Nina, Kara Panter Medgar Evers’ın ölümünden çok etkilenmişti. Ama kilisedeki çocuk katliamı bardağı taşırmıştı. Nina o kadar kızmıştı ki, silahını kaptığı gibi dışarı çıktı. "Dışarı çıkıp birini öldürmek istiyordum" diyen Nina’yı eşi sakinleştirdi. Öfkesini üzerinden atamayan Nina, piyanonun başına geçti ve Mississippi Goddam adlı parçayı besteledi.

İsmet KAYHAN

Carol Denise McNair, Carole Robertson, Addie Mae Collins ve Cynthia Wesley… Dört siyahi kız çocuğu… Bu dört arkadaş aynı kentte yaşıyor, aynı okula gidiyordu. Aileleri birbirini tanıyordu.

O gün aileleriyle birlikte kiliseye gitmişlerdi. Amerika’da ırkçılığın yükseldiği yıllarda siyahilerin tek sığındığı yer kiliselerdi. Sadece dua etmek için kiliseye giden bu çocukların başına gelenler Amerika’daki siyahiler için bir dönüm noktası olacaktı.

9 yaşındaki Denise, yıllar sonra Amerika’nın “en güçlü kadını” olarak anılacak Condoleezza Rice’ın sınıf arkadaşıydı.

Rice, o gün kiliseye gidip dua etmiş miydi bilmiyorum ama 90’lı yılların “savaş prensi” olarak anılan Rice’ın hayatının dönüm noktası belki de o dört kız çocuğunun kaderinde gizliydi.

15 Eylül 1963’te Alabama eyaletinin Birmingham kentinde siyahilerin gittiği bu kiliseye 19 dinamit lokumuyla saldırı düzenlendi ve bu dört kız çocuğu yanarak hayatını kaybetti. Amerikan tarihinin en kanlı saldırılarından biri olan saldırıyı, “beyazların üstünlüğünü” savunan Ku Klux Klan adlı ırkçı örgüt üstlendi.

Bu korkunç katliamdan önce ise Amerikan sivil haklar savunucusu Kara Panter Medgar Evers öldürülmüştü.

Kısa sürede tüm ülkede siyahiler ayaklandı. Yüzbinlerce kişinin katıldığı yürüyüşler düzenlendi. Bu eylemlerden sonra kamu kuruluşları ve işyerlerinde herhangi bir ırkın üstünlüğünü kaldıran yasa 6 ay sonra kabul edildi.

Siyahların en büyük silahı elbetteki müzikti. Müzik onlar için kimlikti, direnişti, ağıttı.

Nina, Kara Panter Medgar Evers’ın ölümünden çok etkilenmişti. Ama kilisedeki katliam bardağı taşırmıştı. Kilisede çocukların öldürülmesinden sonra Nina o kadar kızmıştı ki, silahını kaptığı gibi dışarı çıktı. "Dışarı çıkıp birini öldürmek istiyorum," diyen Nina’yı eşi sakinleştirdi. Öfkesini üzerinden atamayan Nina, piyanonun başına geçti ve Mississippi Goddam adlı parçayı besteledi:

“Ülke yalanlarla dolu,

hepimizin ömrü kelebeklerinki kadar.

Benim yanımda yaşamak zorunda değilsin.

Bana yalnızca haklarımı ver” dedi.

Caz müziğinin kraliçesi Nina Simone, o gün birisini öldürmedi. Ama tüm silahlardan daha güçlü bir şarkı yazdı.

“Çocuklar kilisede öldüğünde önce depresyona girdim, sonra deliye döndüm. Ve bu çocuklar bombalandığında oturup bir şarkı yazdım.”

“Herkes Mississippi’de olanları biliyor, lanet olsun

Ah, bu koca memleket yalanlarla dolu

hepiniz öleceksiniz, sinekler gibi…”

O günden sonra Mississippi Goddam, siyahilerin isyan şarkısı oldu. Şarkı fırtına gibi esti. Nina, yüzbinlerce insanın karşısında bu şarkıyı seslendirdi.

Ama radyolar tavrını “radikal” bulup onu boykot etti. Mekanlar sahne alması için onu davet etmeyi bıraktı. Nina sansürlendi, bir dönem sanki hiç yokmuş gibi davranıldı.

Nina, çok geçmeden ‘Sivil Haklar Mücadelesi’ne katıldı. Artık ‘Mississippi Goddam’, ‘The Young’, ‘Gifted and Black’ adlı şarkıları birer şarkı değil onun politik çizgisinin ifadesiydi.

Kariyerini bitiren şarkı

Bu üç şarkı çok geçmeden siyahilerin milli marşı haline geldi. Nina ise Malcolm X, Martin Luther King gibi siyah hakları savunucularının yanında çoktan yerini aldı. 1960’larda King’in yanında We Shall Overcome şarkısını söyleyerek dolaştı. Dostları arasında Afro-Amerikanların lideri Louis Farrakhan, şarkıcı Miriam Makeba, Kara Panterler’in lideri Stokely Carmichael ve yazar James Baldwin de vardı.

Mississippi Goddam yalnızca ABD tarihinde bir sembol olmakla kalmadı, onun kariyerinde de bir dönüm noktası oldu. Ama Simone yıllar sonra bir demecinde, “Kariyerimi bitiren bir şarkıydı da” diyecekti.

Kızı Lisa Simone, annesinin bu şarkıyı söylerken yaydığı hiddeti şöyle anlatacaktı: “Annem bu şarkıyı söyledikten sonra çok öfkelenirdi. Sesi kısılırdı. Mississippi Goddam şarkısından sonra sesi asla eski oktavına dönmedi.”

Ten rengin siyah, kollarım uzun

Sonra Martin Luther King öldürüldü. Bu cinayetten sonra Nina;

‘Why? The King of Love is Dead' şarkısını yazdı. Hemen ardından ise ‘Four Woman' şarkısını...

Şiddete maruz kalan, tecavüze uğrayan, seks işçiliğine zorlanan, kötü koşullarda çalıştırılan köleler ve torunları: Sarah, Safronia, Sweet Thing ve Peaches.

“Ten rengim siyah,

kollarım uzun,

saçım arapsaçı,

sırtım güçlü;

sürekli tekrar eden acıları kaldıracak kadar güçlü,” sözleriyle Köle Sarah Teyze’yi anlatarak başlayan Four Women,

“Ten rengim kahverengi,

tavrım sert şu aralar

çok sinirliyim çünkü ebeveynlerim köleydi,” 

diyerek sonlanır.

Siyah kadının Amerika serüvenini, ihtiyarı ve genciyle aynı çağa mensup dört öfkeli karakter üzerinden anlatır Nina Simone. 60’ların başından itibaren yüzünden ve sesinden hiç atamadığı öfke, ona en çok bu şarkıda yakışır.

Simone'nin hayatı kilisede yakılan dört kız çocuğundan sonra bir daha eskisi gibi olmadı.

Çevresindeki dostları hedef haline geldi. 1958’de çıkan ilk albümü, ‘I Loves You Porgy’ tam bir milyon satsa da Nina artık ABD’de müzik yapamaz duruma gelir. FBI ve CIA adım adım kendisini izler. Beyazların ölüm tehditleri artık dayanılmaz hâle gelmiştir.

1968 yılında Nina’ya özgürlüğün onun için ne anlama geldiği sorulduğunda, önce “Sadece bir his” demiş, hemen ardından ise şunları eklemişti: “Sana özgürlüğün benim için ne olduğunu söyleyeyim: Korku duymamak. Gerçekten söylüyorum; korku duymamak!”

Bazı siyahlar Tanrı’ya değil caza inanır

1978 yılında Vietnam Savaşı’nı protesto etmek amacıyla vergilerini ödemeyince tutuklandı; ancak kısa bir süre sonra serbest kaldı. Sonra ABD’yi terk etti. Bir sürgün olarak yaşamına devam etti Nina.

Hayatı boyunca ırkçılıktan ötürü pek çok ülkeyi ‘ev’ edindi kendisine. New York, Liberya, Barbados, İngiltere, Belçika, Fransa, İsviçre ve Hollanda; Nina tarafından ev olarak adlandırılan yerlerdi.

Hayatını kaybettiğinde Güney Fransa’daki evindeydi ve külleri birkaç Afrika ülkesine dağıtıldı.

20. yüzyılın en güçlü kadın müzisyenlerinden biri olarak tarihe geçen Nina, arkasında bestelediği 500’den fazla şarkı, 60’tan fazla albüm bıraktı.

Nina öldükten sonra siyahi bir rahip şöyle diyecekti: “Bazı siyahlar Tanrı yerine caz müziğe inanıyorsa bunun sebebi Nina'dır.’’