
AYNEY ÖCALAN / ROMA
“Cizre’de Katliam Var” belgeselinin İtalyan yönetmeni Luigi D’Alife ile belgeselin hazırlanma süreci ve amacını konuştuk.
İtalya’nın Torino kentinde yaşayan yönetmen D’Alife, yoksulların, ezilenlerin ve devrimcilerin verdiği mücadeleye her zaman ilgisinin olduğunu ancak son iki yıldır çalışmalarını özellikle Kürt mücadelesi üzerinde yoğunlaştırdığını belirtiyor. “Cizre’de Katliam Var belgeseli kesinlikle tesadüfi bir çalışma değildi” diyen D’Alife, belgesele giden yolculuğunu şöyle anlattı: “2015 Eylül’ünde benim de içinde bulunduğum 100 kişilik bir İtalyan grup Suruç’a gittik. Oraya gitme amacımız Kobanê’yle dayanışmaktı. Suruç’a giden ilk gruplar arasındaydık. Suruç’a ulaşır ulaşılmaz Cizre’de olanlarla ilgili haberler almaya başladık. Bu bilgileri daha çok sosyal medya üzerinden alıyorduk. Haberlerin içeriği daha çok Cizre’de Türk devletinin yaptığı vahşi uygulamalardı. Sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti; hastaneler kapatılmış, sosyal hayat durdurulmuş, sivil insanlar sokak ortasında öldürülüyordu. Bu görüntüler sürekli sosyal medyada yer alıyordu. Biz de bu yapılanları duyunca 16 Eylül’de 30 kişilik bir grupla otobüsle Cizre’ye gittik.”
Cizre’ye giden ilk ekip
Cizre’ye ulaştıklarında ilan edilen 48 saatlik sokağa çıkma yasağının kısmen kaldırıldığını belirten Luigi D’Alife, “Cizre’ye doğru yola çıktığımızda şehir merkezine gitmemizin zor olacağını biliyorduk” dedi. Üç kez polis ve asker tarafından aranıp bırakıldıklarını, zor koşular altında ilçeye girmeyi başardıklarını anlatan İtalyan yönetmen, “Cizre’ye girdiğimizde kente çok ağır bir havanın hakim olduğunu fark ettik” dedi ve devam etti: “HDP binasına vardığımızda 10 kişi bizi bekliyordu. Cizre’ye gelen ilk uluslarası ekiptik. Çok zor koşullarda olan halkı güçlü ve morali yüksek gördük. O kötü koşullarda dahi bizimle ilgilendiler.”
Yasaklı mahallelere girdi
Cizre’de HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız ile görüştüklerini aktaran D’Alife, “Sarıyıldız bize kentte 9 gün boyunca neler yaşandığını aktardı” dedi. Görüştükleri kişilerin katledilen yakınların fotoğraflarını gösterdiğini belirten D’Alife, halkın duruşunu, yaklaşımını görünce “bu onurlu halkla olmaktan büyük gurur duyduğunu” ifade etti.
‘Bunları çek’ dediler
Nuh ve Cudi mahallerine girdiklerini anlatan yönetmen, sokağa çıkma yasağında en büyük darbeyi bu mahallerin aldığını hatırlatarak devam etti: “Orada Türk devletinin Cizre’de çok büyük bir katliam planlaması yaptığını anladık. Bana yıkılan evlerini, iş yerlerini gösteren Cizrelilerin isteği üzerine elimde bulunan kamerayla Cizre’de yaşanan katliamı çekmeye başladım. Şehri akşam terk etmemizi istiyorlardı; insanlar da biz ayrılmadan yaşanan bütün her şeyi çekmemi istiyordu. Gün batımından sonra Türk devlet güçleri, kesinlikle şehirde kalmamızı istemiyordu.”
Kürdistan’a ilk etapta Kobanê’yle dayanışma amacıyla gittiğini fakat daha sonra Cizre’de olup bitenleri görünce bunun belgeselini yapma kararını aldığını söyleyen D’Alife, “Cizre’de yapılan katliamı kamuoyuna göstermenin ne kadar önemli olduğunu çok sonra anladım” dedi.
Kürtler hayatımı değiştirdi
Türk devletinin vahşetini ve Cizre’de yaşananları İtalyanlara ve Avrupalılara anlatmak için belgesel hazırlayan D’Alife, Kürdistan’a 2015 yılında ilk kez gitse de Kürtlerle tanışıklığı eskiye dayanıyor: “Hatırlıyorum da 13 yaşımdaydım ve babam Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından dolayı İtalya devletine çok kızıyordu. Bunun nedeni de İtalya devletinin Öcalan’ın ilticasını kabul etmemesiydi. Babamın bu yaklaşımı, son iki yıldır benim için büyük önem taşımaya başladı.”
DAİŞ’in Kobanê’ye saldırıları sırasında “yüreğinde büyük fırtınalar koptuğunu” ifade eden D’Alife, “O topraklarda yaşananları anlamak benim çok önemliydi. Kürdistan’a gidişim de içimde kopan fırtınalar nedeniyle oldu. Oraya gittiğim zaman hem onur mücadelesine hem de Kürt halkının yaşadığı trajediye tanık oldum” diye anlattı.
‘Tatlar, sevinçler, devrim…Her şey çok farklıydı’
2015 Amed Newrozu’na tanıklığını “hayatında yaşadığı en güzel anlardan biri” olarak tanımlayan İtalyan yönetmen, “devrime dokunmuş gibi” hissettiğini kaydederek ekledi: “Kobanê’de ise tatlar, sevinçler, devrim, her şey çok farklıydı. Hayatım boyunca unutamayacağım anlar yaşadım.”
Amed’deki patlamada oradaydı
2015 Haziranı’nda Türkiye’de yapılan seçimleri takip etmek için tekrar Kürdistan’a giden Luigi D’Alife, HDP’nin Amed mitingindeki patlama sırasında da oradaymış. D’Alife, “O zaman beş kişi yaşamını yitirmişti. Öncesinde sokaklar insanlarla doluydu. İnsanlar sevinç ve barış çığlığı atıyorlardı. Barış umuduyla doluydu. Tabii zalimler bunu hazmedemedi ve bombalar patladı” diye konuştu.
‘Evimde gibi hissettim’
“Kürdistan ve Kürtler hayatımı değiştirdi” diyen D’Alife, “Kürdistan’a ilk gittiğim zaman bu halk yüreğime dokundu. Kendimi bu halkın yanında evimde gibi rahat hissediyordum. Bütün zorluklara rağmen bu insanlar umut doluydu. Onlarla anlaşmak için dile ihtiyaç duymuyordum” dedi.
Rojava, Bakur, Kandil arası
Giderek bakış açısının farklılaştığını ve “o lanet olası sınırın önemini” anladığını kaydeden yönetmen, bu nedenle de Kürtlerin hikâyesini filminde anlatmak istediğini belirtti.
2016 yılında da Rojava’da bulunan Luigi D’Alife, orada da iki ay kaldığını ve bu sefer de orada olanları çekmeye karar verdiğini belirtti. D’Alife, “Çekimlerim Bakur, Rojava ve Kandil arasında oluyordu. İnsanların katedildiği sınırları çekmek amacıyla sürekli o sınırlarda gizliden gidip geliyordum. Belgesel çalışmasını yaptığım süreçte Nusaybin’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi” dedi.
‘Cizre’ye borç bildim’
“Cizre’de Katliam Var”‘ı yapma amacının Cizre halkına yaşatılan katliam ve bunun karşısında Cizre halkının onurlu duruşunu çocuklara, erkeklere, yaşlılara, kadınlara, yani “oradaki insanlara” borç bildiğini anlatan D’Alife, sözlerini “Artık çocukların öldürülmemesini, insanların diri diri yakılmamasını, evlerin yıkılmamasını umut ediyorum” diyerek noktaladı.