Cabbar LEYGARA Lice’de cenazeleri mezarlığa götürürken dağ taş asker doluydu ama buna rağmen ilk kez bir cenaze törenine kitlesel katılım oluyordu. Halkta öfke ve sessizlik hakimdi. Mezarlığa yaklaştıkça, kadınların cenaze törenine katılımı artıyordu. Kalabalığın içinden bir kadın zılgıt çekti ve diğer kadınların katılımı ile yer gök zılgıt sesiyle doldu. Zılgıt cesareti tetikledi ve sloganlarla mezarlığa doğru yürümeye başladı.

Kürt halkının siyasi mücadele tarihi, infaz, tutuklama ve işkenceleri de içeren zorlu yılları kapsıyor. OHAL dönemini yaşadığımız bugünlerde de devam eden baskılara rağmen, Kürt halkı her türlü bedeli göze alarak bu mücadeleyi cesaret ve kahramanlığını kuşanarak, ödün vermeden sürdürdü. Bu dönem her birey gibi benim için de büyük anıları içinde barındırıyor.

İlk siyasi partinin kuruluşuna geçmeden önce, İHD’nin bu mücadeleki rolü ve çabalarını da vurgulamak gerekiyor. Bir yıllık avukattım ve İnsan Hakları Derneği’nde bir aktivist olarak çalışıyordum. O dönem çatışmalar çok yoğundu. Diyarbakır İHD Şubesi’ndeki tüm aktivistler olarak Hatip Dicle’nin başkanlığında hak ihlaleleri için tüm bölgeyi geziyorduk. O süreçte en yoğun taleplerden biri de çatışmalarda yaşamını yitiren gerilla cenazelerinin verilmesiydi. Ailelerin başvurusu yoğundu. Mardin’in Dargeçit İlçesi’nde Mahmut Tanrıkulu isimli gerillanın cenazesini 3 aya yakın çabaların sonunda eşi ile birlikte Dargeçit’in cehennem deresinden alıp Diyarbakır Mardinkapı Mezarlığı’na getirdik. Aile dahil toplam 9-10 kişiyle cenazeyi defnettik. O dönem cenazeyi almak bile bütün aile fertleri için gözaltı nedeniydi.

Vedat Aydın’la ilk tanışmamız orada oldu. Vedat Aydın, Halkın Emek Partisi’nin yönetiminde yer almam teklifinde bulundu. Benim gönlüm ise daha çok İHD’de kalmaktı. HEP’in ilk genel merkez kongresinde parti meclisine girdiğimde 28 yaşındaydım.

Daha sonra çok uzun uğraşlar sonucunda Aziz Turhallı’nın cenazesini Bingöl dağlarında getirerek, ilk kez kitlesel bir katılım ve Ulu Camii’de yapılan cenaze töreniyle Mardinkapı Mezarlığı’nda defnettik.

  Lice’de ilk zılgıt ve Vedat Aydın

Hemen akabinde Diyarbakır HEP İl Başkanı olan Vedat Aydın ile Bingöl İl Başkanı İbrahim İncedursun’un çabaları ve ailelerin başvurusu sonucu Genç ile Lice arasındaki dağlık alanda bulunan gerilla cenazelerini almamıza izin verildi.

 Genç ve Lice ilçeleri arasındaki dağların zirvesindeki cenazeleri almaya gidince ilk kez binlerce kişi bir araya geldi. Köylerden gençlerin katılım yüksekti. Köyde oturmalarına rağmen genç kızların sayısı da oldukça fazlaydı. Nedeni, aralarında bir kadın gerilla cenazesinin de olmasıydı.

Lice’de cenazeleri mezarlığa götürürken dağ taş asker doluydu ama buna rağmen ilk kez bir cenaze törenine kitlesel katılım oluyordu. Halkta öfke ve sessizlik hakimdi. Mezarlığa yaklaştıkça, kadınların cenaze törenine katılımı artıyordu. Kalabalığın içinden bir kadın zılgıt çekti ve diğer kadınların katılımı ile yer gök zılgıt sesiyle doldu. Zılgıt cesareti tetikledi ve sloganlarla mezarlığa doğru yürümeye başladı.

Mezarlığa ulaştığımıza ilçe halkının tümünün orada toplandığını gördük. Vedat Aydın burada bir konuşma yaptı. Bu konuşma devleti rahatsız etmişti. Belki de katline ferman oldu. Bununla birlikte gerilla cenazelerinin alınması, hak ihlallerinin takibi ve bunların basına yansıması devleti oldukça rahatsız ediyordu.

5 Temmuz 1991’de kontrgerilla ekibi tarafından kaçırırılan Vedat Aydın’ın ağır işkence izlerini taşıyan cenazesi, 7 Temmuz’da Elazığ’ın Maden İlçesi yakınlarındaki bir dere yatağında bulundu. Bu ölüm şekli tüm HEP çalışanlarına göz dağı ve tehditti. Herkesin çalışmalardan geri çekilmesi bekleniyordu.

Vedat Aydın’ın 10 Temmuz 1991’deki cenaze töreni, Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndan başlayıp, Mardinkapı Mezarlığı’na kadar süren bir yürüyüşle gerçekleşti. Yüzbinlerce kişi katıldı. 12 Eylül faşizminden o güne ilk kez bu kadar görkemli yürüyüş gerçekleşti. Artık halkın üzerindeki ölü toprak kalkmıştı. O tören ardından Kürt siyasal hareketi kitleselleşme anlamında büyük bir ivme yakaladı. Bu kitlesel katılım devleti korkuttu ve cenaze töreni bitmeden saldırı başladı. Diyarbakır Surları’ndan kalabalığa yoğun ateş açıldı. Bu saldırılarda 10 arkadaşımız şehit oldu. Ben de birçok yönetici arkadaşım gibi yaralandım.

Bu saldırılara rağmen tek bir arkadaşımız geri adım atmadı. Yüzlerle ifade edebileceğimiz il ve ilçe başkanımız gözaltına alındı. Cezaevleri HEP’liler, İHD’liler ve Ülke gazetesi çalışanlarıyla dolmuştu. Ardından Hazro İlçe Başkanımız Nedim Balyacı öldürüldü. Hepimizin evine ve işyerlerine ölüm tehdidi içeren mektuplar gönderildi, aynı içerikte telefonlar açıldı. Ancak kimse geri adım atmayınca fail meçhul cinayetler başladı.

Ekim 1991 tarihindeki seçimlere bu atmosferde gidildi.

Meclis’te Kürtçe yemin töreni

1991 Ekim seçimlerinde Leyla Zana ilk Kürt kadın milletvekili oldu. Baskılar, faili meçhul siyasi cinayetler nedeniyle Anakara’daki HEP Genel Merkezi‘nde kadrolarımız epey eksilmişti ve Diyarbakır HEP il örgütümüz Ankara’da görev almamı istedi. HEP’in Genel Sekreter Yardımcılığı‘na seçildim.

Çok kısa bir dönemde HEP için kapatma davası açıldı. Bizler yılmayıp hemen yedek bir parti olarak ÖZDEP’i kurduk. Meclisteki yemin töreninde Hatip Dicle’nin tavrıyla Leyla Zana’nın Kürtçe yemin etmesi ardından HEP’in üzerindeki baskılar yoğunlaştı. Anayasa Mahkemesi HEP’in kapatma davasını hızlandırdı. Yedek partimiz ÖZDEP hakkında da hızlı bir şekilde kapatma davası açıldı.

Baskılar karşısında asla geri adım atmadan 7 Mayıs 1993‘te DEP’i kurduk. SHP ile ittifaktan dolayı 18 milletvekili arkadaşımız meclise girdi. Kürt siyasal tarihinde ilk kez kendini Kürt kimliği ile ifade eden bir parti Türkiye meclisinde temsil ediliyordu.

27 Haziran 1993’te yapılan genel kurulda DEP’in Genel Başkan yardımcısı olarak göreve başladım. Başta Diyarbakır olmak üzere bölgedeki birçok faili meçhul siyasi cinayeti takip ediyorduk.

2 Eylül 1993‘te yakın arkadaşım olan DEP Meclis Üyesi Habib Kılıç Batman’da Hizbullah tarafından öldürüldü.

DEP Genel Merkez olarak şehit arkadaşımızın cenazelerini almak için 4 Eylül 1993‘te Batman’a gittik, caddede esnafı ziyaret ederken heyetimize yine saldırı düzenlendi. Saldırıda Mardin Milletvekili arkadaşımız Mehmet Sincar katledildi, Batman Milletvekilimiz Nizamettin Toğuç ağır yaralandı.

Yayınlanan ölüm listesindeki 18 kişiden ikisi Batman’da katledilmişti. Bu listede adı bulunan Musa Anter de Diyarbakır’da vurulmuştu. Bitlis’te avukat arkadaşımız Şevket Epözdemir ile Elazığ‘da üniversiteden sınıf arkadaşım olan İHD yöneticisi Metin Can ve Hasan Şeker evlerinde alınarak şehit edildi. Silvan başta olmak üzere birçok arkadaşımız faili meçhule kurban gitti. Adım Hizbullah’ın 18 kişilik listesinde 6. sıraya yazılmıştı.

Vedat Aydın’ın 10 Temmuz 1991’deki cenaze töreni, Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndan başlayıp Mardinkapı Mezarlığı’na uzanan bir yürüyüşle gerçekleşti. Yüzbinlerce kişi katıldı. 12 Eylül faşizminden o güne ilk kez bu kadar görkemli bir yürüyüş gerçekleşti. Artık halkın üzerindeki ölü toprak kalkmıştı. O tören ardından Kürt siyasal hareketi kitleselleşme anlamında büyük bir ivme yakaladı.

İtirafçıların ifadelerinde amaç, kontrgerilla timlerine hedef göstermekti. Bunun hemen akabinde İHD Genel Başkanı Akın Birdal Ankara’da suikaste uğradı, DEP Genel Merkezi bombalandı, DEP Genel Sekreteri Murat Bozlak’a evinde suikast düzenlendi. Diyarbakır’da kontrgerilla timleri evime ve büroma baskınlar düzenledi. Tesadüfen büroda değildim.

Lice yakıldı

Yakılan binlerce köy ardından canını zor kurtaran binlerce kişi Diyarbakır’a göç ederek, soluğu İHD ya da DEP Diyarbakır İl Başkanlığı’nda alıyordu. O dönem İHD Şube Başkanı Mahmut Şakar’dı. Köyler ardından ilçelerin merkezleri de yakılmaya başlandı. En büyük tahribat Diyarbakır’ın Lice İlçesi’nde oluştu. Lice’de General Bahtiyar Aydın devletin kontrgerilla ekibi tarafından öldürüldü. Lice halkı bizi yardıma çağırıyordu. Ama Lice’ye tek başına gitmemiz mümkün olmadığı için Avrupa’dan gelmiş heyetler ve milletvekilleriyle gittik. Lice’de çarşıya girdiğimiz anda her taraf yanmıştı. Birkaç gazeteci fotoğraf çekmeye çalışırken jandarma komando birliğindeki üst düzey görevliler kafamıza silah dayayıp bizi Lice dışına attı. Zaten bizden sonra hiç kimse Lice’ye alınmadı. Döneminin CHP Genel Başkanı olan Deniz Baykal da Lice’ye sokulmadan geri gönderilmişti.

Ağırlıkta avukatlardan oluşan bu etkin grubu tasfiye etmek için 1 Kasım 1993’te itirafçı Abdülhakim Güven devreye konuldu. Yalan yanlış iddialardan oluşan ifadesine dayanılarak, aralarında Tahir Elçi’nin de bulunduğu avukat arkadaşlar gözaltına alınıp, 30 günlük işkencelerden sonra tutuklandı. Bu dosyada firari duruma düştüm. Daha sonra birçok kişinin ismi ifadelere geçirildi. Şemdin Sakık’ın ifadelerinde de isimlerimiz vardı. Amaç, kontrgerilla timlerine hedef göstermekti. Bu ifadenin hemen akabinde İHD Genel Başkanı Akın Birdal Ankara’da suikaste uğradı, DEP Genel Merkezi bombalandı, DEP Genel Sekreteri Murat Bozlak’a evinde suikast düzenlendi. Diyarbakır’da kontrgerilla timleri evime ve büroma baskınlar düzenledi. Tesadüfen büroda değildim.

DEP ve 4 Mart tutuklamaları

Yine çok yakın dostum olan Muhsin Melik de Urfa’da öldürüldü. Bu baskılar Tansu Çiller hükümeti ile devam etti. 4 Mart 1994‘te DEP milletvekilleri meclis kapısında gözaltına alınıp tutuklandı.

Bu yoğun baskılar karşısında 30 Mart 1994’te yapılacak yerel seçimler gündeme gelmişti. Belediye başkan adaylarımız hem gözaltına alınıp tutuklanıyor hem de suikastlere uğruyordu. Yerel seçimler boykot edildi. DEP seçimlere katılmayınca, Refah partisi bölgedeki tüm belediyeleri çok küçük oy yüzdeleriyle kazandı. 1999 seçimine kadar yerel iktidarları lehine kullandı.

DEP hakkında kapatma davası açıldıktan hemen sonra 11 Mayıs 1994’te HADEP kuruldu. Partilerimiz kurulur kurulmaz savcılar harekete geçiyor, hemen kapatma davası açıyordu.

HADEP’in kuruluş çalışmasında tüzük hazırlarken Kocaeli’de bir parti üyemiz beni telefonla arayarak “Partinin ambleminin kelebek olmasını istiyorum” dedi. “Neden” dedim. “Kelebek özgürlüğüne düşkün bir hayvan ancak ömrü de oldukça kısadır. Özgürlüğü kaybetmektense, yaşamını feda eder. Işık gördüğü anda ölümü pahasına ona yönelir” dedi. Evet, tam bize göre bir tespitti. Hayatımız pahasına özgürlüğümüzden vazgeçmemek… Ve HADEP en uzun mücadele veren partimiz oldu. 8 yıl sonra kapatıldı. Kelebeğimiz inatçı çıkmıştı. En sonda ışığa doğru hareket etti ve kelebek özgürlük tutkumuzun sembolü oldu. Birçok arkadaşımız ya öldürülmüş ya da tutuklanmıştı.

Baskılar hız kesmiyordu. 24 Haziran 1996’da HADEP kongresine baskın düzenlendi. HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak ve yöneticilerle birlikte tutuklandık. Fırat Anlı, Abdullah Akın, Hamit Geylani, Edip Yıldız, Ferhan Türk ve Osman Özçelik’in de bulunduğu 52 kişiyle birlikte Ankara Elmadağ Cezaevi’nde kaldık. 1997 yılı Nisan ayında tahliye olduk.

PKK lideri Sayın Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getiriliş döneminde HADEP’e baskı zirve yaptı. Genel Başkanımız Murat Bozlak ve arkadaşları tekrar tutuklandı. Yargıtay Başsavcısı jet hızıyla HADEP hakkında kapatma davası açmıştı. 18 Nisan 1999 tarihindeki genel ve yerel seçimlerine girmemizi istemiyorlardı.

Anayasa Mahkemesi’nde avukat Nuri Özmen ve Yusuf Alataş ile birlikte savunmamızı yaptık. Bir hafta süren hukuk mücadelemiz sonucu HADEP seçimlere girdi. Ancak baskı ve tutuklamalar o kadar yoğundu ki belediye başkanlığı ve milletvekilliği için aday bulmakta zorlandık.

1999’da HADEP 29 belediye başkanlığı kazandı. HADEP’li yöneticiler seçildikten sonra da zaman zaman tutuklandı. Ancak her tutuklamanın ardından Diyarbakır halkı müthiş bir kalabalıkla sokağa döküldü. Halk sonuna kadar seçilmişlerin arkasında duruyordu.

HADEP’in ilk yerel seçim deneyimiydi. Hizmet noktasında tüm düzen partilerinin yapamadığı hizmeti katlayarak yapılıyordu. Halk da belediyeleri kendi evi gibi görüp sahipleniyor, bizzat sokaklara çıkıp temizlik yapıyordu.

22 Temmuz 2007’de DTP destekli bağımsız adaylarla seçime girildi. Çok geçmeden DTP kapatıldı. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk başta olmak üzere birçok siyasetçiye yasak getirildi. Tekrar yeni parti hazırlıkları yapıldı. Cezair Serin, Mahmut Tanzi, Bekir Kaya, Mustafa Ayzit ile birlikte Barış ve Demokrasi Partisi’ni kurduk. Diyarbakır’da İl Başkanı görevini Mehmet Ali Aydın yaptı.

2011 yılında Demokratik Toplum Kongresi’nde Diyarbakır merkezli olarak çalışmaya başladık. DTK Eşbaşkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’tu.

Bölgede sivil toplum örgütleri farklı siyasal anlayışları da içinde barındıran bir platformdu. Farklılıkları bir arada tutunca etkinliği arttı. DTK sivil toplum ve siyasi platformlarda etkin bir noktaya ulaşınca devlet bundan rahatsız olmuştu. 2016 yılında tüm DTK yöneticileri ve delegeleri, hatta DTK’yı ziyaret edenlerin de aralarında bulunduğu yaklaşık beş bin kişi gözaltına alındı ve çoğu tutuklandı. İstisnasız tümü hakkında davalar açıldı.

2015 yılı Kürt siyaseti için Diyarbakır’da tarihi bir dönüm noktasıydı. 7 Haziran seçimlerinde Diyarbakır halkının yüzde 80 oyu alınarak tarihi bir rekora imza atılmıştı. Seçimin hemen ardından çatışmalı yeni bir döneme girildi. Sur ve Cizre başta olmak üzere birçok yerde çatışmalar ve katmerli bir baskı dönemi yeniden başlamıştı. Ortam oldukça gergindi. BDP’nin İl Eşbaşkanları ve yöneticileri gözaltına alınıp tutuklandı ve cezaevleri yeniden doldu. Çözüm süreci bitmiş, katmerli baskı dönemi başlamıştı. Bu zorlu süreçte 29 Mayıs 2016’da bir kez daha HDP İl Başkanlığı’na seçildim. Türkiye’deki siyasi atmosfer hızla kötüye gidiyordu. AKP hükümeti BDP ve tüm demokratik sivil toplum örgütlerine baskı kurmuştu. Zaten 45 gün sonra 15 Temmuz darbe girişimi oldu. AKP bu darbe girişimini fırsata çevirip 20 Temmuz’da OHAL ilan etti. Bu baskı rejimi halen devam ediyor.

Baskı rejimi değişmedi

BDP belediyeleri görevden alınıp kayyım atanırken, HDP’nin yöneticileri ve milletvekillerine yönelik yeni bir baskı dönemi başlatıldı. İlk olarak Diyarbakır BDP ve HDP’nin tüm il ve ilçe eşbaşkanları gözaltına alındı 11 Ekim 2016’da başlayan gözaltı 28 gün sürdü. Bizler gözaltında iken ilk önce Diyarbakır Büyükşehir Eşbaşkanları Fırat Anlı ve Gültan Kışanak görevden alınıp yerlerine kayyum atandı. Belediye başkanlarımız da bizimle beraber gözaltındayken 4 Kasım’da HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekilleri gözaltına alındı. Gözaltımızın 24. günüydü. O akşam Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Sırrı Sürreya Önder getirildiler. Demirtaş sabah 7.30 civarında mahkemeye götürüldü. Saat 8 civarında gözaltında tutulduğumuz spor salonunun bitişiğinde büyük bir bomba patladı. Patlamanın etkisi ile spor salonun çatısı çöktü. Salonda 45 HDP ve BDP il ve ilçe eşbaşkanı bulunuyordu. Çatının çökmesiyle 45 arkadaş ve nöbetimizi tutan polislerle birlikte enkazın altında kaldık. Çüngüş İlçe Başkanımız Recai Altay burada şehit oldu. Benim de aralarında bulunduğum 12 arkadaş yaralı olarak hastaneye kaldırıldık.

Gözaltımızın 28. günü mahkemeye çıkarılarak serbest bırakıldık. Ancak siyasetçiler ve sivil toplum örgütler üzerindeki siyasi soykırım operasyonları devam ediyordu. Gözaltına alınıp tutuklanan HDP milletvekilleri ve belediyelerden sonra sivil ve siyasi örgütlerin platformu olan DTK’ya sıra gelmişti.

Bu kez DTK’ya yapılan operasyonla 28 Aralık 2017’de Aysel Tuğluk, Edip Yaşar, Baki Karadeniz ve Seydi Fırat ile birlikte gözaltına alındım. Jet hızıyla tutuklanıp Elazığ Cezaevi’ne gönderildik. Bizden önce tutuklanan Ahmet Türk ve Fırat Anlı ile aynı koğuşta kaldık.

Bizden sonra DTK’ya yönelik gözaltı ve tutuklamalar devam etti ve halen aralıksız sürüyor. 3.500’ün üzerinde sivil toplum örgütü çalışanı, tanınan siyasetçi ve kanaat önderleri gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldı. Tümü hakkında davalar açıldı.

Her dönemi olağanüstü olaylarla geçen yaşamımdan özet bir kesit vermek istedim. 1991’den 2018 yılına kadar süren bu onurlu siyasi yaşamımı uzun bir maraton koşusuna benzetiyorum; kah önde kah ortada ama hep bu maratonun içinde kalarak siyasi mücadelemi vermeye çalıştım.

Baskılar halen aralıksız sürüyor. 3 bin 500’ün üzerinde sivil toplum örgütü çalışanı, siyasetçi ve kanaat önderleri gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldı. Tümü hakkında davalar açıldı. 1991’den 2018 yılına uzanan bu onurlu siyasi yaşamımı uzun bir maratona benzetiyorum; kah önde kah ortada ama hep bunun içinde kalarak mücadele etmeye çalıştım.