• Konê Reş, son iki yüzyılın sesini, fotoğrafını bu güne taşıyan kederli ve üzüntülü şairdir. Konê Reş yaşamaya ve yaşamın renginden sevindikçe, ben de sevinerek ebedi bir Kürt olmanın neferleri veya şairleri oluyorduk, Rojava'nın sokaklarında...

 

ENES YILDIZ

İki yüzyılın kederini yüreğinde taşıyan şairle oturdum. Üzüntülü halini de hissettim. “Yine Ehmed Huseynî’yi hatırlattın” dedi. Arjen Arî'nin Cegerxwîn’in, rüyasını yaşıyoruz demedim. Geçmişi ve gidenlerin ardından yarasını tazelemek istemedim. “Daha mezarı ziyaret etmedin mi? Uzun bir yolculuğa çıkanın mezarı ziyaret edilmez mi?” dedi.

“Miksli Hemze Beg’den mi bahsediyorsun?” diye sordum. “Evet” dedi. Horhor Medresesi’nden öğrenim gören, Seîdê Kurdî’nin talebesi olan ve Xoybûn hareketinin çalışmalarında yer alanlardandı. Bir Kürt aydınıydı. Kürt olmanın, aynı coğrafyayı solumanın, tarihin serüvenini, zamanın iklimini birbirimize hatırlatmaya çalıştık. Konê Reş’in yüreğinde bitimsiz bir hasret vardı. Konê Reş’i her gördüğümde ölüler yaşar, gökyüzü mavi olur. Daha bekleriz Çarşamba günlerini. Konê Reş'e hitap ederek, ne çok aydınlar, savaş kahramanları, şairler, güzel insanlar ve bilgenin, ilmin, irfanın içinde yaşayıp bu coğrafyanın kadim geleneklerinden geldiklerini birbirimize anlattık. Mezarın içinde uyuyan insanın güzelliğini, ihtişamını, sürgünde yaşadığı yıllarını, yarım asrın ardından ve insan vasiyetine odaklanmalıydım.

 

Tüm şairler göç etmişti

Gidenlerin ardından evrenin içinde solduğumuz havayı içime çekiyorum. Kara bulutları önümden çekip mavi bir gökyüzünü bağışlıyorum zamana. Melayê Cizîrî’nin büyük bir aşkla, büyük bir ustalıkla sarf ettiği sözcüklerden idrak ediyorum. Bu coğrafyada ve tüm güzellikler adına… Konê Reş’e diyorum ki: “Bildiğim kadarıyla sen de zamanın içinde süzülüp gelmişsin. Biraz yarım aşkları anlatmalısın. Yitik olan, bir ülkenin genelinde ve bu coğrafyanın yalnızlık dilini anlatmaya başlar.” Sonra diyorum ki: “Beni karanlık bir zamana terk etmeyeceğini biliyorum.” Yüzüne baktım, bir coğrafyanın yalnızlık kederini taşıyordu. Birileri onun yüreğinde göç etmişti. Gülün vazosu kırık, bir şeyler kayıptı. Sanki tüm şairler göç etmişti dünyamızdan. O an güvercinlerin uçmasını istedim, bir şeylerin gitmemesini. Sonbaharın erken gelmesini istiyordum. Ekim ayını Mahmud Derviş’in yüreğinde yaşamalıydım. Halim Yousuf’un kederine vardım.

 

Kahve içip Qamişlo’da kederleniyoruz

Konê Reş’e dedim ki: “Kaç tane evren, kaç tane gezegen yüreğinde taşıyorsun? Belki kederi bizden başka kimse bilmez. Hani ben, sen ve birçok kişi Kürt’ün yaşadığını yüreğinde taşıyamaz bu ezeli ve ebedi yolculuğu.” Yüzüne baksam, yıkık duvarların arasında bir ay ışığını görüyorum. Çanlar çalıyor sabaha. Akşama beraber kahve içip Qamişlo’da kederleniyoruz. Kimler geldi, kimler geçti bu garip ve ipek renkli dünyamızdan. Konê Reş’e diyorum: “Bana saati sorma, yalnızlığımı bir yol kenarına, bir yüzyılın bulutuna havale etmeni istemem.” Miksli Hemze Beg’den yola çıkarak sohbetimiz gül bahçesinde devam etti. Tanrı’nın vicdanına terk ediyorum kederini. Evrenin, tabiatın neşesine, güzelliğine, bereketine veriyorum bu çektiğin tarihsel kederi. Suya karıştık. Güneşin erken saatlerine. Nehirlere ve toprağın kök hücrelerine karıştık.

“Daha çileli bir ömür sana yakışmaz. Yaşadığın kadarıyla yaşadın” dedim. Sürgündeki aydının eserlerini okudun. Hêjar’ın sözlerine şahit oldun. Mardin’in önünde akşamlarını yaşadın. Qamişlo sokaklarında yıllarca yürüdün. İnsan nasihatlarını, bir annenin feryadını, yaslı ve neşeli zamanları ayetlerde topladın. Duvarın resmine odaklandın. Pencerenin ışığına ve bir nevi güz mevsimlerini biriktirdin. Yüreğime ağırladığım, beyaz saçlı, esmer ve yüzyılların kederini kendi yüreğinde taşıyan şairi anlatıyorum. Şairin kederi ve istasyona doğru hareket eden vapura, trene, belki de küheylan bir atın yüreğinden geçip gidiyoruz. Onun tarihsel yolculuğuna yürüyorum.

Şairin hüznü, kederi, sesi göğüs kafesimde yankılanıyor. Filistinli şair Mahmud Derviş’in dediği gibi: “Göğüs kafesimizde aradılar kalbimizi ve lakin bulamadılar.”

 

En kederli şairleri tanıdım

Rojava’nın en kederli şairini tanıdım. Bu kederi kemiklerime kadar hissettim. Konê Reş mevsimleri bilir. Ölüme karşı duran, zamana, şarkıya, ağıda, yaslı sokaklara, hüzünlü mevsimlere göğüs kafesinde direnmiş. Konê Reş’le iki yüzyılın, sevgisini, yaşanmışlığını, savaşını, direncini, yarasını ve şiirini de göğüs kafesinde ve ölülerle birlikte taşıyarak bu sohbeti yazıyorum. Konê Reş, son iki yüzyılın sesini, fotoğrafını bu güne taşıyan kederli ve üzüntülü şairdir. Konê Reş yaşamaya ve yaşamın renginden sevindikçe, ben de sevinerek ebedi bir Kürt olmanın neferleri veya şairleri oluyorduk, Rojava'nın sokaklarında...