Müftülere nikah kıyma yetkisinin verilmesi halinde çocuk yaşta evliliklerin artacağı, cinsel suçların gizleneceği uyarısında bulunan kadınlar, yasaya tepki göstermek için pek çok yerde eylemler düzenlemişti. AYM’nin, yasanın iptali için yapılan başvuruyu reddetmesi sonrası yeniden harekete geçen kadın örgütleri, yasanın geri çekilmesini istiyor.

Konuya dair Ankara Barosu avukatlarından Arzu Kurt, Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

Müftülüklere verilen nikah yetkisinin etkileri nasıl olacak? 

Dini kuralların, feodalite ve ataerkiyle perçinlendiği toplumlarda dinin toplumsal hayata etkisi en çok kadın haklarını zedeleyen, cinsiyet eşitliğini ortadan kaldıran, özgürlüklerini ve iradelerini kısıtlayan somut bir olgu. Her ne kadar Meclis ve AYM aykırılık bulmasa da, evlilik gibi toplumsal ve kişisel bir akde dair tarafsız resmi memurlara verilen bir yetkinin dini görevlilere verilmesi; özellikle de yalnızca belli bir din ve mezhebi temsil eden din görevlilerine verilmesi, hem laiklik ilkesinin temelden sarsılması hem de vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmak anlamına gelmektedir. Rasyonel ve üzerinde uzlaşılmamış olan dini, ahlaki, geleneksel kurallar sebebiyle en çok zararı görecek olanların kadınlar olduğunu şimdiden söyleyebiliyoruz. İktidar kadınların bedeninden, kıyafetine, çalışma koşullarından, yaşam tarzlarına kadar bir müdahale arzusu içindeyken sürekli ayrımcı cinsiyetçi bir dille ötekileştirme politikaları izlerken, toplumda ‘belediyelerde nikah kıyan /müftülerde nikah kıyan’ gibi bir kutuplaşma daha olması kaçınılmazdır.

 Yasayla birlikte Türkiye’de her geçen gün artan çocuk yaşta evliliklerin de önünün açılacağı belirtiliyor… 

Müftülük nikahıyla, evlilik için aranan yaş ve irade şartlarının takip edilemeyeceği, dolayısıyla çocuk yaşta evliliklerin ve taciz/tecavüz mağduru kadınların failleriyle evlendirilme oranlarının artacağını öngörmek zor değil. Hali hazırda, bu tarz evliliklerin kırsal bölgelerde yoğunlaştığı kabul edilse de büyük şehirlerde, metropollerde de sayılarının azımsanamayacağı istatistiksel olarak sabit. İktidar politikaları gerek yasal düzenlemelerle gerekse söylemleriyle bu durumu engellemek yerine adeta açık veya zımni olarak teşvik eder politikalar yürütüyor.

Bu kararın kadına ve çocuğa yönelik cinsel istismar, tecavüz vakalarında yargılamaya etkisi nasıl olur?

Bizler, kadınların mağdur oldukları davalarda fail ya da faillerin sıkça geleneksel, dini, ahlaki normlara sığınarak kendilerini aklama çabasına girdiklerini, hakim-savcıların ise çoğunlukla mağdurla değil, faille empati kurduklarını görmekteyiz. Bu, ataerkil yapının en doğal yansımasıdır. Bu nedenle, kadının akşam yemeği yapmaması, hakim nezdinde cinayet için haksız tahrik kabul edilir, çocuğu istismar eden şahıs takım elbiseli sanık iyi hal indirimi alır, tecavüz sanığına ‘kişinin hayatını karartacak nitelikte olduğu için hakkaniyete aykırı ağır ceza’ denerek taktir yetkileri kullanılır. Şimdi yargının ve yargı mensuplarının ekseriyetinin bu zihniyette olduğu bir hukuk düzeninde, mevcut bu yasa pek çok suçun ‘meşru ve yasal’ olmasını sağlayacaktır.

Özellikle çocuğun ailesi tarafından evlendirilmesi noktasında bu yasanın işlevi ne olacak?

Kadınların ve kız çocuklarının iradelerinin yok sayıldığı durumlardan en önemlisi de zorla evlendirmeler. Çoğu ahlaki, geleneksel veya dini norma dayandırılan veya bizzat ailelerin kadını/kız çocuğunu bir meta gibi gördüğü yapılarda; evlenmek istemedikleri halde ya da evlenmek istemedikleri kişilerle evlendirilme söz konusu. Bu yasa, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesinin önünü açıyor derken kastettiğimiz budur. Çünkü kız çocukları kendi rızalarıyla evlenmek istemezler. Bunlar, ailelerinin ya da güç sahibi yetişkinlerin kararlarıdır. Aynı zamanda yine çok eşlilikte kadınların çoğu bunu tercih etmese de iradeleri yok sayılarak evlendirilebilirler. Bu yasa değişikliği, elbette sağladığı kolaylıklarla zorla evlendirmelerin ve çocuk istismarının sayısını ve etkilerini arttıracaktır.

Bu yasayla birlikte kadın haklarına yönelik her gün yeni bir saldırının gelişebileceğini belirttiniz. Nasıl bir mücadele içerisinde olmak gerekiyor? 

Çocuk istismarında rızanın 12 yaşa düşürülmesi, 15 yaş ve sonrasında rızanın kabulü, resmi nikah olmadan nikah kıyan imam ve çiftlere ceza verilmemesi gibi kararların ardından müftülere nikah yetkisi verilmesi, kadını tüm bu süreçlerde güçsüz, yalnız ve çaresiz bırakmaya yöneliktir. Kadın iradesi, adeta evlilik sürecinden tamamen soyutlanmaktadır.

Bizler eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kadınlar, kadın dernekleri, siyasi partiler, insan hakları savunucuları ve hukukçular olarak tüm bu sistematik kadın düşmanlığı karşısında her alanda mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Toplumsal muhalefetin en önemli öznelerinden biri olan kadınların hakları ve kazanımlarını korumak ve ileri taşıyabilmek, kadınların başta yaşam hakları olmak üzere sahip oldukları hakların gerçekleştirilmesini sağlayan bir toplum düzeninin inşası için mücadele etmeliyiz. Özgürleşen kadınların yarattığı bir dünya için; ataerkiye, faşizme, toplumun muhafazakarlaştırılmasına karşı her türlü alanda sesimizi yükseltmeye devam etmeliyiz, edeceğiz.