Demokrasiye gel vatandaş!
Erdoğan, Diyarbakır’da “Cezaevleri boşalacak” diyerek işkembe-i kübradan attı atmasına da ertesi gün de “temennim budur” dedi. Yani cezaevlerinin boşalması diye birşey söz konusu değil, hazretlerinin temennisi buymuş. Dalga geçer gibi, insanlarla alay eder gibi, halka böyle seslendi Başbakan. Bir zamanların Demirel’i misali, “dün dündür, bugün bugündür”…
Dünü ve bugünü tutmayan insanların şüphesiz saygınlığı da olmaz. Erdoğan, cezaevlerinin boşalması temennisinde bulunurken, bir de barıştan dem vurarak gösteri yapıyordu Diyarbakır meydanında. Cezaevlerinde bu kadar insan varken, hangi barıştan bahsediyor Başbakan?
Türkiye’deki cezaevi koşullarının nasıl olduğunu yazmama gerek yok; bu ülkede cezaevlerinde insanlara nasıl işkence yaptıklarına, hatta öldürdüklerine bizzat tanık olduk. Şimdi de insanlık dışı uygulamalar tam gaz devam ediyor.
Sağlıklı bir insan için bile cezaevi ölümdür. Cezaevine girip çıkan bütün insanlar bir şekilde sağlıklarından olmuşlardır. Şu an cezaevlerinde yirmi yılı aşkındır yatan insanlar var. Gençliklerinin en güzel zamanlarını o nemli ve küf kokan dört duvarın arasında geçiriyorlar. Durum böyleyken de hasta tutsaklar her gün ölüme bir adım daha yaklaşıyorlar. Nitekim de öyle oluyor.
Cezaevlerine ilişkin sözde yasal düzenlemeler olmuştu. Her yasal düzenlemede olduğu gibi bu da kağıt üzerinde kaldı. Uygulamada hiçbir değişiklik yok. İdam cezasının kaldırıldığı Türkiye’de muhalifleri artık asarak değil, cezaevinde ölüme mahkum ediyorlar. Çünkü devlet cezaevlerindeki tutsaklara ideolojik yaklaşıyor.
Şu bir gerçek ki; devlet cezaevindeki insanların şartlarının garantisi olmak zorunda, hiçbir tutsağı ölüme terk edemez. Şu an yüzü aşkın hasta tutsak var ve bunların bir kısmı ölüm sınırında. İnsanın eşiyle, çocuğuyla, ailesiyle vedalaşmasını bile engelleyen bir yaklaşımları var.
Merak ediyorum, hasta tutsakları ölüme mahkum eden bu hükümet temsilcileri, hangi Allah’a ve kitaba inanıyor? Görülen odur ki; hiçbir şeye inanmıyorlar. Yalan söylüyorlar. Din adına, Kuran adına konuşup sahtekarlık yapıyorlar. Eğer azıcık vicdanları varsa, bir an önce bu insanlık ayıbından vazgeçilmeli ve hasta tutsaklar bir an önce serbest bırakılıp tedavileri yapılmalı.
Bu meselenin aslında iki yönü var; biri insani, diğeri ise politik… Birçok konuda olduğu gibi hasta tutsaklar konusunda da hükümet şantaj yapıyor. Çözüm sürecinin en öncelikli maddesi hasta tutsakların serbest bırakılmasıydı. Sivil toplum örgütleri her fırsatta hasta tutsaklar sorununu gündeme getiriyordu. Ancak hükümet, bırakın adım atmayı, işi zorlaştırmak için ellerinden geleni yapıyor, çağrıları duymazdan geliyor. Oysa hasta tutsakların serbest bırakılması hem insani, hem de çözüm sürecinin ilerlemesi için önemli bir adım olacaktı.
Ölüme terk edilen hasta tutsakları halen rehin olarak tutan mevcut hükümet, Kürt sorununu nasıl çözecek? Hasta tutsakların sorununu hükümet gibi yandaşları da sorun olarak görmüyor ve normal bir durummuş gibi davranıyorlar. Bu ne Kürt toplumu için, ne de demokrasi güçleri için aynı durumu ifade etmiyor. Eğer bu sorun kısa sürede çözülmezse ölü noktasında duran çözüm sürecinin canlanmasını hiç kimse beklemesin. Hükümet zamana yayarak ne bu işin vebalinden kurtulabilir, ne de bu kafayla çözüm getirebilir.
Her şeye “tamam” deyip ama hiçbir şey yapmamak AKP Hükümetinin siyasi tarzıdır. Aynı zamanda ahlak ve vicdanlarının da ölçüsüdür.
Her gün bir adım daha ölüme yaklaşıyorlar
Cezaevleri dolup taşıyor, bu yetmezmiş gibi yeni cezaevleri yapımları da tüm hızıyla devam ediyor.