İlk bakışta, çok "masum" gibi görünen bir yarışma programında, çocuklar sahneye çıkıp şarkı söylüyor, jüri ise kendilerine göre başarılı gördüklerini takımına alıyor. Olmayanları ise eliyor. Yarışmaya katılan bazı çocuklar eğlenmek için birçoğu ise bir gün sanatçı olma hayalleriyle yarışıyorlar. Jüri dönerse çocuklar mutlu olurken dönmediğinde ise çocukların yüzlerindeki o hayal kırıklığını, üzüntü insanı hem etkiliyor hem de öfkelendiriyor. Çocukların bu yaşta, bu tür yarışmalara katılmalarının psikolojik ve zihinsel dünyalarını nasıl ve ne kadar etkileyeceğini bu yarışmayı düzenleyenler ya da aileleri pek fazla umursamıyor anlaşılan. Program yapımcılarının bunu çok dert edeceklerini sanmıyorum, tek hedefleri reyting rekorları kırmak olduğu için her şeyi mubah görürler. Çocuklar da buna alet edilebilir. Çocuğun psikolojisiyle, ruhsal durumuyla uğraşacak olan ailelerdir zaten. Aile ise teselli etmeye, bu çocuğun yaşadığı durumu geçiştirmeye çalışırlar. Gerçekten de çocukların yaşadığı kırılma geçiştirilebilecek bir durum mudur? Bu yenilgi psikolojisinin çocuktaki özgüveni ne kadar zedelediğini, geleceğini, hayallerini nasıl etkileyebileceğini biraz daha düşünmeye ihtiyaç var.

Programda seçilmeyen çocuk, sanatçı olma isteminden vazgeçecektir zaten kendini bunun için yeterince başarılı görmeyecektir. Girişeceği her türlü çalışmaya, etkinliğe, mücadeleye bir öz güven sorunuyla, bir iddiasızlıkla ve bir irade kırılmasıyla katılabilir. Çünkü başarısız olmuştur. Bu yenilgi yaşama daha pasif, ürkek bir katılımına yol açabilir.
Diğer yandan bu yaşta çocukları yarıştırmak, "hep en iyi"si olması gerektiğini söyleyerek aralarında rekabeti geliştirmek ancak ataerkil zihniyetin, kapitalizmin ve Darwinciliğin bir ürünü olabilir. Güçlü başarılı olursan yola devam edersin, olmazsan ise yarı yolda kalırsın zihniyeti, çocuklara bu şekilde aşılanmaktadır, sistemin en iyi hizmetçileri ve devamcıları haline getirilmektedirler. Büyüyünce, kazanmak ve birinci olmak için her türlü yönteme başvurmaya başlarlar. Popüler olmak, beğenilmek adına çocuklarda sadece kendisini düşünen, diğerlerini ise "ötekiler" olarak ele alan bir yaklaşıma açığa çıkarılmaktadır. Yani bu programlar göründükleri kadar masum değildir.
Kadınlık ve erkeklik rolleri çocuklukta aile, toplum ama günümüzde daha çok medya tarafından oluşturuluyor. Çocuklar bu programlarda çocuk kimliği ile değil, medyadaki popüler kişilerin küçük kopyaları olarak yer almaktadır. Türkiye’de son dönemde çocuk tecavüz ve katliamlarındaki artışta medyanın çocukları sunma biçimi de önemli bir rol oynuyor.
Dikkati çeken bir diğer konu ise Kürdistan’dan katılan ya da Türkiye şehirlerinde yaşayan Kürt çocukların ağırlıkta arabesk söylemesiydi. Türkiye şehirlerinden katılan Türk veya başka halklardan olan çocuklar halk müziği, sanat müziği, pop müziği ya da İngilizce şarkı söylemesiydi. Yani Kürt çocuklarına model hala İbrahim Tatlıses ve arabesk müzik iken Türk çocuklarına da batı müziği ve kültürü model olarak belirlenmiş durumda. Yani çocuklar kendi dilleri ve kültürleri dışındaki dil ve kültüre özendirilmektedirler.
Kürt çocuklarını bu tür programlara katılmaya iten nedir? Bu durumu, devletin 80’li yıllardaki asimilasyon politikalarının bir devamı olarak ele alıyorum. O dönemde, Kürt toplumunu Türkleştirmek için bir çok yol ve yönteme başvurulmuştur. Kürtlere sunulan örnek modellerle "Zenginleşmek, ünlü, değerli olmak istiyorsan Türkleş!" mesajı verilir. Küçük Emrah, Küçük Ceylan, İbrahim Tatlıses ve Hülya Avşar vs. gibi sanatçılar bunun en bariz örnekleridir. O dönemler herkesin aklındadır. Birçok gencimiz topraklarını terk ederek sanatçı olma hayaliyle metropollere akın eder, bu politikalar sonucu yaşamını ziyan eder. Klasik Türk filmlerinin ana konusunu da bu yaşam öyküleri oluşturur. Bazen hüsrana uğrasa da bir kumar gibi kazanma ve zengin olmanın da yolu açılabilir.
Çocuklarını bu tür programlara katan aileler bu politikaları bilerek, bir kez daha düşünmelidirler. Bir taraftan çocuklarına özgürlük mücadelemizin temel öncülerinden olan Zilan yoldaşın ismini takarken bir taraftan ise kurtuluşlarını çocuğunu böyle bir yarışmaya katarak gelişeceğini zannetmek çok büyük bir gaflettir.
Herkesin 15 dakikalığına meşhur olduğu sanal bir dünyada görünür olmak, kendini göstermek adına her türlü çılgınlık mubah hale geliyor. Sanal Dehaklar şimdi de çocukları kurban ederek güç ve reyting kazanmakta hiçbir sakınca görmüyor. Çocuklar dağa kaçırılıyor diye onca kıyamet koparanlar bir kez daha düşünsünler. Çocuklarını bu sisteme peşkeş çeken aileler, bu çocukların sırtından para kazananlar mı bu çocuklara daha çok sahip çıkıyor yoksa bu çocukları kendi değerleri ile buluşturanlar mı?

EKİN ERZİNCAN