Türkiye’de herkesin bildiği sırlar çoktur. Türk filmlerindeki dedikoducu tiplerin her rastladığına “Bak, bii sen, bii ben, bii de yüce rabbim biliyoo haa” demesi gibi. Herkes bilir ama kimse alenen söylemez, söyleyemez. Yani “kral çıplak” demek için cesaret ister. Çünkü herkesin bildiği sırları, herkesin gizlice bilmesinde mahzur yoktur ama alenen söylenmesi bir cinayet sebebidir. Herkesin bildiği sırların aleniyete dökülüp cinayete yol açmaması için bu sırlar yine herkesin bildiği yalanlarla kat kat örtülür. Örtülür ama geçekler değişir mi? Değiştirilebilir mi? Asla, bu olanaksızdır.
Okullarda okutulan ve medyada egemen olan tarih anlayışına bakalım. Sanki bir gül bahçesidir. Hem de hiç dikeni olmayan bir gül bahçesi.
Bu tarihlerde ne Ermeni soykırımı, ne Alevi soykırımları, ne de Kürt soykırımlarına rastlarsınız. Tersine bu halkların suçlu ve hain olduğu ya da bin bir türlü yalan herkese ezberletilir. Hala tarih kitaplarına Süryanileri suçlayan masallar eklenmesi yalancı tarihçiliğin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.
Oysa günlük hayatta herkes o günleri yaşamış olan büyüklerinden gerçeğin bir parçasını duymuştur. Ama duymamış gibi yapar. Ben şahsen Rumların yaşadığı zulmü yaşlıların anlattığı anılardan anladım. Dersim katliamıyla ilgili Dersimliler bile ağzını açamazken katliam döneminde orada askerlik yapan bir yaşlının anlattıkları gözlerimi açtı. Bir arkadaşımın babası olan yaşlı kişi sohbet ederken her vatandaş gibi askerlik hatıralarını anlatmaya başladı. Dersim’le ilgili söyledikleri tüyler ürperticiydi. Belki anlatmadığı şeyler daha çoktu ama bana anlattıkları yetmişti.
Bütün temel sorunlarımızda hepimize ezberletilmiş yalanların esiri olan bir toplum haline geldik. Bu esaret birçok gerçeği de sır haline getiriyor. Daha düne kadar koca koca dil-tarih profesörleri Kürtler diye bir millet olmadığını, onların kart-kurt sesi çıkartan dağlı Türkler olduğunu, Kürtçe diye bir dil olmadığını yazıp söylüyordu. Tüm millet de onlara inanıyor ya da öyle görünüyordu. 80 sene bu yalanlara herkes Allah emri gibi inandı-inandırıldı. Oysa orada 3 gün askerlik-memurluk yapan herkes ayrı bir millet ve dil olduğunu görüyordu ama söyleyemiyordu. Bunu üniversite ortamında ve bilimsel zeminde ilk ortaya koyan İsmail Beşikçi hocamız resmi ideolojinin yalan perdesini yırttı ama bedelini de çok ağır ödedi. Özgürlük hareketinin ağır bedellerle verdiği mücadele sonunda Kürtlerin  ve Kürtçenin varlığının resmen kabul edilmesine yol açtı. Ama sorun çözüldü mü? Tam tersine daha da çetrefilleşti. Çünkü yıkılan yalanların yerine derhal yeni yalan kaleleri inşa edildi. Şimdi de “Biz Kürtlerle kardeşiz ama PKK’ye karşıyız. PKK teröristtir” yalanlarına sığınıyorlar. “Siyasetle müzakere, terörle mücadele ederiz” diyorlar. Akıllarınca halkı ve PKK’li olmayan Kürtleri PKK’ye karşı kışkırtıyorlar. Böylece Kürtleri parçalayıp birbirlerine kırdıracaklar ve ezecekler. 30 senedir terörü ezmek adıyla PKK’ye yönelik uygulanan terör her Kürdün canını yakmıştır. Bugün de PKK’yi imha etmek için atılan bombalar sadece PKK’ye değil her Kürde zarar vermektedir. Sadece katledilen çocuk sayısına baksak bile bunu anlayabiliriz. Milyonlarca insanın “Öcalan siyasi irademizdir” diye imza vermesi yetmiyor. Halkın yüzde seksen-doksan oyla seçtiği milletvekilleri-belediye başkanları yetmiyor. Milyonlarca insanın yıllardır her gün “PKK halktır, Halk burada! Bijî Serok Apo!” diye haykırması yetmiyor. Şimdi de AKP devleti “Kürtleri PKK’den kurtarmak” inadında direniyor. Bu iş için taşeronlar toplamaya çalışıyor. Yeni yalan budur. Siyaset ve medya zirvelerine de hakim bir yalan, yine herkesin bildiği sırları örtmek için kullanılıyor.
 “Fethullah Gülen cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Gazeteciler ve Yazarlar vakfı ikinci başkanı” Cemal Uşak’ın Radikal’de Ezgi Başaran’a yaptığı  açıklamalar önemli ama bir şeyi değiştirmiyor. Müslümanların geçmişte muhtelif nedenlerle Kürtlere karşı görevlerini yerine getirmediğini belirten Uşak, özeleştiri yapıyor. Ama anadilde eğitimi savunurken bugünkü imha politikalarına karşı çıktığı da yok. Hele cemaat medyasının “operasyon merkezi gibi” imha savaşını yönetme havasında çaldığı savaş tamtamlarını görünce cemaatin özeleştirisine inanmak çok güç.
Türkiye’de başta AKP-devlet olmak üzere herkes Kürt halkının iradesini PKK’siyle, KCK’siyle, BDP’siyle Önderliğiyle bir an evvel kabul edip halkın temek istemlerini kabul etmedikçe hiç bir şey değişmemiş demektir. Herkesin bildiği sırlar artık aşikar edilmeli, herkesin inandığı yalanlar yıkılmalıdır. Zaten yıkılacaktır. Ama yolu boşuna uzatmayalım. Çünkü “gerçekler devrimcidir” ve inatçıdır. Hiç bir güç, bomba, uçak gerçekleri yok edemez, değiştiremez.