‘Başkanlık” sistemi “tartışılmalı mı?”
Tuhaf bir sorudur bu. Sorulur sorulmaz insanın “her konu tartışılır” demesinden doğal ne olabilir?
Öyledir de, bu “kolay yanıtın” karşısında yanıtı zor bir başka “soru” var.
Günümüzün gerçek ve yakıcı sorusu “bugünün Türkiyesinde ‘başkanlık sistemi’ tartışılsın mı sorusu değil, başkanlık sistemi tartışılabilir mi?” sorusudur.
Tartışılamaz.
Bugünün Türkiyesinde ne Başkanlık sistemi, ne Anayasa, ne babayasa hiçbir şey tartışılamaz.
Nerede tartışacaksınız?
Medya’da mı?
Hangisinde?
Kayyum altında olanda mı, her an kayyum altına alınacak olanda mı, her an yazarları, çalışanları tutuklanacak olan medyada mı? Daha tartışmaya başladığınız anda, ağzınızdan çıkan her sözcüğün, size karşı bir “mermiye” dönüştürüldüğü “havuz medyasında” mı?
Nasıl olacak bu tartışma?
Bırakın tartışmayı filan, Türkiye’nin bu ortamında yapılan “en büyük tartışmanın” yani “genel seçimin” seçim olmaktan başka her şeye benzediği ortadayken, 1 Kasım öncesinden de beter hala gelen şu ortamda “başkanlık sistemini” tartışmanın, bu tartışmadan demokratik bir sonuç almanın mümkün olduğunu kim söyleyebilir?
Beyhude yere tartışmanın hiçbir anlamı olamaz.
Başkanlık sistemi bir Anayasa meselesidir.
Daha önce defalarca yazdık, konuştuk.
Demokratik olmayan bir ülkeye demokrasi “anayasa tartışmasıyla” gelemez.
Demokratik anayasalar, ancak ve ancak demokratik bir ortamda yazılabilir. Anayasa demokrasi getirmez, demokrasi demokratik anayasa getirir. Bunda anlaşılmayacak bir yan var mı?
Günümüzün sorunu, ister başkanlık sistemi olsun, ister parlamenter sistem olsun, bunların demokratik bir ortamda tartışılması ve ülkenin demokratik bir siyasi sisteme kavuşması için, bugünkü Erdoğan rejimi nasıl geriletilir ve bu rejimden ülke nasıl kurtulur sorusudur.
Evet...
Bu soruyu tartışmak yerine, sanki “tartışmanın sonucunda” ortaya demokratik bir sonuç çıkacakmış gibi, AKP’nin döşediği minderde “sırtı yerde güreşmek” saçma olur.
Bugünden başlayarak, “bir kaç maddelik” program etrafında yaratılacak bir “sivil muhalefet cephesi”ni TBMM’deki tüm muhalefet partilerinin, aralarındaki karşıtlıkları korusalar bile desteklemesinden başka gündeme alınan her konu yalnızca AKP’nin işine yarayacaktır.
Diktatörlükle, onu geriletmek amaçlı mücadele dışında “tartışmak” o diktatörlüğe sadece meşruiyet hediye etmektir. Burada “tartışma yok” denmiyor, “tartışmadan medet ummak yanlıştır” deniyor.
“Başkanlık sistemi” de, “anayasa” da, ancak ve ancak, ülkede süregiden savaşın, Cemaate karşı olanlar da içinde yaşanan tüm tutuklamaların, medyaya el koyma yeltenişlerinin sona ermesi durumunda “tartışılabilir”. “Tartışırız ama önce tartışma özgürlüğü sağlansın.”
Ancak böyle bir ortamda “başkanlık sistemine” karşı olanlarla “başkanlık sisteminden” yana olanlar arasında bir “tartışmadan” söz edilebilir. Ama “başkanlık sistemine” karşı olanların tutuklandığı, öldürüldüğü ve onların “tartışmada” söyleyecekleri sözleri yayınlayacak olan medyanın susturulduğu koşullarda “tartışma” lafı gülünçtür .
Demek ki, şu anda gündemde olan, “Başkanlık sistemi ve anayasa tartışması” değil, “Başkanlık sistemi ve anayasa tartışması yapabilecek demokratik ortamın yaratılması”dır.
“Tartışmalı mıyız?” değil, “nasıl tartışabiliriz?” sorusunu sormak gerekir.
Bırakalım “anayasa, başkanlık” tartışmasını, bugünkü ortamda, “muhalefet partilerinin içinde liderlik yarışı“ bile sonuç alıcı olamaz.
Ortada “yokuş aşağı bir top sahası ve yokuşun da dibinde tek bir kale” var. O kalede dünyanın en büyük kalecisi bile olsa bir düzine gol yemekten kurtulamaz. AKP tek kale oynadığı için en iyi santrafor bile olmayan kaleye tek bir gol atamaz.
O halde ister CHP ister HDP’nin, hatta MHP’nin bile, kendi içinde “kaleci kim olsun, santrafor mevkiinde kim oynasın” diye tartışması bile anlamsız.
Şimdi tüm muhalefet partilerinin yapması gereken “idari değil, siyasi öz eleştiri” temelinde birlik ve beraberliklerini korumaları ve hızla aşağıdan yukarıya doğru “sivil bir muhalefet cephesinin” oluşmasına yardım etmeleridir.