Yasaklı bir dil, mühürlenen bir okul, evlerde ana dillerinde eğitim gören çocuklar ve evlerini okula çeviren aileler… Her Ev Bir Okul, yasaklı bir dili tekrar diriltmeye çalışan insanların öyküsünü anlatan çarpıcı bir belgesel.
Amed’de Kürtçe ders veren Dibistana Sertayî ya Ferzad Kemanger (Ferzad Kemanger İlkokulu) 2013 yılında kuruldu. 238 öğrencisi bulunan okul, Amed Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanınca 9 Ekim 2016’da Valiliğin ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kararıyla mühürlenerek kapatıldı.
Kuzey Kürdistan’da ilk Kürtçe eğitim veren okul olan Ferzad Kemanger İlkokulunda eğitim gören öğrenciler “tek dile” karşı direnerek anadillerinde eğitim görmeye evlerde başladılar. Ve böylelikle her evi okula dönüştürme fikri olan Her Mal Dibistanek e (Her Ev Bir Okul) ortaya çıktı.
Yönetmen Ardin Diren ise “Her Mal Dibistanek e” hikayesini belgesele çekti. İstanbul’daKürt Film Festivali kapsamında gösterilen belgesel, Kürdistan prömiyerini de 7. FilmAmed Belgesel Film Festivali kapsamında 12 Mayıs Pazar günü yapacak.
“Yasaklı bir dil, mühürlenen bir okul, evlerde ana dillerinde eğitim gören çocuklar ve evlerini okula çeviren aileler… Her Ev Bir Okul, yasaklı bir dili tekrar diriltmeye çalışan insanların öyküsü”nü Özgür Gündem Gazetesi’nden Neğşirvan Güner’e anlattı:
Nasıl bir eğitim modeli?
‘’Belgeselimiz, 12 Mayıs Pazar günü Amed’de gösterilecek. Bu yıl yapılacak olan 7. FîlmAmed Belgesel Film Festivali kapsamında gösterilecek. Aynı zamanda belgeselin galası olacak bu gösterim. Öğretmenler, öğrenciler ve ailelerle beraber izleyeceğiz. Bu çalışmanın Mayıs ayına denk gelmesi başka bir önem arz ediyor. Biliyorsunuz her yıl 15 Mayıs’ta Kürt Dili Bayramı da kutlanıyor ve aynı zamanda Ferzad Kemanger ve arkadaşlarının ölüm yıldönümü. Bu anlam vesilesiyle belgeseli özellikle bu tarihe denk getirdik.
Böyle bir belgeseli yapmamızın amacı salt bir belge ve arşiv oluşturmak değil. Bu belgesel aracılığıyla biraz da Kürt dilinin içinde bulunduğu durumu tartışmak ve gündeme getirmek istiyoruz. Nasıl bir eğitim modeli oluşturmak gerekiyor tartışmasını da açmak gerekiyor. Asıl amacımız biraz da bu bunu gündemde tutup konuşabilmek ve bir çözüm yolu bulmak. Dile karşı geliştirilen bu saldırıların önüne geçebilmek ve alternatif çözümler geliştirebilmek. Umarım bu belgesel buna vesile olur, Kürtçe eğitim meselesine bir katkı sunar ve “Her Ev Bir Okul”a dönüşür.
Eğitim evlerde sürüyor
Uzun yıllardan sonra Kürdistan’da yerel yönetimlerin güçlenmesiyle beraber ilk defa tamamı Kürtçe eğitim veren bir okul açıldı. Bu deneyimin biz Kürtlere eğitimin nasıl olabileceğine ve asimilasyon politikalarının nasıl deşifre edebileceğine dair bir yol gösterebileceğine olan inancımla biraz bu hikayeyi anlatmak istedim. İlk defa bir okul açılmıştı. Ve o okul her yıl daha da büyüyüp genişliyordu. Resmi ideoloji tarafından çoğu kez “Kürtçe serbest olsa bile eğitim dili olamaz. Bu yeterlilikte değil” düşüncesi dillendirildi. Ama bunun yalan olduğu bu deneyimlerle somuta kavuştu. Tabi ki mevcut iktidar ve sömürgeci zihniyet bundan hiç hoşnut olmadı ve bu okulları kapatmak için hemen kolları sıvadı. Birçok ilde açılan bu okulları tek tek kapattı. Ferzad Kemanger okulu da bu okullardan bir tanesiydi. Diyarbakır’da birçok öğrenciye Kürtçe eğitim veriyordu. Ama kayyumlar atandıktan sonra ne yazık ki kapandı. Ve oraya giden öğrenciler tekrar Türk okullarına gitmek zorunda kaldı.
Aslında sivil itaatsizlik eylemi
Ama bunu reddeden ve evlerde bu eğitimi sürdüren bir kitle de vardı. Her evi bir okula dönüştürme fikri çok orijinal bir şey bana göre ve bu orijinal fikrin bugün yaşam buluyor olması çok sevindirici. Bu sistemi Kürtlerin yaşadığı her yerde geliştirmek ve büyütmek lazım bana göre. Dayatılan resmi eğitim anlayışına karşı geliştirilen sivil itaatsizlik eylemi aslında. Tekçi eğitim sistemini bir nevi protesto anlamını da taşır. Çok değerli bir tutum olarak görüyorum bunu. Bunun görülmesi lazım. Anlatılması ve unutulmaması gerekir. Biraz bu misyonla bu gerçekliği belgelemek ve tarihe bir dipnot bırakmak istedik. Belki bu belgeselin olması için öncülük ettim ama bunu birçok arkadaşla beraber yaptık. Bu belgeselin yapım sürecinde birçok arkadaşın emeği var.
Ferzad Kemanger’in hikayesi
Rojhelatlı yüreği güzel bir insan. Çocukluk düşlerine ihanet etmeyen bir öğretmen. Tarih içerisinde Kürtlere karşı geliştirilen asimilasyon politikalarını çok iyi analiz etmiş bir aktivist aynı zamanda. Burada birçok çalışma yürütür ve deyim yerindeyse kendini çocuklara adar. Çok yönlü bir insan resimle de uğraşır ama asıl mesleği öğretmenlik, köy köy dolaşıp çocukların düşlerine ortak olur ve onlara eğitim verir. Rojhelat bölgesinde öğretmenlik yaptığı sırada İran rejimi tarafından tutuklanır ve idama mahkum edilir. 4-5 yıl cezaevinde kalır ve bu süreçte müthiş okumalar yapar. 2006’da dört arkadaşıyla beraber tutuklanan Ferzad Kemanger yürütülen uluslararası kampanyalara rağmen İran rejimi tarafından 2010 yılında asılırlar. Ferzad’ın hikayesi de biraz böyle ve Diyarbakır’da onun anısına yakışır bir şekilde okula ismi veriliyor. Bir anlamıyla “Her Ev Bir Okul” Kemanger’in yaşam mücadelesiyle de çok örtüşüyor. Bu çocuklar ve aileler gücünü Kemanger’in felsefesinden alıyor ve böyle bir şeye karar veriyorlar.
Hiç Türk okullarına gitmeyen çocuklar
Çocuklarla bir çalışma içerisinde olmak gerçekten zor. Hele bu bir belgesel veya sinema filmiyse iş daha da zorlaşıyor. İlk etapta bir süre onlarla kaldım ev ev dolaştım ve gözlemlerimiz oldu. Aslında bir yönüyle de birçoğunu tanıyorduk. Öğretmenlerin birkaçı bizim arkadaşlarımızdı yine birçok öğrenci için de durum buydu. Buna rağmen yine de hemen kamerayı doğrultup onların hikayesini kurgulamak ya da bir şeyleri anlatmalarını beklemek pek ahlaki olmazdı zaten. Onun için kamerayı doğrultmadan önce onlarla bir göz göze gelmek, temas kurmak gerekirdi. O samimiyeti yakalamak lazımdı. Onların da beni kabullenmesi gerekirdi. Çok doğal bir süreç oldu aslında çok da zorlanmadım. Gün geçtikçe de bu çocukların özgüvenlerine ve düşünsel perspektiflerine hayran kaldım. Kürdistan’da hiç Türk okullarına gitmeyen çok içten çocuklar. Bir avuç da olsa asimile edilemeyecek çocukların olduğunu bilmek görmek ve onları tanımak müthiş bir his.Kendi adıma bunu çok derinden hissetim ve bu meseleye dair inancımı tazeledim diyebilirim.
Polisler bizi kıskandı, okulumuzu kapattı
Size belgeselde geçen bir diyalogu anlatayım Bir yerde okulu kimin ve niye kapattığını sorduğumda verilen cevap şöyleydi, “Polisler bizi kıskandı ve okulumuzu kapattılar” oldu. Çocuk hafızasında okulun önüne gelen toma ve akrep araçları yerleşmiş bir kere ve bu çıkmıyor. Okulun mühürlendiği zamanlar sürekli bir arbede vardı ve kapatılmaya karşı çıkan kitleye saldırılar oluyordu. Böyle bir okula bu durumu reva görmek gerçekten de bu yüzyılda büyük bir ayıp. Onun için çocuk bu pencereden bakıyor. Çocuklar okullarını özlüyorlar ve bir an önce dönmek istiyorlar.
Okula boya çekmişler
Beni en çok duygulandıran şey şu oldu. Belgeseli çekerken dolmuşla çocukların evlerine gidiyorduk. Ve bazı çocukların evinin yolu Ferzad Kemanger okulunun yanından geçiyordu. Arada her ne kadar binalar olsa da ara sokaklardan hep birlikte Ferzad Kemanger okulunu görmeye çalışıyorlardı. Yanından geçerken de büyük bir coşku duyuyorlardı. Birkaç defa buna tanık oldum ve bu durum beni duygulandırdı. Bir diğer şey de okulun şu an bulunduğu durumun görüntülerini de çektim onlar da belgesel de var. Sözde kütüphane yapılmış ama bomboş ve hiçkimse gitmiyor. Daha önce renk cümbüşüne bürünen okula bir boya çekmişler sıralar, masalar, kitaplar ve daha birçok şey üst üste yığılı halde duruyorlar. Bir yandan evlere giden çocuklar bir yandan da burada boş duran bu okulun olmasını çok garipsedim ve gereksiz buldum. Açıkçası bu durum çok zoruma da gitti. Bu dile, bu çocuklara, bu coğrafyaya reva görülen bu olmamalı. Böyle kör ve düşmanca bir zihniyetin bu coğrafyadan bir an önce gitmesi için “Her Ev Bir Okul” fikrinin bir daha önemine vardım.
Yanılmıyorsam Kundera’nın bir sözüydü, “İktidar sizi nerenizden yaralıyorsa, orası sizin kimliğiniz olur.” Onun için bugünkü anlamıyla dilimiz bir nevi kimliğimiz oluveriyor. Ve bu kimlik için verilen bir mücadele var. Şüphesiz biz Kürtlerin tarihte yara aldığı birçok şey var. Ama dil kadar trajik olanı yoktur bana göre.’’
KÜLTÜR SERVİSİ