7 Haziran 2015’ten sonra "koalisyonla istikrar olmaz, AKP tek başına iktidar olursa her şey süt liman olacak!" diyen AKP’li yeni yetme gazeteciler, siyasetçiler şimdi ise "Terörle, ölümle yaşamaya alışmalıyız!" diyorlar. Yani AKP savaşı yürütemeden iktidarda kalacağını anlamış durumda. Ve bu durumu da topluma zorunlu bir seçenek olarak sunuyor.
Gerçekten de Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve şürekasının gözü dönmüş. 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde AKP’nin faşist iktidarı siyasetten yıkıldığında Türkiye demokratikleşme şansını yakalamıştı. Ama Erdoğan-Davutoğlu insanlığa karşı suçlarından, hırsızlıktan, dolandırıcılıktan yargılanacağıni bildiği için, Türk özel savaş kliği Ergenekoncularla ittifak yaptı ve Kürtlere karşı savaşı tırmandırarak iktidarda kalacağını düşündü.
Erdoğan ve şürekası, kan ve kaos ikliminde yapılan 1 Kasım 2015 seçimleri/darbesi ile de iktidara yerleşti. "İstikrar" getireceğini söyledi. Ama Türkiye şu anda savaş ve çatışmaların sürdüğü Afganistan, Irak ve Suriye’deki durumla benzer. Hatta daha berbat durumda. Türk özel savaş kliği Kürtleri kadın erkek, genç, yaşlı, çoluk çocu demeden katlediyor. Katlettiği insanların bedenlerini teşhir ediyor. Mahalleler, ilçeler ve kentler yıkılıyor. Dağlar bombalanıyor. Kürde dair ne varsa ayaklar altına alınıyor. AKP medyası, JİTEM’i, Ergenekon’u, işbirlikçi siyasetçisi hergün onlarca insanın öldüğü, içerde dışarda düşmanlık siyaseti ile Türkiye’nin bir bütün olarak bataklığa çekildiği tabloyu "YENİ TÜRKİYE" argümanı ile pazarlıyor. Halkı kandırıyor.
Şimdi patlamalar Ankara’da peş peşe yaşanıyor. Yarın öbür gün başka kentlerde benzer durumun yaşanabileceğini de yine AKP’liler bizzat söylüyor. Peki bu duruma niye gelindi? Bunun sorumlusu kim? Savaşın acı ve kayıptan başka bir şey getirmeyeceğini herkes iyi biliyor. Savaşın tırmanmasının Türkiye için büyük yıkım olacağını da.
Gelinen durum bütün yönleri ile iyi tahlil edilemezse, Kürt kentlerinde ve Türkiye’de yaşanacak çatışmalarda şimdiye kadar yaşanan kayıplardan daha fazlası yaşanabilir. Çünkü Tayyip Erdoğan ve çetesi bu politikaları sürdürürse, bu politikalara karşı oluşan direnç noktaları, ortaya çıkan kaostan faydalanmak isteyen farklı güç dinamikleri devreye girer ve herkes bu ortamda kendi hesabını görür. Bu nedenle, savaşın ve yaşanan ölümlerin sorumlusunu tarif ederken herkes dikkat etmek durumundadır. Hiç kimse sağa sola suçu atmasın. Bu savaşın ve ölümlerin birincil derecede sorumlusu Tayyip Erdoğan-Ahmet Davutoğlu, AKP medyası ve kendisini Erdoğan’a sopa olarak kullandıran TSK’dir. Bu nettir.
Kürt kentleri yakılıp yıkılırken, yaralılar üzerine benzin dökülüp diri diri yakılırken, ellerinde baltalarla insan bedenlerini parçalayan IŞİD’in hocaları Türk Özel Timleri’nin vahşetini görmezden gelerek yaşananları tahlil etmek körlük ve vicdansızlıktır. Sadece Cizre’de en az 300 insan katledildi. İdil, Silopi, Sur, Dargeçit, Derik, Gever, Silvan, Şırnak vb yerlerde katledilen onlarca insanı unutmak mümkün mü! Yine hergün onlarca uçak kaldırıp yüzlerce bomba ile dağları, köyleri bombalamak neyin nesidir? Peki bütün bunlar yapıldığında Kürtler kurbanlık koyun gibi boyunlarını AKP’ye uzatacak mı?
Şiddet iklimi detaylanınca savaş ve çatışmaların başsorumlusunu görmezden gelerek, Kürtleri, PKK’yi suçlamak da gerçekten ahlaksızlık değil midir?
İnsan ahlakı ve vicdanı ile hareket edilecekse Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının Türkiye’yi nereye sürüklediğini, sürükleyeceğini herkes iyi görmek durumundadır. Kimse kendisini kandırmasın boşuna. Erdoğan’ın yarattığı korku ikliminden sinip, köşeye çekilmek, sonra başkalarını suçlamak Erdoğan’ın savaş suçlarına ortak olmaktır. Öyle Kürtlere vurarak, Erdoğan’ın faşistliğinden kendimi korurum diyenler de gerçekten büyük yanılgı içindeler. Çünkü "hırsız ve katil Erdoğan!" diye haykıran milyonların belirttiği bu gerçeklik değişmedi. Erdoğan şimdi daha fazla "hırsız ve katildir!"