerçeği bu! AKP’nin Kürt gerçeğine yaklaşımı böyle! “Kürtçe” kavramını bile resmi belgelere geçirmeyen, Kürtçe savunma hakkını ortadan kaldırabilmek için bu kadar çaba harcayıp hile yapan bir AKP, Kürt sorununu nasıl çözecek?
Belliki çözmeyecek. AKP Kürt sorununda çözümsüzdür. Hiç kimse kendini kandırmasın. Onun bütün derdi Kürtleri ve demokratik güçleri bastırmaktır. Bugün durumu biraz muğlaklaştırıyorsa zorlandığı içindir ve aldatma amaçlıdır. Bu gerçeği herkes çok iyi görsün!..