Sayın Leyla Güven açlık grevinin 79. gününde mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Şüphesiz ki bu durum Leyla Güven’in direnişinin ve onunla dayanışma içinde harekete geçen tüm direnişçilerin bir zaferidir. Cezaevlerinde Leyla Güven ile destek ve dayanışma amacıyla eyleme geçen tutsaklar, Hewlêr’den Strasbourg’a Lahey’e kadar birçok yerde başlayan ve her geçen gün yaygınlaşan eylemler Erdoğan-Bahçeli diktasını panikletmiştir.

Tahliye kararı Türkiye’de bağımsız yargının olduğunu değil de tam tersine yargının Sarayın emrinde olduğunu gösteriyor. Erdoğan diktası seçimlere giderken Leyla Güven’in bir çağrı ve kıvılcım niteliğindeki eylemiyle başlayan ve yaygınlaşan eylemlerden korktu.

Erdoğan, muhalefeti susturmuş ve sükuneti sağlamış olarak seçimlere gitmek istiyor. Bu nedenle önce göstermelik olarak Öcalan’ı kardeşiyle kısa bir görüşmeye çıkardı. Şimdi de 79. gününde Leyla Güven’i serbest bırakarak yükselen direnişi bastırmak istiyor. Ama eylemin temel talebi olan Öcalan üzerindeki tecrit hala kaldırılmış değildir.

Geçmişten beri birçok açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri yapıldı. Bu eylemlerin hepsinde eylemcilerin esas olarak kendileri için bir talepleri olurdu. Cezaevi şartlarının iyileştirilmesi, mektup-görüş kısıtlamalarının kaldırılması, mahkemelere çıkarılması vb.

Hukuk dışı olarak tutsak edilmesine, milletvekili seçilmesine rağmen zindanda tutulan Leyla Güven’in kendisiyle ilgili hiçbir talebi olmadı. Onun temel istemi Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasıdır. Şu andaki birçok yakıcı kilit sorun doğrudan Sayın Öcalan’ın esareti ve tecridi ile bağlantılıdır.

Ortadoğu’da yeni bir Sykes-Picot planından söz ediliyor. İlk Sykes-Picot planı Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası uygulanmış ve Kürdistan’ın bölünüp parçalanması, sömürgeleştirilmesi üzerine kurulmuştur. 100 yıllık statüko bunun üzerine kurulmuştur. Geçmiş yüz yılda birçok şey değişse de Kürdistan’ın parçalanmış sömürge statüsü kemikleşerek sürdürülmüştür.

Ancak bu statüko Kürdistan Özgürlük Hareketinin yükselişi, Rojava devrimi ve değişen dünya-bölge şartlarında çökmüştür. Şimdi yeni bir şekillenme-paylaşım kaçınılmaz hale gelmiştir.

Gerek bölge devletleri gerekse bölgede açık ya da dolaylı olarak at oynatan süper devletler amaçlarını açıkça ilan ediyorlar. Hepsi de yeni bir paylaşımın iştahıyla ve ağızlarından ateş saçarak saldırıyorlar. Hepsinin de amacı kendi paylarını arttırmak ve halkların özgürlük istemlerini bastırmaktır. Hepsinin de temel dayanağı tekçi, hegemonyacı sömürgeci sistemlerdir. Sadece Öcalan’ın paradigması bütün farklılıkların özgürlüğüne, eşitliğine, özyönetime dayanan bir demokratik sosyalizm çözümü önermektedir. Halkların sempatisini ve desteğini kazanan çözüm de budur.

Bu süreçte bölgenin bir ya da birkaç yüzyıllık geleceği şekillenecektir. İşte bu nedenle egemen sistemi tehdit eden Öcalan çizgisi on yıllardır tasfiye edilmek ve devre dışı bırakılmak isteniyor.

Uluslararası komplo bu nedenle devreye kondu.

2015 yılında “Diyalog süreci” müzakere-çözüm aşamasına ulaşamadan kesilip bu nedenle Öcalan üzerinde tecrit uygulamasına geçildi.

HDP üzerindeki sistemli ve hukuk dışı saldırılar bu nedenle aralıksız olarak sürüyor.

Seçimlere giderken Erdoğan-Bahçeli diktası ile Kılıçdaroğlu-Akşener muhalefeti bir nevi kayıkçı dövüşü yani danışıklı dövüş içindedir.

Muhalefet partileri neye muhalefet ediyor? Erdoğan-Bahçeli diktasının hangi uygulamasına karşı çıkıyorlar? Daha doğrusu çıkıyorlar mı?

Bütün saldırı, işgal, baskı ve zulüm politikalarına açık ya da örtülü destek vermediler mi?

HDP ile birlikte görünmeyelim diyerek Erdoğan’ın bütün suçlarına ortak olmadılar mı?

Leyla Güven’in başlattığı direniş bir kıvılcım gibi her yeri sarmıştır.

Öcalan üzerindeki tecridin kırılması onun eylemini sahiplenip yaygınlaştıran ve sokaklara meydanlara yayılan bir direnişin zaferiyle olacaktır.

Halkın seçtiği vekiller, belediye eşbaşkanları ve meclis üyeleri, birçok HDP yöneticisi, binlerce aydın, bilim insanı, gazeteci-yazar zindanlarda ya da sürgündeyken ne demokrasi ne de barış olur.

Öcalan’ın özgürlüğü bütün bu kilitlerin anahtarıdır. Öcalan üzerindeki tecride ve Öcalan’ın esaretine hayır!

Hepimiz Leyla Güven’iz!